10 Ağustos 2009 Pazartesi

DEMOKRATİK AÇILIM (!)

Günlerdir bir "demokratik açılım" sözüdür, alıp yürüyor. Türkiye bütün sorunlarını unutmuş, "demokratik açılım"a kilitlenmiş durumda. Gerçekten ülkemizde bir demokratik "devrim" yapılıyor da bizim mi haberimiz yok.

Bugün Abdullah Gül Bitlis'te "Başımızı kuma gömmeyelim. Bugün Türkiye'nin en önemli meselesi budur. Bunu bilerek hareket ediyorum." diyor. Neymiş Türkiye'nin en önemli meselesi? "Kürt sorunu..." Başka? Yer adlarının Türkçeleştirilmesi.

Peki; ülkemizde işsizliğin çığ gibi büyümesi, iş yerlerinin art arda kapanması, insanlarımızın çöpten yiyecek toplayarak karnını doyurması, ülkemizi saran ateş çemberi ... gibi konuların hiç mi önceliği yok? Türkiye'nin, son yıllarda izlenen yanlış politikalar yüzünden nasıl bir çözümsüzlüğün içine sürüklendiğini görmezden gelebilir miyiz? Güneydoğu sorununun temelinde yatan katı, sistematik feodalizmi ortadan kaldırmadan sorunun çözümü olanaklı mıdır? Şu da iyi bilinmelidir ki feodal derebeylere dayanarak, onlardan destek alarak feodalizm ortadan kaldırılamaz. Evet, Türkiye'nin gündeminde çözmesi gereken önemli, çözümü çok gecikmiş bir sorun var: Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki feodalizm.

AKP Hükümeti'nin ve AKP'li Cumhurbaşkanı'nın bunca acelesi nedendir? "Demokratik açılım"ı ivedi kılan nedir? Bizce bunun iki nedeni var. Birincisi, Obama'nın ülkemize ziyareti. Diğeri ise gündem değiştirerek ekonomik yıkıntıyı unutturmak.

Kim bu Obama? Dünyayı büyük bir sömürge haline getirmek isteyen ve Lozan Antlaşması'nı tanımayan ABD'nin başkanı. Peki, Obama nerede konuşup isteklerini bildiriyor? Dünyada emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermek için kurulmuş ve bu savaşı da kazanmış TBMM'de. Yani büyük kahraman Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kurduğu mecliste.

Gelelim Obama'nın isteklerine: Kürt sorununun çözümü, Ermenistan sınırının ve ruhban okulunun açılması, Kıbrıs'ın halli... En önemlisi ve kamuoyunun tartışmadığı ise Irak sorunu. Obama, Irak'tan çekileceklerini söyleyince bizim "barış güvercinleri" neredeyse göbek atacaklar. Obama'nın ABD'yi nasıl değiştireceğinden, artık dünyaya barış geleceğinden, bu nedenle de Obama'ya destek verilmesi gerektiğinden dem vuranlar oldu. Amaç, yeni ABD politikaları için zemin oluşturmak.

Evet, Amerika Irak'tan çıkacak; ama ya sonrası? İşte felaket burada. İşbirlikçi Barzani'yi kim koruyacak? PKK'nın durumu ne olacak? Obama, Irak'taki alev toplarını bizim kucağımıza bırakıyor, farkında değiliz. İşte, burada bölücübaşının 15 Ağustos'ta açıklama yapacağı gündeme düşüyor. Herkes 15 Ağustos'a kilitleniyor. Kimse niye 15 Ağustos, diye sormuyor. Bölücübaşı aba altından değnek gösteriyor. Çünkü 15 Ağustos, Eruh baskınının yirmi beşinci yılı. Yani PKK'nın devlete, ulusa meydan okuduğu ilk eyleminin yıldönümü. AKP'li kurmaylar ve onların destekçisi medya organları günlerdir kamuoyunu alıştırıyorlar bu duruma. Bölücübaşını ve ona bağlı militanları masum ve mağdur göstermek için demokrasi kullanılıyor. Biz, masumiyet ve mağduriyet politikalarıyla iktidara taşınanları gördük.

İnceden inceye PKK'ya affın temelleri atılıyor. Neymiş, dağdakilerin onuru kırılmaması gerekiyormuş(!). Onlara iş, toprak, hatta siyaset yapma hakkı tanınmalıymış. Yıllardır dağda bulunan, teröristlikten başka bir şey bilmeyen kişi, toprakta çalışıp tarım yapacak öyle mi? Peki, devletin, ulusun, ulusun bağrından çıkan ordumuzun onuru ne olacak? Şu anda PKK bitmek üzere. Dağılma ve çökme sürecine girdiği iyi bilinmelidir. Önlemler bu gerçekten hareketle alınmalıdır. Politikalar böyle oluşturulmalıdır.

PKK ile dağda bayırda savaşan, ABD'nin BOP'una karşı çıkan subaylarımız bir bir tutuklanıp yargılanırken bölücübaşının gündem belirlemesinden daha doğal ne olabilir ki? Halk deyimiyle taşlar bağlanmıştır... Yani Cumhuriyet'in köşe taşları... Cumhuriyet dağının kayalarını bağlamak mümkün müdür?
Adil Hacıömeroğlu
10 Ağustos 2009

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder