28 Mart 2010 Pazar

KESKİN DÖNEMEÇ


Günlerdir konuşulan anayasa değişikliği paketi nihayet açıldı. Pakette, anayasanın yirmi üç maddesinin değiştirilmesi öngörülüyor. Aylardır “demokratik” bir anayasa taslağı bekleyen kimi çevreler de büyük bir hayal kırıklığı yaşamış oldular.

Değişikliği istenen maddelerin büyük çoğunluğu, AKP’nin otokratik yönetiminin yolunu açacak ve yürütmenin tüm devlet kurumlarına egemen olmasını sağlayacak konulardır. Bu değişikliklerle yargının bağımsızlığı ortadan kalkacak, yüksek mahkemelerin hiçbir etkinliği kalmayacaktır. Böylece de demokratik düzenin vazgeçilmezi olan güçler ayrılığı kuralı ortadan kalkacaktır.

Özel yaşamın gizliliği ve seyahat özgürlüğü konusundaki düzenlemeler ise 12 Eylül anayasasını bile aratacak düzeyde kısıtlayıcıdır. Özel yaşamın gizliliğinin ve seyahat özgürlüğünün olmadığı bir yerde demokrasi olur mu? Yurtdışına çıkışlarda hakim kararının aranmaması, yargının toplumsal yaşamımızdan nasıl soyutlandığının bir göstergesidir.

Anayasa Mahkemesi ve HSYK’da öngörülen değişiklikler ise bu anayasa değişikliği isteğiyle neyin amaçlandığını açıkça ortaya koymaktadır. Amaç, yargıyı devre dışı bırakarak laik, demokratik, hukuk devletini; otokratik bir yönetime dönüştürmektir. Parti kapatmaların TBMM tarafından yapılması düşüncesi ise ilginçtir. Bu demektir ki çok partili yaşamımız çoğunluk partilerinin tekeline girecektir. Çoğunluğu sağlayan partiler de iktidar olduklarına göre, iktidar partileri siyasal yaşamın tümünü kontrol edecektir. İktidar uygulamalarını eleştiren küçük partiler, sürekli kapatılma korkusu içinde yaşayacaklar. Taslaktaki değişikliğin doğruluğunu kanıtlamak için AKP sözcüleri, Avrupa’nın bazı ülkelerinde de aynı uygulamanın olduğunu savunuyorlar. Peki, bu Avrupa ülkelerinde temsil adaleti nasıldır? Yargı siyasal müdahalelere açık mıdır? Bunun yanıtı yoktur. Ayrıca demokratik ülkelerin çoğunda parti kapatmalar, yargı kararıyla olur. Üstelik örnek verilen demokratik ülkelerde bizim yaşadığımız rejim ve terör sorunları da yoktur.

AKP’nin anayasa taslağının amacının kuvvetler ayrımı ilkesini yok ettiğini ve demokratik içerikten yoksun olduğunu savunduk. Çünkü anayasamızdaki temel sorunların başında temsil adaleti gelmektedir. Seçim barajının yüzde on olduğu bir ülkede tam bir demokrasiden söz edilemez. Halkın her kesiminin mecliste temsilinin sağlanması gerekir. Yine temsilde adaletsizliğin bir başka örneği ise illerin çıkardıkları milletvekili sayısıdır. Küçük iller, büyük illere göre avantajlıdır. Büyük illerde bir milletvekili çıkarmak için alınması gereken oy neredeyse küçük illerin dört beş katıdır. Kentli seçmen adeta cezalandırılıyor. Öncelikle temsil adaletinin sağlanması zorunludur.

Diğer önemli sorun da çalışma yaşamını düzenleyen maddelerdir. Grevli toplusözleşmeli sendikal hakların olmadığı bir ülkede demokrasiden söz edilemez. İş güvencesinin ve güvenliğinin olmadığı bir yerde ancak göstermelik bir demokrasiden söz edilebilir. Yolsuzlukların önlenemediği ve çığ gibi büyüdüğü bir ortamda demokrasi olmaz. Yolsuzluğu önlemek için bir anayasa değişikliği gereklidir. Bunun için de yargıyı daha da güçlendirmek gerekir. Bir toplumda yolsuzluk kanıksanmışsa, o toplumda demokratik kurallar işlemiyor demektir.

Demokrasinin en büyük erdemi, herkesin eşit olmasıdır. Yasalar, kimseye ayrıcalık tanımaz. Dokunulmazlığın olduğu bir yerde adalet de gerçekleşmez. Anayasa değişikliğinde öncelikli ve ivedi konulardan biri bu olmalıdır. Siyasetçinin işlediği suçtan yargılanmadığı yönetim biçimine diktatörlük denildiği de unutulmamalıdır.

1982 Anayasası kabul edildiği günden beri eleştirilmektedir. Bugüne kadar hemen hemen her siyasal parti ve sivil toplum kuruluşu bu anayasanın değiştirilmesinin gerekli olduğunu savunmuştur. Ne yazık ki bugüne kadar da değişiklik söz konusu olmadı.. Özgürlük, tüm dünyada insanlığın peşinden koştuğu ve ulaşmak için savaştığı bir değerdir. Yıllardır 12 Eylül rejimine ve onun yasalarına karşı toplumda büyük bir özgürlük isteği var. AKP de bunu görerek durumdan vazife çıkarıyor. Toplumun bu haklı talebine sahip çıkar görünerek daha da antidemokratik bir toplumsal düzenin taşlarını döşüyor. Zamanlama da mükemmeldir. Çünkü AKP politikalarının iflas ettiği, oylarının düşüş eğilimi gösterdiği bir anda anayasa değişikliğiyle yine gündemi değiştiriyor ve toplumu önemli bir tartışmanın içine çekiyor. Halkın haklı bir talebi halka karşı kullanılıyor. Muhalefet partilerinin bu anayasa taslağını reddetmeleri doğrudur, ancak tek başına yeterli değildir. Bu konuda sorumluluk alarak seçenek sunmaları gerekir. AKP’ye bu konuda karşı çıkan siyasal partiler zaman yitirmeden harekete geçmeliler. Partilerin, meslek odalarının, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, üniversitelerin, yüksek yargı organlarının ve konuyla ilgili uzman kişilerin katılımıyla yeni bir anayasa taslağı oluşturma çalışmaları başlatılmalıdır. Geniş katılımlı bir çalışma ve tartışma ortamının oluşturulması iktidar partisinin oyununu bozar.

AKP’nin tek isteği anayasa konusunda halk oylamasıdır. TBMM’de anayasa değişikliğinin kabul edilmesi RTE ve arkadaşlarını tatmin etmez. Referandumla halkı biraz daha ayrıştırmak, cepheleştirmek asıl amaçlarıdır. Bizim halkımız seçimi sever. Bugüne kadar halka, “demokrasi, eşittir sandık” fikri aşılandı. Demokrasi, halkı adam yerine koymaktır. Sandığı halkın önüne koyan kazançlı çıkar. Bu, unutulmamalıdır. Referandum AKP’nin oylarındaki düşüşünü ters döndürebilir. Anayasa değişikliği paketi toptan oylanacağından bu, iktidar partisine avantaj sağlar. Bir maddeyi beğenen, diğerlerini incelemeden oyunu verir. Zaten gereğinden çok popülizm yapılarak ve belden aşağı vurularak kamuoyu referanduma hazırlanmıştır.

Yine mağduriyet ve masumiyet zırhı. Yine hızlı gündemlerle sarhoş edilerek şaşkına çevrilmiş bir kamuoyu. Cumhuriyet, bu gündemle tarihsel bir dönemece gelmiştir. Kişisel ve grupsal çıkarları bir yana bırakmanın zamanıdır. Dönüşü olmayan rejim bunalımlarına saplanmamak için bu oyunu bozmak zorundayız. Yoksa, yitirdiklerimizi geri getirmek çok zor olabilir.

Adil Hacıömeroğlu
25 Mart 2010
Not: 29 Mart 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımın tümünü http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

7 yorum:

  1. Adil bey yazınızda herşeye değinmişsiniz.
    Zaten iktidarın kendisi yolsuzluklara bulaşmış durumda. Ondan kurtulmak için halkın değişmesini arzu ettiği anayasayı değiştirme fikrini kullanarak, faşizmi kurmak istiyor.
    Bunlara engel olmak doğru olanları yapmak muhalefetin, sivil toplum örgütlerinin, gençlerimizin, halkımızın görevidir. Yeteri kadar halkımız kandırılmıştır.

    YanıtlaSil
  2. tum bu yazdıklarınızın da ısıgında sonuna kadar hayır demeye calıştık.ancak bugun ıtıbarıyle sonuç hiç te iç açıcı degıl..ama mucadelemız surecek...bu oylamanın tek amacı yargıyı ele gecırmektı..gunler ne getırecek bakalım..

    YanıtlaSil
  3. Hocam,aylar öncesinden bu kara günü,hatta gelecekte bizi bekleyen karanlık günleri çok güzel tarif etmişsiniz.Ülkemizdeki bütün vatandaşların, sivil bir anayasa istemesi yadsınamaz bir gerçek ama bu anayasa bütün yurttaşların haklarını koruyacak bir anayasa olmalı.Makalenizde de belirttiğiniz gibi,Türk halkı için demokrasi sandıktan ibaret,sandığa gidiyorsak demokrasinin gereğini yerine getiriyoruz gibi düşünülüyor ama söylediğiniz gibi demokrasi bu kadar basit değil.İsabetli tahminlerinizden biri de,AKP 'nin referandumdan karlı çıkacağıdır,çünkü bu halk sandıktan çıkanı baştacı eder.Üzülerek söylüyorum ki,tarihsel dönemeci takla atarak döndük,bugüne kadar yitirdiklerimiz bile halkımızın gözünün açılmasını sağlayamadı.Bundan sonra yitireceklerimizin geri getirilmesi gerçekten çok zor.

    YanıtlaSil
  4. Hayır dedik ama görünen o ki hayır olacak bir durum yok. 12 Eylül'ün yaralarını daha da derinleştiren bu anayasa değişikliğinin getireceği hükümler yazdıklarınız gibi hayır değil şer getireceği ortadadır. Hocam, tabi bu herşeyin sonu değil siz yazarak bir başkaları konuşarak veya değişik şekillerde mücadeleye devam edeceğiz.Bizlerin mücadelesi devam ettikçe düşüncelerimizde yeşerecektir. Analizinizden dolayı teşekkür ediyorum saygılar. Ali Rıza ZOR

    YanıtlaSil
  5. Hayır dedik demesine ama çok da işe yaramadı.Referandumdan aylar önce yapmış olduğunuz analiz malesef tam yerinde çıktı ve halk içeriği değerlendirmeden demokrasi adına evet dedi.Kazanan belli oldu yeri sağlamlaştı.Açıkçası bu sonuç hepimizin dileği farklı olsa da beklediğimiz bir sonuçtu.Sanırım insanlar yaşadıkça nelere evet dediklerinin daha iyi farkına varacaklardır.Sadece sandık başına gittiklerinde adam yerine konan ve seçim dönemlerinde hatırlanan insanlarımıza kızmak hiç içimden gelmiyor.Bizi bu günlere taşıyan siyasi zihniyetlere ve halkı bilinçsiz,eğitimsiz bırakan yönetimlere kızıyorum.Ülkemi çok sevdiğim için inanılmaz üzüntü ve endişe duyuyorum.Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  6. ayas;
    AKP hükümetinin referandum hamlesiyle sona ereceğini ve “burjuva devriminin tamamlanacağını” belirtiyor. Zaten Başbakan Erdoğan da 12 Eylül akşamı yaptığı konuşmada tam bunu söyledi ve “artık vesayet rejiminin sona erdiğini” ilan etti.

    Böylece liberallerin, muhafazakarların ve islamcıların siyasal ve ideolojik mücadele alanında uzunca süre etkili bir şekilde kullandıkları, Laçiner’in de sorgusuz sualsiz devraldığı şu sınıflar üstü “vesayet rejimi” kavramı da tedavülden kalkmış oldu. Oysa bu kavram liberallerin ideolojik bir hegemonya oluşturmakta kullandıkları en önemli araçtı

    YanıtlaSil
  7. Bence bizim hayırlarımız evetlerin önüne geçmiştir.Hayırcılar ne makarna ne kömür,nede parayla bu işi yapmışlardır.Akıllarını kullanarak ülke yararına,çocuklarımızın geleceği adına bu oyu vermiştir.Onlar gibi rüşvet alarak vatanı bir torba makarnaya bir çuval kömüre satmamıştır.Birde oy vermeyenleri düşünürseniz AKP %40ların oyunu almış demektir,%60şı bu referanduma hayır demiştir.Bugün seçim olsa AKPnin sonudur,seçimlere kadar öttürsün borazanını,sonra biz nasıl öttürülürmüş öğretiriz kendilerine.Saygılarımla.

    YanıtlaSil