18 Mart 2008 Salı

ÇANAKKALE

ÇANAKKALE

Turgut Özakman'ın yazdığı "Diriliş-Çanakkale 1915" adlı romanı okuyorum. Zaman zaman kanım çekiliyor, nutkum tutuluyor. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının inanılmaz kahramanlıkları var kitapta. Birçok adsız kahramanın, vatan uğruna canını esirgememesi...Sömürgeci devletlerin,bir ulusu yok etme çabaları...Bu çabaları boşa çıkaran, yürekleri vatan sevgisiyle dolu Mehmetçiklerimiz... Bu kitabı kesinlikle okuyalım, okutalım. Çocuklarımız, gençlerimiz, hatta büyüklerimiz tarihsel gerçeklerimizi, öğrenmeli; bağımsızlığımızın, varlığımızın nasıl kazanıldığını bilmeli.
Çanakkale'den Dumlupınar'a giden acılı ve kahramanlıklarla dolu bir yolun bizi getirdiği en büyük değerse Cumhuriyet'tir. Dünyada emperyalizme ve ortaçağın kör karanlığına karşı savaşılarak kurulan dünyadaki tek cumhuriyet. Yaklaşık yüz yıldır ezilen ve modernleşmek isteyen tüm ezilen ulusların model aldıkları tek yönetim biçimi.
Son yıllarda sömürgeci dış güçlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin Cumhuriyet'imizi yıkmak için niçin yarıştıklarını anlamak hiç de güç değil. Dünya uluslarına model olan antiemperyalist bir oluşum ulusal bilinci olmayanları çok rahatsız eder çok.

YOLSUZLUK

Cumhuriyet'imizin en büyük düşmanı yolsuzluk ve yoksulluktur. 1920'li 30'lu yıllardaki sanayileşme, tarımda üretim artışı sağlama, örgün ve yaygın eğitimi geliştirme; bilim, sanat, tarih, dil ... alanlarındaki çalışmalar, ortaçağın en büyük kalıtı olan, adeta ulusumuzun yazgısıymış gibi gösterilen yolsuzluk ve yoksulluk bataklığının yok edilmesi içindir. Çünkü bu bataklıkta; işbirikçiler, bölücüler, irticacılar...çoğalır.
Yolsuzluk, yoksulluk bataklığını kurutalım; bırakalım ulusumuzun güzel insanları, rengarenk çiçeklerle dolu,güneşli cumhuriyet bahçesinde sonsuza dek mutlu yaşasınlar.

AH GÜZEL İSTANBUL

İstanbul,dünya yüzündeki kentlerin en güzelidir. Üstüne bu kadar şiir söylenip şarkı bestelenen, insan yüreğini bir başka çarptıran bir başka kent var mıdır acaba?Doğal, tarihsel, kültürel değer ve güzelliklerin böylasine çokça bulunduğu bir başka yeri düşleyemiyorum bile.
Peki,böylesine güzel bir kente bizler nasıl danranıyoruz? Bu kenti yönetenler,bu değerin farkındalar mı? Bence değil. Dillere destan Boğaziçi'mizde balıklar yerine çöpler yüzüyor. Hele bir lodos esmeye görsün, denizde mavi görmek olası değil.
* * * *
Bazı dereler ıslah edildi, dere yataklarındaki atıklar temizlendi.Fakat maalesef,bir yıl geçmeden bu derelerimizin yanına kötü kokulardan yaklaşılmıyor. Dereleri besleyen kaynaklarda(?) arıtma yapılmadığından büyükşehir belediyesinin trilyonları boşa gidiyor.
* * * *
Hemen her ilçede sokaklar çöpten geçilmiyor. Yiyen içen, yediğinin içtiğinin atıklarını sokağa atıyor. Bunun bir nedeni sokak ve caddelerde yeterince çöp kutusunun olmaması; diğer nedeni ise halkımızın eğitimsizliği. Eğitimsizlik deyip kestirip atamayız. İletişim ve basın-yayın organlarının böylesine geliştiği günümüzde davranış konusunda halkı eğitmek oldukça kolay.
Ayrıca belediye zabıtaları yalnızca esnafla mı ilgilenir?Kenti kirletenlere karşı uyarı görevi yok mudur?
* * * *
Bir de çöplerin gelişigüzel sokak ve caddelerin bir köşesine bırakılması var. Zaman zaman sokak köşelerinde çöpten tepeler oluşuyor. Bu da insanlarımız için tehlikeler ve geçim kapısı oluşturuyor. Görüntü içler acısı... 21. yüzyılın Türkiye görünümü bu olmamalı.
* * * *
Geçen yaz İstanbul'da susuzluk tehlikesi baş gösterdi. Önlemler hep geçici ve günü kurtarmaya yönelik.S orunun esasına kimse eğilmiyor. Yok edilen ormanları yeniden geri kazanmak için çalışmalar yapılmıyor. Kent içinde az da olsa kalan ağaçlar, bir takım kişilerce en küçük fırsatta yok ediliyor. Yöneticilerimiz, işlerinin(?) yoğunluğundan kentle ilgilenemiyorlar.

İstanbul'un fatihi 2.Mehmet: "Yaş kesenin, başını keserim." dememiş miydi? Unutmayalım ki Ankara bozkırındaki bir iğde ağacının kesilmesi karşısında gözyaşlarına engel olamayan bir Mustafa Kemal'imiz var. İyi bilinmelidir ki İstanbul bizlere Tanrı'nın bir armağanıdır.

* * * *
Erguvanların tomurcuklandığı bu günlerde tüm okurlarıma,dostlarıma erguvan güzelliğinde bir bahar diliyorum.

Boğaziçi erguvanla süslenir
Manolyalar sevda ile beslenir
Mimozalar Adalar'a yaslanır
İstanbul'um eşin var mıdır senin

Adil Hacıömeroğlu
18 Mart 2008

1 yorum:

  1. Dikkat ediyorum. Gezdiğim gördüğüm şehirlerde, ısrarla yeşili yok etme çabası var. Ağaçlar kesilerek kaldırım taşı döşeniyor. Bu iğde ağacı için ağlayan Sevgili Mustafa Kemal'e bir tepki gibi geliyor. Ama unutulmamalı ki bu işi yapanlar da bu dünyada yaşıyorlar. Bindiği dalı kesenler gözlerini artık açmalılar. Aksi takdirde dökülen süte ağlamak bir fayda getirmeyecek.

    YanıtlaSil