14 Şubat 2010 Pazar

ÖLDÜRÜCÜ SALDIRILAR

Son günlerde subay intiharları dikkat çekici ve tartışılır boyutlara ulaştı. İntiharlara bakıldığında özel yaşama müdahalenin önemli bir rol oynadığını görmekteyiz. Diğer bir etken de “darbecilikle” suçlanan birtakım ordu mensuplarının kamuoyu önünde savunmasız bırakılarak adeta siyasal bir linç kampanyasıyla karşı karşıya kalmalarıdır.

Suçlayanların, çamur atanların sesinin gür çıktığı, suçlananların ise sesinin kısıldığı bir “demokratik” ortamdayız. Onlarca gazete, televizyon ve birçok adı sanı bilinmeyen internet sitesi; aynı anda, bir işaretle birlikte akla hayale gelmeyecek suçlamalarla hedefe birini oturtarak linç ediyorlar. Sonra yargı aşaması başlıyor. Linç edilen kişi aklanıyor; ancak bu aklanma, kimse tarafından bilinmiyor. Linç edenler ise yaptıklarının cezasını ne yazık ki görmüyorlar. Aksine hedefe yeni birisini oturtarak aynı kampanyayı sürdürüyorlar. Basın ahlak yasasıymış, toplumsal ve kişisel vicdanın muhasebesiymiş, İnsanların yaşamlarını alt üst etmekmiş… Hepsi hak getire. Zorbanın, kural tanımazın, yasa bilmezin egemenliği budur işte.

Dünyanın her yerinde aileler korunur. Çünkü aile, en küçük sosyolojik birimdir. Toplumu oluşturan en önemli yapıtaşıdır. Her şey orda başlar, orda öğrenilir. Kişilikler orda biçimlenir. Ahlak orada bir ölçüye ve ilkeye kavuşur. Toplumdaki aksaklıkların kaynağını hep orada arar, yanlış bir şey yapana: “Sende hiç aile terbiyesi yok mu?” diye onun için sorarız. Aile içi kavgalara dışarıdan karışmak bile son derece yanlış kabul edilir toplumumuzda. “Karı koca arasına girmemek” önemli bir toplumsal ilkemizdir. “Herkesin tenceresi kapalı kaynar.” Atasözü, aile mahremiyetinin güzel bir ifadesidir. Hem geleneklerimiz hem de yasalarımız aileye saygının manifestolarıdır.

“Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma. (Konfüçyüs)” ne güzel söylemiş bilge kişi… Binlerce yıl öncesinden seslenmiş bizlere, bir önemli insanlık ve ahlak ilkesini unutmayalım, anımsayalım, yanlış yapmayalım diye uyarmış bizi bu ölümsüz insan. Deniz Kurmay Albay Berk Erden’in özel yaşamı için birçok yazı ve görüntü var internette (Bu görüntüler, bazı gazetelerde yazıldığı gibi değil...) Psikolojik bir savaş başlatıldı ordu mensuplarına karşı. Bel altı, bel üstü vurmak serbest. Kural yok, insanlık, vicdan, yasa, yargı yok. Sindir, yok et de nasıl olursa olsun. Yalan yanlış haberlerle insanların namuslarıyla, onurlarıyla, aile düzenleriyle oynayacaksın; sonra da hiçbir şey yokmuş gibi kenara çekilip yeni pusular kuracaksın. Bir kişinin eşinin ne yaptığı ya da yapacağı üçüncü kişileri ne ilgilendirir? Kişilerin özel yaşamlarına bu kadar meraklı olmak, hangi sağlıksızlığın belirtisidir?

Ortada bir cenaze var; ölüye saygı, ölünün arkasından konuşmamak önemli bir geleneğimiz. Aynı gün ve izleyen günlerde çıkan bazı gazetelerde (internet kaynaklarına dayanarak) “rahmetli bir kişinin” özel yaşamı didik didik ediliyor. Bu ne öfkedir, bu ne bitmez kindir? Bu tavırla sağ kalanlara gözdağı veriliyor. O kirli parmak, tehdit ediyor sıradakileri.

Albay Erden ve daha önce intihar eden Deniz Yarbay Ali Tatar, “amirallere suikast planı” ile suçlanıyorlardı. İkisinin de cenazesinde ön saflarda başta Deniz Kuvvetleri Komutanı olmak üzere, neredeyse amirallerin çoğu var. Deniz Kuvvetleri Komutanı Sayın Eşref Uğur Yiğit’in, Albay Erden’in cenazesinde konuşması tüm yalanları, iftiraları boşa çıkaracak nitelikteydi: “Burada cenazemiz var, onun dışında bana bir şey sormayın. Ben üst düzey bir komutanım. Üst düzey isimlere her zaman suikast ihbarı olabilir. Fakat beni esas üzen bu iddiaların masum subaylarım üzerine yıkılmasıdır böyle bir operasyonun. Bana düzenleneceği söylenen suikast iddiasında ismi geçen iki albayım eğer bana bir mermi sıkılırsa, bana bir hücum olursa, göğsünü siper edecek arkadaşlardır.” Eşref Uğur Paşa’nın bu sözleri yorum ister mi? Paşa’nın şu sözleri de dikkat çekicidir: “Ben ve personelim silahlı kuvvetlerin diğer personeli gibi her zaman göreve hazırız. Bu konuda yargı yapmadan önce masumiyet karinesini dikkate alarak, bu güzide subaylarımızı suçlamadan önce herkes aynı soruyu kendisine sorsun: Bu bana yapılsa ne yaparım?” Evet, bu size yapılsa ne yaparsınız?

“Ergenekon” soruşturması sırasında ve sonrasındaki olaylarda deniz kuvvetlerinin hep ön planda olmasını ilginç buluyorum. Çünkü son yıllarda Deniz Kuvvetlerimiz “milli gemi” projesiyle büyük bir teknolojik atılım yaparak ulusal savunma sistemlerinin gelişmesi konusunda önemli bir başarıya, çalışmaya ön ayak oldu. Bundan rahatsız olan birileri, “milli gemi” çalışmasını sabote ederek bundan sonra yapılacak ulusal savunmayı geliştirici girişimleri bertaraf mı etmek istiyor? Ortadoğu’da küresel güçlerden bağımsız bir ordu, bölge çıkarlarını koruyacağı için emperyalistlerin aleyhinedir. Bu, hiç unutulmamalıdır.

Asker, her türlü saldırıya (Silahlı, psikolojik fark etmez.) bedensel ve ruhsal bakımdan hazır olmalıdır. Ordu her zaman silahla savaşacak değil. Asker, PKK’nın dağlardaki hain mayın tuzaklarına karşı nasıl hazırlıklıysa, kentlerde kurulan pusulara karşı da uyanık ve dayanıklı olmalıdır. TSK, kendisine karşı yapılan bu psikolojik saldırılara karşı personeline sıkı bir eğitim vermek zorundadır. Bu savaşı kazanmak için gereken de budur. 1919’dan beri savaş (Kurtuluş Savaşı; Kore, Kıbrıs ve terör savaşı) yitirmeyen TSK, bu savaşı da kazanmalıdır.

Türk toplumu, son yıllarda ekonomik, siyasal alanlarda birçok olumsuzluklar yaşadı. Bir dilim ekmeğe, bir tas sıcak çorbaya muhtaç edildi. İçimizdeki kurt, görkemli Cumhuriyet ağacını durmadan kemirdi. Ancak toplumumuz yıkılmadı. Çünkü toplumun çekirdeği aile, ayakta kaldı. Son yıllarda gazetelerle, televizyonlarla aile değerlerine büyük saldırılar yapılıyor. Özel yaşamın mahremiyeti ayaklar altına alınmaya çalışılıyor. En mahrem ilişkiler bile basın ve yayın organlarında günlerce tartışılıyor. Özel yaşam, özel olmaktan çıkarılıyor. Amaç, toplumun çekirdeğini parçalamak. Ne yazık ki iktidardaki siyasiler de bu işe ön ayak oluyorlar. Öyle bir siyasal zümre düşünün ki, eşlerinin giyim tarzıyla oylarını artırsın. Yine geçenlerde bir hükümet üyesinin, meclisi yöneten Güldal Mumcu’nun dinlenmesi için ayrılan odaya girmesi özel yaşamın/ alanın ihlali değil midir? Bedevi çadırına girer gibi, bir kişinin özel yaşam alanına girilir mi?

Şu, hiçbir zaman unutulmasın ki saygı gösteren saygı görür. Siz insanların özel yaşamlarına saygı göstermezseniz, onlardan saygı bekleyemezsiniz.

Adil Hacıömeroğlu
11 Şubat 2010

Not: 15 Şubat 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı, http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

4 yorum:

  1. Bu senaryoları yazanlar ortada. Üç yıl öncesinin konuları bir çırpıda gündem oluyor. Ve hemen arkasından bir grup bayan GATA'nın önüne gönderiliyor. Bu GATA'nın önüne eyleme gidin demek ayrı bir hata da ya bir sözle giden bayanlar? İşte onlara söyleyecek söz bulamıyorum. 2004'te Fransa'ya kabul edilmeme ise bugün söz konusu oluyor. Ülkemiz için ne utanç verici bir durum. Herşey arapsaçına döndürüldü ne senaryoyu yazanlar anlıyordur ne de gündemi takip edenler. Değişmeyen tek şey var. Ne yapılırsa yapılsın askere olan bağlılık ve de sevgi yüreklerden atılamaz, yokedilemez. MUZO.

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel açıklamışsınız Adil Bey.
    Türk milleti ordusuna güvenir.
    Kendine yapılmasını istemediğin hareketi başkasına yapma der atalarımız.
    Bu akıl almaz saldırılar birgün bitecektir. Halk aydınlandı artık.

    YanıtlaSil
  3. Yazarımız çok önemli konulara parmak bastı. Tarikatlarla yönetildiğimiz gerçeği bütün çıplaklığıyla ortada. İstenildiği gibi gündem belirlenip istenildiği gibi oyuncular seçiliyor. Bugünkü son sahne sırası yargı mensuplarına. Herzaman olduğu gibi bakan ve de diğer siyasiler yasaları bilmeden okumadan yorum yapıp toplumu kandırma çabaları içerisindeler. Başarmıyor değiller tabii ki. Başarmayacaklarını bilmeseler bu kadar boş konuşulurmu? Bugünkü gündemin arkasında bekleyen çok önemli olupta gündeme bir türlü getirilmeyen "çuvalcı generalin askerlerini ve de radarlarını Türkiye'nin neresine yerleştireceği konusu var. Eee ABD'nin saldıracağı İran sırada bekliyor. Toplum kuzu olmuş kuzu. Buna hiç kafa yorup tepki gösterirmi?
    MUZO

    YanıtlaSil
  4. Tarikat liderlerinin bu toplumda önemsenmesi ilk değil tabii ki. Geçmişte, bugünlerde gündemde olan İsmailağa cemaati liderini babasının cenazesi tam bir izdihama dönüşmüştü. Ve bu cenazede başroldeki isim Süleyman Demirel'di. Bu tarikatlar ilk kez önem kazanmadı bu ülkede. Bugün yaşananlar son nokta vuruşları. Adı geçen bu cemaatin devlete lojman yaptığı ve de bir çok vekille iş ilişkisinde olduğu gerçeği ortada. Çünkü adeta bütün siyasilerin korumasında gibi. ÇEKİRGE

    YanıtlaSil