23 Şubat 2017 Perşembe

EVET Mİ, HAYIR MI 6?


22 Şubat 2017 Çarşamba günü… Bakırköy-Yenikapı-Bostancı seferini yapan deniz otobüsündeyiz. Bakırköy’de esnaflık yapan ve Anadolu yakasında oturan esnaflar. Haftanın yedi günü iki kıta arasında gidip geliyorlar bıkıp usanmadan.
Karşılaştığım esnafların hepsini tanıyorum. Kimini Bakırköy’den, kimini ise deniz otobüsü yolculuğundan. Yolcu bekleme salonuna erken gelince karşılaşıyoruz. Selamlaşma, hal hatır sormadan sonra içlerinden biri konuya giriyor. “Hocam, halkoylamasında ne olur?” diye soruyor.
Esnaf arkadaşın sorusuna yanıt vermek yerine soru soruyorum ona: “İşler nasıl?” “Sorma…” diye yanıtlıyor beni. Siftahsız günlerimiz oluyor. Birçok esnaf arkadaş kirayı bile çıkaramıyor.” diyor üzüntülü ve kaygılı bir sesle. “Neden?” diye ekliyorum. Hepsi birden: “Neden olacak… Ekonomik kriz çok büyük... Piyasa allak bullak…”
Ben, susarak meraklı gözlerle sırayla gözlerini tarıyorum. İçlerinden biri: “Yalnızca inşaatla olur mu? Ülke kalkınır mı böyle? Üretim olacak, üretim. İnşaat piyasası da şişti kaldı. Satan çok, alan yok!” diyerek durumu özetledi.
Yolculuk sırasında konuştuğum esnaf arkadaşların çoğunluğu muhafazakâr demokrat olarak nitelemekte kendilerini. Gündemi iyi izlemekteler. Yorumları gerçekçi…
Bana soru soran ilk kişiye dönüyorum: “Sizce halkoylamasında ne çıkar?” diye soruyorum. Onun bana sorduğu soruyu ona yöneltiyorum. O, gülerek “Hayır çıkar.” diyerek kestirip atıyor. Diğerleri de onu onaylıyorlar tereddüt etmeden. İçlerinden biri: “Bak Hoca’m, çarşılar yanarken kepenkler kapanırken, iflaslar artarken esnaf ‘evet’ oyu vermez.” diyerek ortaya atılıyor.
Söyleşimiz ekonomiden çıkıp başkanlığın siyasal boyutuna geliyor. Onlar konuşuyor, ben dinliyorum. Başkanlığın ABD dayatması olduğundan söz ediyor birisi. Diğeri, başkanlığın toplumu huzursuz edeceğini anlatıyor. Bir diğeri ise TBMM’nin denetim yetkisinin ortadan kalkmasına epey içerlemiş durumda
.Ben söze giriyorum. Erdoğan’ın 1993’te başkanlıkla ilgili söylediği sözü anımsatıyorum: “Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı, bir özentinin ya da ABD emperyalizminin bize bir tavsiyesi. Bunun oluşması için siyasetle serbest piyasanın oluşması lazım.” Neredeyse hepsi birden: “Yapma be Hoca’m! Doğru mu bu?” diye sordular. “Evet, doğru…” karşılığını verdim.
            Tayyip Erdoğan’ın, 15 Temmuz darbesi gecesi cep telefonuyla bir özel televizyon kanalına bağlandığında yaptığı konuşmadan bir örnek veriyorum. “Bu ülke, demokratik parlamenter sisteme inanmış bir ülkedir.” sözünü söyleyip susuyorum.
            Esnaflardan en genç olanı: “Bu kadar da olmaz abi!” diyerek söyleniyor. Ardından: “Sıkıştığı zaman TBMM; paçayı kurtarınca da başkanlık diyor.” sözlerini söylüyor öfkeyle. Camdan denizi izleyen arkadaş, “Sen inanırsan, o her şeyi söyler.” diyerek susuyor.
            Başkanlık sistemi konusunda söylenecekler bitti. Konu, kentsel dönüşüme geldi. Bu konuda öfkeler kabardı. Hepimiz olanın “kentsel dönüşüm değil, rantsal dönüşüm olduğu” düşüncesinde birleştik.
            Güneş çoktan battı. Bakırköy’den ayrılalı elli dakika geçti ve Bostancı İskelesi’ndeyiz. Esnaflardan ikisi “İyi akşamlar!” dileyip ayrıldı. Üçüyle birlikte birazcık yürüyüp ayaküstü konuşmamızı sürdürdük. Bu arada telefonlar çalmaya başladı. Arayanlar eşlerimiz... Tabi, siparişler var. Marketler kapanmadan yetişmeliyiz. Vedalaşarak ayrıldık.
            Erdoğan’ın Bursa, Aydın, Balıkesir mitinglerini neden iptal ettiğini, bir akşamüstü yaptığımız deniz otobüsü yolculuğundan anlamış bulunuyoruz. Peki, siz anladınız mı mitinglerin neden iptal edildiğini?
                                                                                  Adil Hacıömeroğlu
                                                                                  23 Şubat 2017