16 Aralık 2009 Çarşamba

TEHLİKELİ TIRMANIŞ


“Demokratik açılım” çerçevesinde Habur’da PKK’lıların “tören”le karşılanmasından sonra, teröre bağlı toplumsal gerginlik hızla tırmanıyor. Ne yazık ki birtakım siyasetçiler de yangına körükle giderek gerginliğin bir ayrışmaya dönüşmesi için olağanüstü çaba gösteriyorlar.

Habur’dan giren teröristler, önce DTP mitinglerinde boy gösterdiler. Bu mitingler, yaygın provokasyonun provasına dönüştürüldü. Hakkâri’deki bir gösteride konuşmacı olan bir Kandil sakini, kendi ulusal marşlarını söylemek istediklerini anlatıyor; dinleyiciler coşkuyla alkışlıyorlar. Kandil sakinlerini, “tören”le karşılayanların hiç sesi çıkmıyor. “Bir ülkede iki ulusal marş olur mu?” demiyorlar, diyemiyorlar. Mersin’de bayramda polis karakoluna yapılan havai fişekli saldırı, İstanbul’da tekrarlanıyor. PKK, resmen kent savaşına hazırlık yapıyor. Polisin direnci, gücü, böylesi bir çatışmada yeteneği ölçülüyor. Bir süre sonra havai fişekli saldırıların, gerçek mermili saldırılara dönüşebileceği olasıdır.

Birçok ilimizde yakan, yıkan saldırılar oluyor. Halkın sabrı sınanıyor. Halklar arası çatışmanın çıkması için her şey yapılıyor. Maalesef kışkırtma da yetkili kişilerden geliyor. DTP’li yöneticiler, sürekli gerginlik siyaseti izleyerek olayların tırmanmasına neden oluyorlar. Partilerinin kapatılmasından sonra Diyarbakır’da toplanıyorlar. Neden Diyarbakır? Partilerin genel merkezleri başkent Ankara’da değil mi? Evet de bu zatların “başkenti” Diyarbakır. Yaptıkları her davranışla bir ayrıştırmanın, kendi deyimleriyle bir “ötekileştirmenin” örneğini veriyorlar. Böylece bağımsız Kürdistan’a gidecek bir yola yavaş yavaş taşlar döşeniyor.

Kışkırtmanın ve gerginliğin diğer tarafı da hükümet. “Tavşana kaç, tazıya tut.” anlayışıyla davranıyor iktidar partisi. Bir yandan açılımla PKK’lılara cesaret verirken, diğer yandan da gösterilerde mağdur olan vatandaşlara “meşru müdafaa” yolunu gösteriyor RTE. Plansız, programsız ve dış telkinlerle başlayan “açılım”ın nasıl tehlikeli bir süreç yarattığını görmemek olası değil.

Kışkırtmanın nerelere vardığını Muş’un Bulanık İlçesi’ndeki olaylarda gördük. Gösteriler sırasında kepenk kapatmayan bir yurttaşımızın dükkânı yakıldı. Yurttaşımız da göstericilere ateş açıyor. Sonuç: iki ölü, sekiz de yaralı. Tabi ki ateş eden yurttaşımızın da mahvolan hayatı… Saldırgan göstericilere ateş eden esnafın yaptığını onaylamak olanaksızdır. Ancak, bu olayda sürekli kışkırtmayla gerginlik yaratarak terörü tırmandıranların hiç mi suçu yok?

Birkaç gün önce de İstanbul ve Malatya’da halk, yakma-yıkma ekibine müdahale etmişti. İstanbul Dolapdere’de silahlar, sopalar ve kesici aletlerle saldırgan göstericilere karşı halkın bir karşı koyuşu söz konusuydu. Bu tür durumlar provokasyona çok açıktır. Bu tarz tepkileri doğru bulmuyorum. Olaydan sonra kurusıkı tabancayla ateş ettiği belirlenen kişinin yaptığı açıklama ilginçtir. “Bana verdikleri parayı sen de ver 500 TL, istediğin adamı rehin alayım. Ben ekmeğime bakarım. Gerginlik varmış, yokmuş bana ne... Para verdiler, dediler git, sık... Ben de gidip kuru sıkı attım.” Parayı verip yönlendiren kişinin bir gün önce siyah renkli bir ciple mahalleye geldiğini söylüyor ateş eden kişi. Bu iddia araştırılmalıdır. Gerçekten böyle birisinin var olduğu belirlenirse sonuna kadar gidilmelidir. Çünkü saldırgan göstericileri de kurusıkıcıları da sokağa salan aynı güç odaklarıdır. Biz bu filmi daha öncede izledik. Sonu 12 Eylül ihtilaliyle biten, emperyalist boyunduruğu daha da artıran filmi. Aynı senaristler ve yönetmenler filmi, oyuncularını değiştirerek yeniden sahneye koyuyorlar. Toplumumuz, geçmişteki deneyimlerinden hareketle bu filmde figüran olmamalıdır. Bu oyunun oynanmasını engellemeliyiz. Toplumu kamplaştırarak, ayrıştırarak vuruşturma oyununu bozmalıyız.

Halkımızın son yıllarda hızla yoksullaşması, insanımızı çaresiz bırakıyor. Diyarbakır’daki çocuklar taş atma karşılığında birkaç lira aldıklarını söylüyorlar. Dolapdere’deki yetişkin vatandaşımız da beş yüz liraya kuru sıkı attığını söylüyor. Hızla yoksullaşan kitleler karşı karşıya getirilip ayrıştırılmaya çalışılıyor.

PKK saldırılarının genellikle kentlerin yoksul mahallelerine yönelmesi ise ilginçtir. Ömrü boyunca, dişinden tırnağından biriktirdikleriyle zar zor bir araba alan kişinin arabasını yakmak, işyerini kundaklamak ağır tahriktir. Son günlerde evlerin taşlanması ise terörün farklı bir aşamaya geçmesidir. Konut dokunulmazlığı, hem geleneksel hem de yasal bir gerekliliktir. Konut, kişinin mahremidir. İnsanımız, konutunu namusu bilir. Ayrıca ekonomik sıkıntılar içinde bunalmış, canından bezmiş kitleleri tahrik etmek kolaydır. Bu nedenle PKK göstericilerinin, tahrik konusunda bilinçli bir biçimde yönlendirildiklerini ve tercihler yaptıklarını düşünebiliriz.

Türk Ulusu, bu tahrikler karşısında oyuna gelmemeli, güvenlik güçlerine sonuna kadar güvenmelidir. Saldırgan göstericilere müdahale, devlet güçleri tarafından yapılmalıdır. Hiçbir kurum ve kişi kendini devletin yerine koymamalıdır. Devlet otoritesi de terörle mücadelede zafiyet göstermemelidir.

Emperyalist güçler, kendi çıkarları uğruna güzelim yurdumuzu mahvetmeye çalışıyorlar. Kardeşi, kardeşe kırdırmaya çalışıp 1919’un öcünü almak istiyorlar. Yüzyıllardır kardeşliğin egemen olduğu bu topraklar bizim cennetimizdir ve biz bu yurdu cehenneme çevirtme çabalarını boşa çıkaracağız. Ne demiş atalarımız? “Eski dost, düşman olmaz.” Bu toprağın insanı hangi etnik kökenden olursa olsun, bu sözün anlamını iyi bilir. Bin yılı aşkın dostluğunu, kardeşliğini küresel güçlerin çıkarları uğruna harcamaz.

Adil Hacıömeroğlu
16 Aralık 2009

5 yorum:

  1. Bizler de kardeşlik diyoruz ve de içimizdeki umudu öldürmedik hep yaşattık. Ancak çıkan veya çıkartılan olaylardaki emniyet güçlerinin tavrı çok düşündürücü hatta çelişkili. Çünkü aklıma geçmişte ve de günümüzde yaşanan orantısız güç gösterileri geliyor. İstanbul'da yaşanan 1 Mayıs gösterileri unutulur gibi değil. Hastane aciline kadar sıkılan zehirli gazlar. Bir bayanın başına defalarca vurulan tekmeler. Tabiiki bunu yapan bugünlerde sokakta yaşanan vahşeti durduramayan emniyet güçleri. Ama her nedense bugün bu emniyet güçleri, Abdi İpekçi Parkı'nda eylem yapan, daha doğrusu hak arayan Tekel işçilerine saldırıp tazikli su ve de zehirli gaz püskürtenler de aynı emniyet güçleri. DTP milletvekillerine hiçbir şekilde dokunulamazken bugünkü Tekel işçilerinin eylemine destek veren milletvekilleri bilinçli olarak hırpalandı. Bu emniyet güçleri çok taraflı emir alıyor almasına da bugün eylem yapan işçileri hırpalamak nasıl bir vicdan. İzledim yüreğim acıdı. Bu polisler bizim yurdun insanımıydı?

    YanıtlaSil
  2. Tekel işçileri biraz buruk birazda çaresiz eylemlerine Kızılay'da devam etti bugün. Eylemlerinde umut göremiyorum ben. Oysa başka bir cephede başarı sağlanmıştı. Teröristbaşının bir emriyle sokak çatışmaları durdu. İstenilen konfor yerine getirildi anlaşılan. Ama düşündürücü olan şey bu ülkede etkin insanlar kimlerdi: Teröristbaşı ve yandaşlarımı? İşçinin ve de emekçinin hiçbir hükmü kalmazken teröristbaşı ve ekibindeki teröristler baştacımıydı yoksa?

    YanıtlaSil
  3. Geçenlerde TV'de DTP'li bir milletvekili tartışma programındaydı. Halen demektedir ki "Öcalan ve PKK ile masaya oturulmalıdır." PKK'nın gerilla olduğunu savunmaktadır.
    Bütün duygusal hallerimizi bir kenara bırakarak realiteler üzerinden hareket ettiğimizde şöyle bir algoritma geliştirebiliriz; Büyük resmebakarsak;

    1. Kürt Halkı'nın kendini ifade edebilme, kültürünü yaşayamama ile ilgili sorunları varsa bunları çözmek amaçlı pozitif politikaları tüm meclis partileri üretmek ve halkile paylaşmak zorundadır.

    2. Kürt soylu yurttaşlarımızın %5'inden daha azı gerçekten ayrılmayı istiyordur diye düşünüyorum.

    3. Geri kalan %95 DTP tarafından kandırılan ve ayrılıkçı politikaya doğru itilmek istenen halktır.

    4. DTP kürt soylu vatandaşlarımızı kandırarak, onlara demokrasi, barış, özgürlük gibi boş kelimelerle kendine çekerek PKK ile vatandaşlar arasındaki sempati bağını kurmaya çalışmakta ve çoğunlukla başarılı olmaktadır. ama bu kandırmacadır eninde sonunda halk bunu (belki 3-5 yıl sonra) anlayacaktır. Irk temelli partilerin uzun süre yaşayamayacağı, her zaman marjinal kalacakları tarihi bir gerçektir.

    5. Diğer Legal partilerin oradaki halka gerçekleri anlatması ve oradaki ekonomik, sosyal yaşayışa dair sorunlara yönelik çözüm politikaları üretmelidir ve bunu halkla paylaşmalıdır.
    PKK ve yaptığı terör, oradaki halkın ekonomik ve kültürel refahı arttırılırsa desteksiz kalacağından kendiliğinden bitecektir.

    6. Türkiye Dışında politikada PKK terörünü destekleyen devletler, dernekler, partiler, tvler ve medya organları ile ilişkiler tekrardan gözden geçirilmelidir. Unutmayalım ki BBC gibi bir televizyon PKK'ya özgürlük savaşçıları demekte, Türkiye'de ise NTV BBC belgesellerini kullanmaktır. Bu tür ilişkişler tekrar değerlendirilmelidir.

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  4. PKK'nın gücü matbuattaki işbirlikçilerinden..!

    Dikkatinizi çekerim!..
    Eşkıya çetesi İstanbul’da hem de Beyoğlu çevresinde saldıracak.. Ön hazırlıkları DTP denilen üslerinde yapıyorlar.. Saldırıyı gerçekleştirecek robotlar programlanıyor.. Sonra ellerinde silah, bıçak, satır, sopa ile harekete geçiliyor.. Bu hazırlıkları medyada daha sonra izliyoruz..
    Devamında, Hacıahmet Mahallesini basmak istiyor eşkıya ve burada mahallelinin direnişi ortaya çıkıyor.. Bu durum da görüntüleniyor.. Mahalleli arasında silah çekenler fotoğraflara yansıyor...
    Bütün bu olanların medya görüntülerini hangi haber kuruluşu belgeliyor?!
    Fransız Haber Ajansı!!.
    Bunun üzerine söz sallamaya lüzum var mı?!
    Büyük bir “iç-dış” medya sarmalı vardır..
    Bu sarmal görülüp karşısına dikilmedikçe Türk Milleti kaybetmeye mahkumdur...
    Okuduğunuz ve yücelttiğiniz gazete, dinleyip inandığınız tv size aslında ne enjekte ediyor, farkında olmak zorundasınız..
    Onların sayenizde süper zenginler olmalarını falan şimdi dile getirmiyorum..
    Sizlere neyi hazmettirdiklerine bakın!..
    Aslında kimdir bunlar biliyor musunuz?!
    Bilmeye mecbursunuz.. ve de sırtınızı dönmeye...
    Yazdıkları, söyledikleri, fikir tartışması diye sokuşturdukları..
    Oralara sürülen kimlikler?!!
    Neden buralarda hep aynı prototipler vardır?!
    Bu gün Türkiye’nin huzuruna sürülen aydın sanatçı denilen kimliklerin etnik saplantıları çerçevesinde ve de “intikam” duyguları ile sundukları ama adına “demokrasi” dedikleri yutturmacalarla milletimizi zorladıkları teslimiyetler görülebilmekte midir?!.
    Hayır?!.. Çünkü patronların hem etnik yapıları hem de sermaye rotaları da, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tasfiyesi lehinedir...
    Sarmal budur.. İşte bu sarmal, örneğin PKK çetesinin en önemli silahıdır...
    Hadiseler ortada...
    Önü ardı ne olursa olsun, PKK eşkıyası geldi, Tokat’ta yedi askeri şehit etti.. Daha bu çocuklarımızın kanı kurumadan matbuatın DTP’yi, DTP’nin içindekileri kurtarma telaşına düşmeleri çok çarpıcı bir örnektir.. Bu cemaat hiç ödün vermeden PKK çetesine kendilerini siper ettikleri halde, milli (!) matbuatın onları aklama gayretini gelin de anlatın...
    Eşkıya çetesi “peygamberleri(!)”ni İmralı’dan alma hesapları ile, şehirlerde saldırılar düzenliyorlar.. Bunların dilleri bir yerlerine kaçıyor, usulen bir kaç haber, eşkıyayı eleştiren, tepesine binen yok!.. Daha haberi gizlemek için başvurulan, gündemi saklamaya yönelik üfürük “darbe” senaryoları var.. Eşkıya yakıp yıkıyor, molotofla can alıyor, bunlar hâlâ tepkisiz... Ne zaman vatandaş tepki koyup eşkıyanın karşısına dikiliyor, matbuatın dili çözülüyor... Eşkıyanın yanında yer alarak vatandaşı, Türk Milletini eleştiriyorlar!..
    İzmir’de böyle oldu, İstanbul’da böyle oldu.. Muş’ta böyle oldu!..
    İstanbul’da çete organize biçimde mahalle saldırısı gerçekleştiriyor, malum matbuat (iktidar yalakaları) bunu sorgulayacaklarına, kendisini savunan mahalleli arasından provokasyon çıkarmaya çalışıyor.. Çünkü önemli olan unsur şudur.. Bu gazetelerde Kürtçü sermayenin patronajı vardır... Güya ulusal gazete!..
    Eşkıya Muş Bulanık’ı resmen yakıyor.. Kepenk kapamayan dükkanlar cayır cayır yakılıyor.. Ne fail var ne de sorgulayan!!. Oklar, kendisni savunan vatandaşı linç ediyor.. Niye silah kullanmış..
    Çeteye kendisini siper eden güvercin Ahmet (Türk!..) demeci patlatıyor, “O adam Jitemci.” Vatandaş da Mardin’li güvercin Ahmet de.. Devletine bağlı Mardin’li kötü, PKK fedaisi Mardin’li iyi!.. Ahmet Türk’ün cüreti, beyanı bu..
    İşte bu matbuat bu mantığın matbuatıdır, iyi tanıyın..
    Gündüz Carman

    YanıtlaSil
  5. Yaşanan tüm olaylar ve de yaşayacaklarımız (sırada ne var bilmiyorum ancak program çok sistemli ilerliyor) LOZAN'ı yoksayıp hızla SEVR'e doğru gidiyoruz. Konuşulan konular sıradakini bekler konuma getirdi bizleri. Tıpkı Fener Rum Patriği Bartholomeos, “Kendimi Türkiye'de, yaklaşık 2 bin yıllık Patrikhane'nin yok olmasını bekleyen bir hükümetin altında yaşarken, çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum" demesi gibi.Belki de farkında olmadan değil aslında. Bu konuşma sıradakiydi. Diğerlerini bekliyoruz. Adeta dizi film gibi. Malum senaryoyu yazanlar belli. Bizler pasif rolleri farkında olmadan oynuyoruz. Bunun yanısıra rolünü aktif olarak oynayıp getireceği olumsuzlukları düşünmeyen oyuncular gelecekten mutlu olacaklarmı o tartışılır. Ancak ülkenin getirildiği nokta vahimdir. MUZO

    YanıtlaSil