31 Aralık 2009 Perşembe

GÖNDERMELER


Geçen gün elli yaşlarında birisi, genellikle gençlerin (bay- bayan karışık) bulunduğu kalabalık bir ortamda akranı olan birine: “Yaşınız epeyce ilerlemiş; başında, dişinde, kuşunda arızalar başlamıştır.” dedi. Bu cinsellik dolu göndermeyi yapan kişinin durumuna çok üzüldüğümü söylersem yanlış olmaz sanırım.

Toplumumuzda son yıllarda espri denince akla, cinsel içerikli konular geliyor. En tanınmış komedyenlerimiz bile (birkaçı hariç) güldürülerinin büyük bölümünü cinsel içerikli şakalara ayırıyorlar. Televizyonlardaki eğlence ve söyleşi programlarında cinsel göndermelerin olmadığı bir bölüm neredeyse yok gibi. Sokaklarda, işyerlerinde, kahvehanelerde, meyhanelerde, hemen her yerde cinsellikle ilgili konuşmalar, küfürler hep başköşede yer alıyor.

Toplumda cinsellik, 12 Eylül darbesinden sonra özellikle pompalandı. Cinselliğe, şöhrete, paraya, eğlenceye, futbola odaklı bir toplum yaratıldı. Böylece bireyler toplumsal, siyasal sorunları tartışıp konuşmaktan uzaklaştırıldı. Bilim, kültür ve sanatla ilgilenmek beyhude bir uğraşmış algısı yaratıldı. Dizi toplumu olduk birden bire. Dizilerde karmaşık ilişkiler, ahlaksız teklifler izleyicileri heyecanlandırıyor. “Aşk” sözcüğü, neredeyse gecelik ilişkilerin adı oldu. “Aşk” sözcüğündeki büyü, gizem, heyecan, çekicilik yok oldu. Aldatmak marifet, cinsellikte alenilik cesaret diye adlandırılıyor. Yaratılan bu durumun, bir toplum mühendisliği çalışmasının sonucu olduğunu varsayarak konumuza dönelim.

Toplumumuzun büyük bölümünün cinsel açlık yaşadığı açıktır. Nasıl aç bir insan, sürekli yemek yemekten; parasız birisi, köşeyi dönmekten söz ederse cinsel yaşamı renksiz, çorak ve de başarısız biri, hep cinsellikten söz eder. Kişi yaşamında eksik olanı dile getirir.

Gelelim, tanık olduğum göndermeye. O kişi için üzüldüğümü söyledim, niçin? Bir eğitimci olarak bunun, psikolojide yansıtma yöntemine uygun bir savunma biçimi olduğunu bildiğim içindir.

Peki, yansıtma nedir? “Kendisine yakıştıramadıklarını başkalarına yakıştırma. İnsanların iç çatışmalarında kullandıkları bir savunma aracıdır. Kimi insanlar kendilerinde var olduğu halde kabul etmek istemedikleri nitelikleri başkalarında görürler ve eleştirirler. Örneğin, kendisi dedikoducu olan bir kimse başkalarını dedikoduculukla suçlar. Bu, normal olabildiği gibi patolojik de olabilir. “ Bu tanımdan sonra neden üzüldüğüm anlaşılmıştır. Tanrı şifa versin!

Yazımı bir fıkra ile bitireyim. Bir köyün çok güzel, süslü, alımlı bir ineği varmış. İnek, sokağa çıktığında köyün bütün boğaları peşinden koşmaya başlamış. En arkada da hadım edilmiş, yıllardır çift koşmuş, kağnı çekmiş bir öküz gidiyormuş. Yolun kenarında duran birisi, çift öküzüne; “Boğaların gidişini anladık da sen niye gidiyorsun?” diye sormuş. O da: Bana inek demesinler, diye gidiyorum.” demiş.

Yoksa…

Adil Hacıömeroğlu
31 Aralık 2009

Not: Yazılarımı adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

11 yorum:

  1. Çok doğru bir yazı. Gerçekten de insanlar kendinde eksik olan noktalarla ilgili konuları gündemde tuttuğu gibi bu eksikliklerle çevresindekileri ezmeye kalkar. Aslında bu tür davranışlarla, kendi sorunlarını daha da büyüttüğünün farkında değildir.
    Oysa yazıda seviyesizce sataştığı kişi gerek çevresine, gerekse kendisine saygısından cevap vermemiştir. Veya fikir adamıdır ve özelini paylaşma felsefesi kitabında yoktur. Sonuçta fikirsiz bir toplum yaratıldığı ortada. Bu basit konuşmalar da olacaktır daha fazlasıda. MUZO

    YanıtlaSil
  2. Ha ha ha diyorum çünkü yazının sonundaki fıkra cuk diye oturmuş. Bize de söylenecek hiç birşey kalmadı. Varsın öyle olsun. İlgili kişi okusun yeter. MUZO

    YanıtlaSil
  3. Bende toplumsal olayları, nedenlerini insanların davranış ve psikolojik yapılarını çok yakından incelediğimden yazınızın her satırına Yani bilimsel olan açıklamalarınıza katılıyorum...
    Özellikle fıkranızda oldukça güzeldi...
    Tebik ediyorum doğrulardan yana yazan kaleminizi ve duyarlı yurtsever yüreğinizi hocam..
    Saygılarımla...
    Hüseyin Çubuk

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Yazıda sözü edilen kişi düşüncelerini söze döküp dillendirmesiyle kişiliğini ortaya koyuyor. Aslında kişilik ortada söylenecek fazla da bir şey yok. "Dervisin fikri neyse zikri de odur" boşuna dememişler. ÇEKİRGE

    YanıtlaSil
  6. Aşk anlam değiştireli çok yıllar oldu. Tıpkı "demokrasi" sözcüğünün içinin boşaltılması gibi. Hatırlamak için çok çaba sarf edilmeli. Hatırlayan olursa ve de çok güzel tanımlanırsa bravo diyeceğim söz. fındık kurdu

    YanıtlaSil
  7. Bilhassa son zamanlarda yapılan dizilerdeki cinsellikle ilgili konular , yıllar önce yadırgayarak izlediğimiz Dallas dizilerini çoktan geçti.Bahsettiiniz gibi Aşk anlamını yitirdi , değerini kaybetti .Her alanda toplumsal bozulma yaşanıyor...Teşekkür ederim Kaleminize sağlık ...

    YanıtlaSil
  8. Greçekten yazınızı bilimsel verilere oturtmuşsunuz .Çok olan , bolca bulunan , enflasyona uğrar. Bizde derlerki diline düşmüş ,(birşey kalmamış anlamına gelir.) Yazınızda saydıklarınız insanın yaşantısının kalitesine baglıdır. Kaliteli yaşamak ,rahat ve huzur olmaya baglıdır .Ülkemde kim huzurlu ve kaliteli yaşadığını söyleyebilir.Olmadığına göre, yaşamda ,tv programlarında , demokraside , devlet yönetiminde, cinsel yaşamda , okullarda (eğitim) v.b herşeyde bozulma kaçınılmaz olmuştur.A.CİVCİK

    YanıtlaSil
  9. Malasep bizde bu insanlardan cokcok fgazla var bu firadaki gibi...
    Bir Amerikali, bir Ingiliz ve bir Irakli kahvede oturmus cay
    iciyorlar. Amerikali cayini bitirince bardagi havaya firlatmis,

    silahini cikarip bardaga ates edip parcalamis:
    'Bizde bardaklar o kadar ucuzdur kibiz Amerika'da aynı bardakla iki
    kere cay icmeyiz'

    Ingiliz de bunun uzerine cayini bitirip bardagi havaya firlatmis
    ve ates ederek bardagi parcalamis:
    'Bizim Ingiliz kumsallarinda bardak yapacak cam icin o kadar cok
    kumsal vardir ki, aynı bardakla iki kere cay icmeyiz'

    Bunun uzerine Irakli da cayini bitirmis, bardagi havaya firlatmis,
    silahini cekip Amerikali ve Ingilizi vurup oldurmus...
    'Bagdat'ta bu Ingiliz ve Amerikalilardan o kadar cok var ki, biz aynı
    adamlarla oturup iki kere cay icmeyiz
    Gündüz carman

    YanıtlaSil
  10. Adil hocam yazınız harika tesbitlerle dolu... Ama ne yazık ki bunları söyleyen insanın ne söylediğinin, eksiklerinin ve basitliğinin farkında bile olmadığına eminim... Esra

    YanıtlaSil
  11. cinsellik, nefes almak kadar zorunludur.
    Marks: Hayatı iki üretim biçimi belirler, der. Birisi: Hayatın yeniden üretimi(ürün-mal üretimi), ikincisi: Geleceğin üretimi(neslin üretimi).
    Cinsellik kutsal kitaplarda da (Kur'an, İncil vd.) önemli yer tutar.
    Meryem için "Kutsal Bakire" derler ama İsa'yı doğurmuştur.
    Adem ile Havva efsanesinden beri cinsellik tartışılagelmiştir.
    Bana, "iyi para kazanmak için cinsellik üzerine kitap yaz. " önerisi hemen hemen her karşılaştığım kişi tarafından söylenmiştir.
    Toplumların kendilerine özgü yasaları-kuralları vardır. Cinselliğin de.
    Arthur Schopenhauer, "Aşkın Metafiziği" adlı kitabında: "Aşk doğanın bir aldatmacasıdır" değerlendirmesini yapmış.
    bu "aldatmaca" devam ediyor....

    YanıtlaSil