27 Kasım 2009 Cuma

BÖYLE BAYRAM MI OLUR?


Dini ve milli bayramlar tüm ulusların yaşamında önemlidir. Ulusal birliğin sağlanmasında, dayanışma duygusunun geliştirilmesinde, toplumların psikolojik motivasyonunda bayramların önemi yadsınamaz. Dünyanın her yerinde, inancı ve etnik kökeni ne olursa olsun her toplumun muhakkak bir bayramı vardır. Bayramsız bir toplum düşünülemez; çünkü bayramlar insanlığın moral değerleridir.

Çocukluğumdan beri ulusal olsun, dini olsun her bayram bana heyecan verir. Ulusal bayramlar tarihsel belleğin tazelenmesi açısından önemlidir. Tarihteki olumlu ya da olumsuz olayların ayrımına vararak, onlardan ders almak her yurttaşın görevi olmalıdır. Ulusal bütünlüğün sağlanması ve ortak bir toplumsal ruha sahip olmak için ulusal bayramlar vazgeçilmezlerimizdendir. Ancak bu yazımızdaki konumuz, dini bayramlarımızdır.

Bayramlarda dinlenceye gidenlerden değilim. Yaşamım boyunca tüm dini bayramları ailemle geçirmek beni hep mutlu etmiştir. Geniş aile bireyleriyle yılda birkaç defa bayram nedeniyle de olsa sofraya birlikte oturup yemek yemek, acı ve tatlı olayları yad etmek doyumsuz bir andır benim için. Ayrıca mezarlık ziyaretleriyle vefa duygusunu yaşamak iç huzurumuz açısından da gereklidir. Akraba, komşu ve eş dost ziyaretlerinin sosyal doyumunu nereden alabiliriz ki? Dizilere teslim olmuş, televizyonların koşullandırıcı yayınlarıyla monotonluğun kısırdöngüsünde uyuşmuş, kent yaşamının zorluklarıyla yalnızlaşmış, ekonomik ve sosyal sıkıntılarla bunalmış halkımız için bayramlar daha da önemli duruma gelmiştir. Bu nedenle bayramları bayram gibi kutlamanın güzelliğini de bilmemiz gerekir.

Bu kurban bayramında da diğer bayramlarda olduğu gibi İstanbul’dan Ankara’ya geldik. Adetten olduğu üzere bayramlarda ailenin en büyüğünün yanında toplanılır, biz de öyle yaptık. Gece yarısı bindiğimiz otobüs, sabahın altısında Ankara’daydı. Fakat o da ne? Otobüs terminali dışında otobüs yazıhanelerinde yolcu indirmek yasak. Başkentimizde otobüs firmalarının servis araçları belediyece üç beş yıldır yasaklanmıştı. Servis aracı yok, taksi fiyatları el yakıyor. Mesafe de uzak. Tek çözüm dolmuş bekleyip binmek. Sıcaklık iki derece, sert bir ayaz ve biz de binlerce yurttaşımız gibi bekliyoruz. Biz elli dakika bekledik, diğerlerinin ne kadar beklediğini bilemem. Yani ilk dakikada bayram ziyaretinde çile başlıyor. Şehirlerarası yolculukta çekmediğiniz çileyi, şehir içinde çekiyorsunuz. Türkiye’nin hiçbir yerinde göremeyeceğiniz bir keyfi uygulamayla Ankara ziyaretleri eziyete dönüşüyor.

Bugün bayram ve hiçbir şey benim moralimi bozamaz. Yüreğimde kine, öfkeye yer yok bugün. Güzellikler, mutluluklar ön planda olmalı. Eve gelip kapıyı çalıyorum. Annemin güleç, mutlu gülümsemesiyle karşılaşıyorum. Ne güzel, ne kadar güzel; bir ömre değen an, bu an değil mi? Gözlerinden gece boyunca uyumadığını anlıyorum, ben de uyumadım. Anne yüreği böyledir, kaç yaşında olursan ol, sen hala küçük bir çocuksun onun gözünde. Yolculuğun bitene kadar onun camdan bakan hasret gözyaşları da bitmez. Bunun içindir ki çoğu kere ziyaretlerimin saatlerini söylemem, birden çalıveririm anacığımın kapısını. Babam sağken birlikte beklerlerdi, şimdi iki kişilik bekliyor.

Herkes toplanıyor, bayramlaşıyoruz, armağanlar, harçlıklar… Artık mükemmel bir kahvaltıda sıra. Sonra bayramda eksik olan yanımızı tamamlamaya… On binler Karşıyaka mezarlığına akıyor. Dualar, çiçekler, mezarlara dökülen can suları… Derin ve bitmeyecek özlemler mezar taşlarında, mermerlerde sonsuz öpüşlere, gözyaşlarına dönüşüyor; dalgın ve içten ağlayışların hüznü ise vuslata. Bir yanımızı geride bırakarak eve dönüyoruz. Uzun bir sessizliği çocukların cıvıltısı bozuyor. İşte hayat, işte gelecek... Az sonra konukların da geleceği düşüncesiyle toparlanılıyor.

Mezarlık dönüşü hazin kurban manzaraları… Çoluk çocuk kurbanların başına üşüşmüş insanlar… Herkes kurbanın bir yanından çekiştiriyor. Hijyen hak getire… Akşamleyin haberleri izliyorum, yurt genelinde kurban görüntülerini. İçim kararıyor vahşet karşısında. Sokak ortasında, kurbanlıklara sopa, bıçak, zincir, satır, balta, tabancalarla saldırılıyor. Sanki düşman işgallerine karşı direnen milis kuvvetleri. Kaçan hayvanın arkadan bacak liflerini keserek, onu cadde ortasına çökerten zalim bir ruhun kameralara bakışı unutulur mu? Hepsi Çin işkencesi gibi. Hangi vahşeti anlatalım ki? Din bilginleri istediği kadar “Kurbanlık hayvanlara eziyet edilmemeli, bu günahtır.” desin. Dinleyen kim, anlayan kim? İçimizdeki zalimliği, hayvanlardan çıkarıyoruz. Nasıl vatandaşı soymak, ılımlı İslamcılığın Allah’la aldatıcılığıyla yapılıyorsa; zalimlik de dini bir görevi yerine getirme bahanesiyle hayat buluyor kimi zavallı bedenlerde.

Kurban kesimi sonucunda birinci günün tablosu: 2 ölü, 1954 yaralı. Gözü çıkan, parmağı kopan, kolu, bacağı ve vücudunun muhtelif bölgelerinden yaralananlar var. Bir savaş tablosu sanki.

Televizyonlardaki ikinci önemli bayram haberi ise, türbe ziyaretleri. Kutsal kabul edilen kişilerin türbelerini yurttaşlarımız akın akın ziyaret ediyorlar. Yoksullar, hastalar, dertliler… çözümü türbeleri “tavaf” etmekte buluyorlar. Bedenlerinin ağrıyan, hasta olan bölümlerini türbe taşlarına sürerek çare arıyor, çaresiz yurttaş. Türbe topraklarını alarak evin yolunu tutuyor kimi insanlar, ilaç olur diye.

Merak edenlerin olduğunu biliyorum, söyleyeyim. Geçen yıllarda olduğu gibi kurbanımı Mehmetçik Vakfı’na bağışladım, ancak yüreğimin bir yanı LÖSEV’de kalarak. Bayramlarda sevdiklerimize ve gereksinimi olanlara armağan almak kadar güzel bir davranış yoktur bence. Tabi ki armağan usulen olmamalı, bir eksiği giderici olmalıdır. Yine armağan verirken insanların gururu incitilmemelidir. İnsanlara açıktan para vermeyi hep onur kırıcı bulmuşumdur.

Bayramların ve geleneklerimizin hurafeye, vahşete dönüşmeyeceği nice güzellik , mutluluk ve huzur dolu bayramlar diliyorum ulusumuza.

Adil Hacıömeroğlu
27 Kasım 2009

4 yorum:

  1. Bu ülke de yapılan her iş gibi ibadetlerimiz de doğru düzgün bir şekilde yapılamıyor.

    Ancak tabi ki bu tabi ki eğitim ile alakalı... Hem de doğrudan. Yaşadığım ilçeden olsa gerek haberlerde gördüğüm olayların tek bir tanesini bile çevremde görmedim. Biz de Allah kabul ederse kurbanımızı kendimiz kestik. Elbette bu işi bilen birini vekil tayin ederek... Sonuçta hayvanın çekeceği en ufak eziyet bayram boyunca bizim içimizde ukte kalacağı için böyle bir şeyi her bayram olduğu gibi göze alamadık.

    Ancak şöyle çevreden uzaklaştıkça görüyorsunuz ki ortalık kan revan... Allah tan bu manzara azaldı bundan bir kaç sene evvel çok daha kötüydü...

    Elbette tek sorun o değil bahsettiğiniz gibi kendini kurban edenler de var...

    Bunun aşılması sadece eğitim ile olur. Bilinçli vatandaşlar ile olur...

    Bu olaylar aşılamaz ise her kurban bayramında "Bu ne biçim bayram ?" diye sormaktan hiç vazgeçemeyeceğiz...

    YanıtlaSil
  2. İnsnalar için çok basitmiş gibi gelen bir durum bu. Yapabilecek bir şey yok. Elden gelebilecek olan çoık şey var fakat. Nede olsa sade bir gün.. Yazık çok yazık...

    YanıtlaSil
  3. TÜTÜ .
    Adil abi yazınızı çook beğendik. Bayramlarda
    zaten düzgün aileler, sizin bayramınız gibi
    kutlamaktadır.
    Bence gazeteler ve tv lerdeki haberler eğitimsiz
    kültürsüz, görgüsüz insanlardır. Zaten bu memleket bunların sayesinde bu vaziyettedir.
    Saygılarımızla.

    YanıtlaSil
  4. Bayramların önemini anlatan çok güzel bir yazı. Yazarımızı kutluyorum.

    YanıtlaSil