14 Kasım 2009 Cumartesi

SOYKIRIM YAPAN MÜSLÜMAN OLUR MU?

Başbakan RTE, “Bizim mensubu olduğumuz İslam dinine teslim olmuş biri, asla soykırım yapamaz.” diyerek önemli bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Basın yayın kuruluşları bu konuyu gereği kadar tartışamadı. Kamuoyu söylenen sözün içeriğini yeteri kadar anlayamadı. Çünkü gündem yeniden açılıma kilitlendi. 10 Kasım günü TBMM’ye gelen açılım önergesi yine gündem sapmasına neden oldu.

Uluslararası Ceza Mahkemelerinin katliam suçlusu ilan ettiği bir devlet başkanını böylesine savunmak, çağdaş bir ülkenin yöneticisine yakışmaz. Din ve inanç insanla Tanrı arasında oluşan bir ilişkidir. Bunun derecesini, içtenliğini ölçebilecek bir alet henüz icat edilmedi. “Müslüman olan suç işlemez.” düşüncesi son derece sakıncalıdır. Bu genelleme bizi iki önemli hataya yöneltir. Birincisi, suçları Müslüman olmayanların işleyebileceği iması olur. İkincisi ise çağdaş hukuk adına ne varsa reddetmeye götürür ki bu da açıkça hukuk devletini ve uluslararası hukuk kurallarını inkâr etmemiz anlamına gelir. Böyle bir durum da toplumsal anarşinin çıkmasına neden olur.

Şimdi biraz da ülkemizde konuk edilmesi düşünülen Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’i tanıyalım. El Beşir, 1989 yılında halkoyuyla seçilen Sudan Devlet Başkanı Sadık El Mehdi’yi darbeyle devirip yerine geçen bir diktatör. Hükümetimiz bir yandan Türkiye’deki “darbecileri(!)” tutuklarken, bir yandan da darbeci bir devlet başkanını konuk etme heyecanını hangi “demokrasi aşkıyla” açıklayacak. Demokrasi, tüm dünyaya yerleştiğinde insanlık için anlam kazanır. Bu davranış, AKP’nin demokratik içtenliğinin sorgulanması, anlaşılması açısından önemlidir.

El Beşir niçin suçlanmaktadır? Sudan’ın batısında yer alan Darfur’da, Arap olmayan yurttaşlarına katliam yapmakla. Peki, başka neler yapılmış Darfur’da? Dört buçuk yılda en az iki yüz bin kişi öldürülmüş. Dört milyon kişi insani yardıma muhtaç, iki buçuk milyon kişi de kaçmak zorunda kalmış. Erkekler öldürülürken, kadınlara da tecavüz edilmiş. Yani siyah Afrika’nın susuz, kurak çölleri; yoksul, açlığa mahkûm kupkuru bedenli Darfurluların gözyaşları ve al kanlarıyla sulanmış. Bunu yapan kim? El Beşir. RTE’nin aklamaya çalıştığı diktatör. Oysa Darfur, 1640’tan 22 Mayıs 1916’ya kadar iki yüz yetmiş altı yıl Osmanlı Devleti’ne bağlı olarak yaşamış. Kimsenin inancına, etnik kimliğine karışılmadan.

Yine RTE, “Ben Darfur’u gördüm.” diyerek katliamın olmadığını söylemek istiyor. Yani siz ordayken sizin gözünüzün önünde mi katliam yapılacaktı?

RTE, El Beşir’e sahip çıkar da Cumhurbaşkanı Gül sessiz kalır mı? AB ve ABD’nin El Beşir konusundaki uyarılarına Gül: “Onlar ne karışırmış ki?” diyerek görüşünü açıkladı. Yalnız bu kararlılık ve meydan okuma, birkaç gün sonra terk edildi. İstanbul’da yapılan İSEDAK toplantısına El Beşir, ülkesindeki işleri bahane göstererek(!) katılmadı. Böylece Türkiye, büyük bir skandalın eşiğinden döndü.

Gül ve Erdoğan’ın El Beşir’i ülkemizde ağırlamak için böylesine hevesli olmalarının nedeni nedir? Neden, çok açıktır: İslami ideolojik kardeşlik. İnsanoğlu, kendini ideolojik saplantılara bir kaptırdı mı, her şeye o pencereden bakar. Dünyayı siyah beyaz görür, farklılıkları anlamakta zorluk çeker. Farklı görüşlere hoşgörü ve saygı göstermek de zordur bu kişiler için. Her şeye dinsel açıdan bakma anlayışı, tüm hukuk kurallarını ve demokratik değerleri ortadan kaldırır. Çağdaş ufukları yok ederek toplumların, ortaçağın karanlık dehlizlerinde yol almalarına neden olur.

Sudan’da milyonlarca insanın açlıktan, susuzluktan, sağlık koşullarının yetersizliğinden ölmesi, ölmeyenlerin ise ölmekten beter yaşaması hangi insanlık anlayışıyla bağdaşır? Yine böylesine bir insanlık felaketi, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” diyen Hazreti Muhammed’in Müslümanlık anlayışının neresinde vardır?

Yıllar önce dini kullanarak siyaset yapan ve ılımlı İslam düşüncesinin “bir bileni” kabul edilen eski bir bakana, hızla zengin olması ve vergi verip vermediği konusunda sorular yöneltilir. O da bunun hesabını ancak Allah’a verebileceğini söyler. Ne güzel değil mi? Sen vergini vermeyeceksin, sorulunca da “Allah’a hesap veririm.” diyeceksin, ondan sonra da “bir bilen” olarak ılımlı İslam partisinin akıl hocalığını yapacaksın. Atalarımız ne güzel söylemiş: “Ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek de oraya gider.” diye.

Deniz Feneri davasının niye savsaklandığı, şimdi daha iyi anlaşılmaktadır. Yukarıda belirttiğim bakış açısıyla bakıldığı için Deniz Feneri yöneticileri suçsuz görülmektedir. Yani “Müslüman adam yolsuzluk yapmaz.” anlayışıdır bu. Yoksul yurttaşın bağışladığı kurbanı, gurbetçinin dişiyle tırnağıyla kazanıp biriktirdiği parayı iç edeceksin, ondan sonra da “Müslüman’ım, ben böyle bir şey yapmam.” deyip suçtan sıyrılacaksın.

Yedi yıllık iktidarın boyunca tüm ekonomik dengeleri tersyüz edip yeni bir varsıl sınıf yaratacaksın; sonra bu, birden varsıllaşan zümrenin servetinin kaynağı sorulduğunda, adresi öteki dünya gösterip sıyrılacaksın işin içinden. Bir zümre köşeyi dönerken milyonlarca insanın açlığa, işsizliğe mahkûm olduğunu düşünmeyeceksin.

El Beşir konusundaki ideolojik tavır ilk değildir. Daha önce Hamas’la devlet nezdinde ilişki kurulduğunda da benzer sıkıntılar yaşanmıştı. Bu tür davranışlarla Türkiye’nin uluslararası saygınlığı yok edilirken, diplomatik gelenekleri de ortadan kaldırılıyor. Bunun bedelini de toplum olarak birlikte ödeyeceğiz. Bir değeri kazanmak oldukça zordur, yitirmekse o denli kolaydır. Yalnızca dış saygınlığımızı değil, birçok değerimizi de ya hızla yitiriyoruz ya da aşındırıyoruz.

“Müslüman olan soykırım yapmaz.” sözü yerine, “Soykırım yapan; halkını açlığa sefalete, bir dilim ekmeğe, bir kaşık suya muhtaç eden, kamu malına zarar veren … Müslüman olamaz .” demenin vakti geldi de geçiyor bile.

Adil Hacıömeroğlu
12 Kasım 2009


Not: 16 Kasım 2009 tarihli UlusGazetesi'ndeyayımlanmıştır.

3 yorum:

  1. Bu cesur makalenizden ötürü sizi kutluyorum,kaleminize sağlık.
    Allah ile aldatanlar, iaşe çadırlarıyla yetinecek bir toplum özlemektedirler. BOP’un temel hedefi, Ortadoğu’da İsrail’den daha büyük devlet bırakmamaktır. Yaşadığımız günlerin ABD ve AB’sinde, Türkiye ile ilgili ilk hedef Türk Ordusu’nu etkisizleştirmek olarak dikkat çekiyor. Laikliğe saldırıyı emperyalizmin Haçlı kurmayları kotarıyor. Müslümanlar burada sadece taşeronluk yapmaktadır. Türkiye’yi Allah ile aldatma zehrinin panzehiri ancak İslam’ın gerçeği içinden çıkarılabilir.
    " Malesef bugün Türkiye için öyle oyunlar oynanıyor ki bunu umarım çok kötü bedellerle ödemeyiz. Türkiye'yi yönetmek isteyen güçler bizi kutuplara bölmüş Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Laz, Çerkez vb. gibi eğer birgün kendi içimizde birlik olursak nice "Kurtuluş Savaşları" veririz...NE MUTLU TÜRK'üm diyene!

    YanıtlaSil
  2. Adil Adalet Hacıömeroğlu'nu tebrik ediyorum... Kesinlikle soykırım yapan müslüman olamaz... Asla vacip değildir...
    Kaleminize kuvvet Üstadım...
    affan osman güngör

    YanıtlaSil
  3. Adil Adalet Hacıömeroğlu tebrikler...
    Soykırımın Müslümanlık asla ilgisi olamaz...
    Kalenminize kuvvet Üstadım...
    affan osman güngör

    YanıtlaSil