5 Aralık 2009 Cumartesi

İMRALI PAŞASI


İçeriği belli olmayan ve küresel güçlerin isteği doğrultusunda yapılan Kürt açılımı duvara tosladı. Hem de ne duvar? Eskisine göre on yedi santimetre kare küçük bir odanın taş duvarına. El alemin sözüne bakarak alelacele girişilen ve ülkemiz açısından çok önemli bir sorunda, inisiyatif PKK liderine verildi. Şaşkın hükümet üyeleri, birbirleriyle uyumsuz ve her gün verdikleri demeçlerle sorunu daha da karmaşık duruma getirdiler. PKK-DTP kanadı ise bu şaşkınlık içinde atak davranarak asıl isteklerini gerçekleştirmek için, her türlü mücadele yöntemini deniyorlar.

Ahmet Türk’ün iki gün önceki açıklamasından sonra bugün de DTP’li belediye başkanlarının ortak açıklaması geldi. Bugünkü açıklama da Ahmet Türk’ün dedikleriyle aynı doğrultudadır. Hafta içinde bazı DTP’liler de aynı içerikte açıklamalar ve görüşmeler yaptılar. Öcalan’ın, İmralı’daki koşullarının “kötü” olduğunu her fırsatta dile getiriyorlar ve bu konuda yıkıcı eylemler yapıyorlar. Asıl amaç, Öcalan’a af çıkartmaktır. Terörist başının nakledildiği yeni oda eskisine göre on yedi santimetre kare küçüktür. Bu eksik alan, bir su bardağının zor sığabileceği bir büyüklüktedir. Peki, DTP’lilerin bir bardak suda fırtına koparmalarının nedeni nedir? Neden bu konuya bu kadar önem verip geniş ve çok yönlü bir eylem sürecine girmişlerdir?

Bu soruların yanıtları çok açıktır. DTP’nin istediği şey, Öcalan’ın affıdır. Aftan sonra da Öcalan, DTP genel başkanı olarak aktif siyasetin içine girecektir. DTP’nin şimdiye kadar dillendirdiği kültürel haklar konusu, onlar için önemsizdir. Bu konuyu yılardır dile getirmelerinin nedeni, masumiyet ve mağduriyet yaramaktır. Hem iç kamuoyunda hem de Avrupa ülkeleri nezdinde bu başarılmıştır. İşin ilginç yanı, hem irticacılar hem de bölücüler aynı yöntemlerle masumiyet ve mağduriyet zırhına bürünerek Türkiye karşıtlıklarını halktan gizliyorlar. Yani zehir, şekere sarılmış bir biçimde tatlı niyetine Türk ulusuna içiriliyor.

"Başbakan, Baykal ve Bahçeli on bir gün İmralı'da kalsın. Hiçbir cezaevinde olmayan insanlık dışı tecrit uygulamaları on bir yıldan bu yana İmralı’da sürdürülmektedir. Yeni düzen yaşam koşulları ortadan kaldırılmayı hedeflemektedir. Öcalan’ın sağlığı, Türkiye’deki gelişmeleri derinden etkileyecek kilit bir öneme sahiptir. " Bu sözler, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’e ait. Öncelikle bir kişinin cezaevine girmesi için suçlu olması gerekir. Öcalan suçludur ve bu suçundan ötürü de hüküm giymiştir. Ülkemizin hangi cezaevindeki bir hükümlü, düzenli olarak avukatlarıyla görüşüyor? Hükümlü olmak demek, birtakım özgürlüklerin kısıtlanması demektir. Oysa, burada özgürce örgütünü yöneten bir kişi var. Ayrıca ülkemizdeki yurttaşlarımızın çoğuna nasip olmayan sağlık ve beslenme koşullarına sahiptir. Kısacası yediği önünde, yemediği ardındadır. Baydemir’in; Erdoğan, Baykal ve Bahçeli’nin cezaevine girmesi isteği ise, bu liderleri suçlu sayma anlayışıdır. Bilinçaltında böyle bir eğilim vardır. Baykal ve Bahçeli, bu konuda gerekli yanıtı vereceklerdir; fakat “açılım” şampiyonu başbakanın ne diyeceği merak konusudur. Eşkıyaya bu kadar taviz veren ve uzlaşmaya çalışan bir hükümetin düştüğü durum içler acısıdır. AKP’nin her konuda konuşan ve televizyon ekranlarına sevdalı sözcüleri, bu sözlere bakalım ne diyecekler? Yine gündem değiştirecek birtakım açıklamalarla konu gümbürtüye mi gidecek acaba?

Türkiye hem içerde hem de dışarıda kıskaca alınıyor. ABD’nin, Türkiye’den Afganistan için otuz bin asker istemesi, vahim sonuçlara gebe bir konudur. Asker gönderme hemen reddedilmelidir. Türk askerinin Afganistan’da çatışmalara girmesi demek, İslami terör örgütleriyle karşı karşıya gelmesi demektir. Dış destekli ve yoğun terörist eylemler karşısında ülkemiz dengeleri alt üst olur. Bu yol, El Kaide PKK işbirliğine giden yoldur ve ülkemizin hayrına değildir. Asker gönderme işini tartışmak bile yanlıştır. Türkiye bölgesel çatışmaların içinde yer almamalıdır. Böyle bir durum, ülkemizi emperyalist isteklere karşı güçsüz bırakır ve toplumsal kargaşaya yol açar.

Son günlerde PKK çevrelerinin yoğun bir yıpratma kampanyası yaptıkları açıktır. Siyasal alanda ve sokaklarda yapılanlar, toplumu yılgınlığa uğratma davranışıdır. Siyasal manevralarla mağduriyet ve masumiyeti güçlendirmek; sokaklardaki yıkıcı eylemlerle de kentleri yaşanamaz durumu getirmek için yoğun bir uğraş vermektedirler. Küresel güçler, bu ortamdan yararlanarak Türkiye’den yeni ödünler koparmanın peşindedirler. “Kurt dumanlı havayı sever.” atasözü unutulmamalıdır. Kargaşanın egemen olduğu dönemler, çöküş gibi algılansa da kendi diyalektiği içinde çözümleri de üretir. Ulusların büyük atılımları da böyle dönemlerde olur. Yapılan yanlışlıklar fark edildiğinde ve bu yanlışlıklar ulusal bütünlük içinde çözümlenebildiğinde geleceğimizin daha aydınlık olacağı muhakkaktır. Ülkemiz üzerindeki emperyalist oyunları bozma bilinci, tüm ulusta uyanmalı ve yaygınlaşmalıdır.

Dünyanın hiçbir yerinde küresel güçlerin yarattığı sorunlar, yine sorunu yaratan küresel güçlerin yol haritalarıyla çözümlenmemiştir. Bunu bekleyip istemek saflıktır. Sorunu çözmek isteyen niye sorun yaratsın ki? PKK sorununun çözümü, yine ulusal dinamiklerle olacaktır. Güneydoğu’da yönettikleri kentin çöpünü toplayamayan, halka çağdaş yaşam olanakları sunamayan belediye başkanlarının gündemi saptırıp Öcalan affıyla uğraşmalarının yanlışlığı yöre yurttaşlarımızca anlaşılacaktır. İşte, bunun anlaşılması için çalışılmalıdır.

Bir yazarımız, söylediklerinde ölçüyü kaçırıp Osmanlıdan esinlendiğini belirterek Öcalan’ın paşa yapılmasını önerdi. İşte, şaşkın ve güdümlü siyasetin geldiği nokta. Bu, terör karşısında diz çökme tavrıdır. Terör, karşısında diz çökülerek değil, onunla mücadele edilerek çözülür. Öncelikle ülkeyi yönetenler, yönettikleri ulusun gücünü ve büyüklüğünü iyi kavrasınlar yeter. O zaman terörist başının paşa mı, yoksa maşa mı olduğu ortaya çıkar.

Adil HACIÖMEROĞLU
4 Aralık 2009

7 yorum:

  1. türkiyede terör,terör örgütüyle,mücadele,ve trörü,yaratan etkenlin ortadan kaldırılmasıyla,çözülür.yoksa elli kanli örgüt liderlerini, adalarda,,paşalar gibi ağirlamakla değil

    YanıtlaSil
  2. Benim evim deniz görmezken beyfendi(!) deniz manzaralı yerde kalıyor. Devlet okulları pislikten yıkılırken , kaynaksızlıktan yıkılırken bu hainin konağı(!) milyon dolarlar harcanıp düzenleniyor.

    Ben apo yu geçtim şu cezaevleri koşullarının iyileştirilmesine karşıyım zaten. Bu insanlar suçlu suçlarını çekmek zorundalar ve bunu da öyle al gülüm ver gülümle çekmemeliler. Yaptıklarından pişman olana dek her seferinde nasıl yaparım ben bunu diyene kadar acı çekmeliler.

    Kalkmış Baydemir diyor ki bu yapılanlar insani değil... apo şerefsiz'inin yaptıklarında insaniyetin gramı var mıydı diye sormazlar mı adama ?

    Eee asmayıp beslersen olacağı bu...

    YanıtlaSil
  3. Bu yazı kısaca geldiğimiz veya getirildiğimiz noktanın özetidir. Bu ülkede teröristbaşının paşa da milletvekili de olması yakındır.

    YanıtlaSil
  4. Merak ettiğim konu şimdiye kadar hapishanelerde yatan teröristbaşları cezaevlerinde hangi şartlarda yatmış? Veya hak istemişte verilmiş mi istedikleri? Bebek katili olduğu unutturulup sonunda başımıza bir de terörist lider mi ilan edilecek?

    YanıtlaSil
  5. Bu paşa başka paşa. Bebek katili terörist. Medya adeta bu teröristbaşının asıl mesleğini unutmuş gibi. Halbuki teröristbaşının öldürttüğü kişiler bir belgesel olarak hazırlanıp sunulsa hiç fena olmaz. Çünkü başımıza lider olarak sunulmadan önce töreristbaşının gerçek kimliğini yeniden hatırlasak toplum olarak.

    YanıtlaSil
  6. Ahmet Türk acil olarak soyadını değiştirmeli. Bu adama "Türk" diye hitap etmek ağırıma gidiyor. Madem öyle kendi öz kimliğine dönsün bakalım.

    YanıtlaSil
  7. Şimdi de bakanlık İmralı'dan Mudanya arasında kullanılacak 300 bin Euro ödeyerek özel yat alıyor. Malum kişiler ve de avukatlar için son hizmet. Mudanya'dan İmralı'ya bir iki.....

    YanıtlaSil