18 Haziran 2009 Perşembe

ATLANTİK ÖTESİNDEN BÜYÜK OYUN

12 Haziran 2009 tarihli Taraf Gazetesi'nin "Akp ve Gülen'i Bitirme Planı" haberi gündeme bomba gibi düştü. Gündemdeki sıcak, ülkemiz açısından yaşamsal konular birden unutuldu. Kısacası gündem değişti.

Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek imzalı belge, yandaş medya tarafından allandırılıp pullandırılıp kamuoyuna aktarıldı. AKP Genel Başkanı ve diğer AKP'li yöneticiler, demokrasi kahramanı edasıyla demeçler verdiler; darbeye, orduya karşı meydan okudular. AKP yöneticileri ve yandaş medya yazarları birer Yeltsin oldular. RTE-İlker Başbuğ görüşmesinden sonra ise başta RTE olmak üzere "demokrasi kahramanlarımızın" ateşinin düştüğü görüldü.

Bu belge, gerçek olabilir mi? Bir an için gerçektir, diyelim. Davulla zurnayla darbe olur mu? Yılarca askeri eğitim almış, gizliliğin ne demek olduğunu herkesten iyi bilen subaylar böyle bir belgeyi çarşıya pazara düşürürler mi? Böyle bir eylem planı, dilden dile dolaşırken darbe olur mu?

Belge; Atlantik ötesinden sızdırılmış ve ordumuzu yıpratma amacı taşımaktadır. Daha önce de Türk ordusuna ve özellikle de Atatürkçü duruşuyla bilinen subaylarına karşı benzer komplolar kurulmuştur. Ergenekon soruşturması adı altında Cumhuriyet'e bağlı subaylar, öğretim üyeleri, siyasetçiler, basın mensupları, demokratik kitle örgütlerinin yöneticileri ... düzmece suçlamalarla tutuklanmıştır. Cumhuriyet değerlerini savunanlara karşı yıldırma ve sindirme operasyonu yapılmaktadır.

Bu kez, Atlantik ötesinden büyük bir hesaplaşmayla karşı karşıyayız. Çuval geçirme operasyonunun devamıdır bu belge. Amaç, Türk Ordusu'nun toplumsal desteğini yok etmek, millet-ordu bütünleşmesini ortadan kaldırmaktır. Milletin desteklemediği bir ordu zafer kazanamaz, ayakta duramaz. Bu arada, şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Her türlü darbeye ve darbe girişimine karşıyım. Bugüne kadar yapılmış tüm darbelere de karşıyım. Darbeler demokrasimizi, gelişmemizi engellemiştir.

Peki, neden ordumuz hedef alınmaktadır? Çünkü, ordumuz gücü itibarı ile bölgenin en caydırıcı gücüdür. Ayrıca, dünyanın en büyük askeri güçlerinden biridir. Bu ordu, oluşumunu ve gücünü antiempeyalist bir mücadele olan Kurtuluş Savaşı sırasında sağlamıştır. Emperyalizmi dize getiren bir orduya, emperyalistlerin dostça bakması beklenemez.

Çünkü ordumuz, Atatürkçü özünü yitirmemiştir. Kemalizm, üçüncü dünya açısından en büyük modernleşme projesidir. Bu nedenle üçüncü dünya ülkelerinin uyanışını önlemek için Kemalizmin, sömürgeciler tarafından ortadan kaldırılması gerekiyor. Model ülke Türkiye'nin, ılımlı İslam çizgisine çekilmesi ABD'nin en büyük amacı. Bunun için Kemalist bir ordu, ABD'nin işine gelmiyor. Ayrıca, ABD, Irak'tan çekilme hazırlığı yapmaktadır. Bu sürecin sonunda Türk Ordusu'na Irak'ta ABD hesabına görevler verilmek istenmektedir. Bu konuda siyasal iktidarın sorun çıkaracağını sanmıyorum. Engel Türk Ordusu'dur. Emperyalistler ve işbirlikçileri bunun için orduyu yıpratma kampanyası başlatmışlardır.

Darbecilikle suçlanan subaylara baktığımızda dikkat çekici bir durumla karşılaşıyoruz. Bu subaylar, Güneydoğu'da terör örgütüne karşı amansız bir mücadeleye katıldılar. Terörün, hangi "dost eller" tarafından desteklendiğini bilen kişiler.


Darbe söylentileriyle gündemin değiştiğini söylemiştim yazımın başında. Evet, hem de nasıl değişti. Mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili yasa, Gül tarafından onaylanıp yürürlülüğe girdi. Sahi işsizliği, ekonomik krizi konuşanımız kaldı mı? Merkez Bankası Başkanı'nın "tüneldeki ışık" uyarısı geçiştirilecek bir konu mu? Her gündem değişikliği, kamuoyunun önemli, yaşamsal konuları tartışmasını engelliyor. Hızlı gündem değişiklikleri belleğimizi allak bullak ediyor; asıl olanı göremiyor, yapay olanla vakit geçiriyoruz. Böylece toplumsal enerjimiz boşa harcanıyor.

Türkiye, yapay gündem sarmalından kurtulup büyük güçlerin ülkemiz üzerindeki planlarını bozmalıdır. Asker, darbe yapacak umacısıyla ülkemizde dış destekli bir sivil darbenin köşe taşları mı döşeniyor? Bu sivil darbeyle 1919'un intikamı mı alınıyor?

Ulusumuz,tarih boyunca birçok zorluğu aşarak bugüne gelmiştir. Halkımız, ulusal sağduyusunu göstererek bu emperyalist oyunu bozacaktır. Oyunun bozulması, ulusumuzun aydınlık yarınlara koşmasında önemli bir sıçrama taşı olacaktır. Unutmayalım ki: Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.

Adil Hacıömeroğlu
18.06.2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder