26 Aralık 2009 Cumartesi

KCK OPERASYONU


Diyarbakır Başsavcılığı, 24 Aralık’ta sabahın erken saatlerinde KCK operasyonunu başlattı. AKP ile DTP arasında “demokratik açılım”la başlayan bahar havası, birden güz rüzgârlarıyla savrulan kuru yapraklara döndü. Peki, KCK nedir, bu operasyon niye yapılmıştır?

KCK/TM (Kürdistan Topluluklar Birliği/Türkiye Meclisi), PKK’nın kent örgütlenmesi. Amaç, dağı kente taşımak. Birçok eski DTP’li yönetici gözaltına alındı, bunların birçoğu da mahkemece tutuklandı. İşte, kıyamette bu noktada koptu. DTP’nin kapatılmasıyla başlayan gerginliğin dozu birden arttı. Neden bu gerginlik çıktı?

Başbakanın ABD gezisi sonrası, düğmeye basıldı. “Açılım”da viraj alınmaya başlandı. PKK’ya karşı tavır değişikliği, aklımıza yeni senaryoları da getiriyor. Önce DTP kapatıldı, sonra KCK operasyonu. ABD’nin İran’a müdahalesinin söz konusu olduğu şu günlerde sürpriz gelişmelere hazırlıklı olmalım. “Açılım”la şımaran DTP’lilerde, hükümetin tavır değişikliğinin şaşkınlığı ve öfkesi var.

KCK operasyonuna en önemli tepki Diyarbakır’ın eski DTP’li belediye başkanından geldi. Sözleri yenilir, yutulur cinsten değil. Ne dedi bu kişi? “Başbakan ve kabine üyelerine sormak istiyorum, üslubumdan dolayı halkın affına sığınıyorum, meşe ağacının hangi dalı nerenize battı sayın hükümet?” Partilileri arasında ‘Şahin' ve ‘Güvercin' tanımı yapanları kastederek, “Bunu söyleyenlere has..tir, diyoruz.” Tabi söyleyene baktığımız kadar söyletene de bakmamız gerekir. Yıllardır belediyecilik yapmak yerine, devlete meydan okuyan bir zatı görevde tutarsan ve hakkında yasal işlemler yapmazsan iş bu noktaya gelir. DTP’li belediye başkanları, yönettikleri kentlere yaptıkları belediyecilik hizmetleriyle değil; PKK eylemlerine verdikleri desteklerle gündeme geliyorlar. Bu da TCK’ya göre suçtur. Bir suçlunun suçunu görmezden geldiğinizde, ona yeni suçlar işleme cesareti verirsiniz. Yasalar, her yurttaşa eşit olarak uygulandığında değer kazanır.

Açıkça bölücülük yapan, yerel hizmetleri savsaklayan, her fırsatta devlete meydan okuyan yöneticilere yasaları uygulamadığınızda; başkalarına nasıl uygulayacaksınız? DTP’li belediye başkanlarını (tabi görevini ihmal edenleri kastediyorum) yasalar çerçevesinde görevden alamama, ülkemizdeki belediyecilik hizmetlerinin yozlaşmasına da neden olmuştur. Bu durumdan cesaret alan yurdumuzun çeşitli kentlerindeki birçok yerel yönetici “Suç işleyene nasıl olsa bir şey olmuyor.” diyerek, belediyeleri yolsuzluk bataklığına çevirdiler. Ülkemizde hiçbir dönemde yolsuzlukların bu kadar açık ve cesurca yapıldığı bir dönem olmamıştır. Belediyelerin birçoğu borç batağında, ancak yapılan bir hizmet de yok. Devlete meydan okuyanı görevden alamazsan, yolsuzluk yapanı da almazsın. Yolsuzluk, yarattığı yoksullukla terör kadar zarar veriyor Cumhuriyet’imize. Yoksullaşan yurttaş; terör örgütlerinin, mafya çetelerinin, irtica odaklarının eline ve insafına terk ediliyor. Böylece de Türkiye kan kaybediyor.

Yıllardır terör destekçilerine göz yummanın sonucu bu. Hem terörle hem de yolsuzlukla bir ulusu çökertmenin alt yapısı hazırlanmış oluyor.

DTP’liler, söze her başladıklarında barıştan, kardeşlikten, demokrasiden dem vururlar. Bu konuşmalardan da anlaşılacağı üzere bu söylemlerinde içten değiller. Davalarına zarar verebileceğini düşündükleri en ufak bir yasal önlemde bile, bu sözlerin yerini küfür ve tehdidin aldığını görmekteyiz. “Demokrasi, barış ve kardeşlik” sözcükleri; zihinlerindeki “baskı, terör, şiddet, tehdit, küfür ve bölücülük” düşüncelerine örtü olarak kullanılmaktadır. Bu sözlerle örtü yırtılmıştır, gerçek niyet ortaya çıkıştır.

PKK, yıllardır dış destekle hep demokratik hakların genişletilmesinden söz etmiştir. Maalesef mevcut hükümet de taviz üstüne taviz vermiştir. Yer adlarının değiştirilmesinden, andımızın ortadan kaldırılmasına kadar her şey Türk ırkçılığı olarak nitelendirildi. Anayasamızın değiştirilmesi teklif edilemez maddeleri bile “demokrasi(!)” adına tartışılmaya başlandı. Türkiye’de “Türk’üm” demek nerdeyse yasaklanır duruma geldi.

AKP iktidarı, bir türlü devleti temsil etmenin sorumluluğunu, ağırlığını algılayamadı. Devleti, devlet kurumlarını benimseyemediler. İdeolojik saplantılarla devlet kurumlarıyla kavga etmeyi marifet sandılar. Cumhuriyet kurumlarıyla savaşarak, bu kurumları iş göremez duruma getirdiler. Bu kurumlara karşı çıkan herkesi de doğal olarak müttefik kabul ettiler. Böylece irtica, bölücülük ve liberal işbirlikçilik; emperyalizmi de arkalarına alarak Türkiye karşıtlığında birleştiler. Ancak son gelişmelerle takkeler düşüp keller bir bir görünüyor.

Küfürlü ifadelerin muhatabı, bölücülüğe cesaret verenlerdir. Siyasette inceliği, saygıyı yok ederek meydanlarda sesini duyurmak isteyen yurttaşı kaba sözlerle azarlayıp kovanların yüzü kızarmalıdır. Yıllardır düzeysizleşen siyasal üslup çukura saplanmıştır.

Adil Hacıömeroğlu
26 Aralık 2009

Not: Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

4 yorum:

  1. malesef yüzleri kızarmak bir yana dursun, sonradan verdikler demekçte thditkar tavırlarını devam ettirmişlerdir.
    AKP geç te olsa DTP ile bu işin yürümeyeceğini anladı ama bu arada olan halklara oldu. Şimdi herkes birbirinin etnik kökenini inceler oldu. Daha kötü olaylar olmamasını ummaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok ne yazık ki. Dümende AKP var. (şimdilik)

    YanıtlaSil
  2. Demek ki şimdi de durum farksız!

    Atatürk “Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir” derken, stratejik kuruluşların, toprakların ve limanların yabancılara satılmasını ve silâh kanunu gibi hileleri mi kastediyordu acaba?

    Polise askeri silâh dağıtılacak, askerler ise silâh ruhsatı alabilmek için polise başvuracak!

    Bunlar Mümtaz’er Türköne’nin hayalleri değil, TBMM’de görüşülen kanun tasarısının maddeleri!

    Cebren değil ama hile ile Türk ordusu dağıtılmak, yerine de polis ordusu getirilmek isteniyor.

    Sahi, ordunun silâhlarını kim teslim alacak?
    Amerikan Büyükelçisi mi?

    Subayları intihar eden bir ordudan bahsediyoruz



    GÜNDÜZ CARMAN

    YanıtlaSil
  3. Adı geçen PKK'yı destekleyen belediyeler demokrasinin ne olduğunu bilmeden hak ve hukuktan bahseder oldular. Bu belediyeler bugüne kadar bölgeleri için ne tür hizmetler yapmışlar. Kadını veya çocukları önemsemişlermi? Yıllardır maraba adı konmuş halk için ne yapabilmişler? Ağa ve aşiret reisliğinin (mafyada var tabii ki) olduğu bir ortamda demokrosiden söz edilemez. Toprak reformunun bir türlü devreye giremediği bir toplum demokrasiden söz edemez. Ancak örnekte de verildiği gibi basitçe küfredilir. Kimi mecliste anırır, kimi kadına yaratık (gerçi bu akp'lilerin kadına bakış açılarını ortaya dökmeleri çok iyi de oldu) der, kimi ananı al git der ve hatırladıklarımın sonuncusu da sözde belediye başkanının basit sözleri. Kendilerini çok güzel anlatıyorlar da toplum anlamıyor o başka. MUZO

    YanıtlaSil
  4. ARTIK MİLLTİMİZ MUHALEFETE GÜVENMELİ VE GERÇEKLERİ GÖRMELİDİR ÜLKEMİZ HERGEÇEN GÜN EKEONOMİK OLARAK ÇÖKÜYOR VE ZAYIFLIYOR DEVLETİMİZ ZAYIFLATILIYOR TESPİTLERİNİZDE ÇOK HAKLISINIZ...ÖNYARGI VE İFTİRALARI BIRAKALAIM ÜLKEMİZE SAHİP ÇIKALIM...HAİNLERE ALDANMANIN VAKTİ GEÇTİ ARTIK...

    YanıtlaSil