19 Nisan 2010 Pazartesi

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ


AKP’nin anayasa değişikliği çalışmaları hız kesmeden sürüyor. Değişiklikle ilgili kanun teklifi, TBMM Anayasa Komisyonu’nda kabul edildi; 19 Nisan’da da TBMM genel kurulunda görüşülmeye başlanacak. Büyük bir olasılıkla da bu değişiklikler halkoyuna sunulacak. Çünkü iktidar partisinin asıl isteği bu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın üç madde dışındaki uzlaşma çağrısı, RTE tarafından kabul görmedi. Bu çağrının reddedileceği baştan belliydi. Çünkü uzlaşma dışı bırakılacak üç madde, AKP’nin mağduriyeti ve masumiyeti için önemlidir ve popülizmin üst düzeyde yapılacağı değişikliklerdir. İktidar kanadının amacının uzlaşma olmadığı açıktır.

“Muhalefet partilerinin bu anayasa taslağını reddetmeleri doğrudur, ancak tek başına yeterli değildir. Bu konuda sorumluluk alarak seçenek sunmaları gerekir. AKP’ye bu konuda karşı çıkan siyasal partiler zaman yitirmeden harekete geçmeliler. Partilerin, meslek odalarının, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, üniversitelerin, yüksek yargı organlarının ve konuyla ilgili uzman kişilerin katılımıyla yeni bir anayasa taslağı oluşturma çalışmaları başlatılmalıdır. Geniş katılımlı bir çalışma ve tartışma ortamının oluşturulması iktidar partisinin oyununu bozar.” 29 Mart 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanan “Keskin Dönemeç” başlıklı yazımda bu satırlarla muhalefeti uyarmıştım. Geniş kapsamlı bir anayasa değişikliği çalışmasının halka mal edilerek yapılması gereğinden söz etmiştik. Ne yazık ki böyle bir çalışmanın zamanı yitirilmiştir. Ancak iş işten geçmemiştir.

1982 Anayasa’sı ilk günden itibaren özellikle solcular tarafından hep eleştirildi. Giderek eleştirilere toplumun hemen hemen tüm kesimleri katıldı. Bugüne kadar birçok değişiklik yapılmasına karşın 12 Eylül Anayasa’sının değiştirilmesi, halkımızın en demokratik isteği durumuna gelmiştir. Demokrasi ile 12 Eylül yasalarının değiştirilmesinin özdeşleşmesi önemlidir. O zaman bu haklı demokratik isteğin bayraktarlığını yapmak da demokrasimizin kurucusu CHP’ye yakışır. Toplumun bu haklı talebini, AKP’nin yozlaştırarak diktatörlüğe giden bir yolun taşlarını döşemesine izin verilmemelidir. Unutulmamalıdır ki CHP’nin en yüksek oy aldığı iki seçimde de (1957 ve 1977) demokratik talepleri savunmasının önemi büyüktür. 12 Mart muhtırasına direnen CHP, yetmişli yıllarda girdiği tüm seçimlerde (1980 ara seçimi hariç) açık ara birinci parti olmuştur. Bu başarıdaki temel etken, halkın demokrasi talebinin CHP tarafından sahiplenilmesidir. Bugün aynı şey neden olmasın?

Demokrasimizin önündeki en büyük engel, siyasal partiler ve seçim yasasıdır. Siyasal partileri demokratik olmayan bir ülkede demokrasinin olabileceğini söylemek, safdilliktir. Öncelikle bu konu tartışmaya açılmalıdır. Siyasal partilerin demokratikleşmesi, siyasete dinamizmin gelmesini sağlayacaktır. Toplumsal katılımın olmadığı bir siyasal düzen demokratik olmaz. Halkın olmadığı, söz söyleyemediği ve özgür iradesiyle yöneticilerini seçemediği bir “demokratik düzen” cumhuriyet rejimini tehlikeye sokar. Çünkü bu sistem, halkı siyasetten soğutup uzaklaştırmaktadır. Bu da irticacı ve bölücüleri siyasal alanda en dinamik gruplar durumuna getiriyor. Demokratik düzen karşıtlarının bu yükselişlerinin önlenmesi, siyasal partilerin demokratikleşmesiyle olur. Bu konu, kişisel ve grupsal çıkarların çok üstündedir. Çünkü ülkemizin varlığı, ulusumuzun birliği söz konusudur.

Seçim sisteminin değiştirilmesi de toplumumuzun ikinci önemli talebidir. Seçim barajının yüksekliği, farklı siyasal grupların temsilini önlediğinden tek parti diktatörlüklerine neden olmaktadır. Farklılıkların temsil edilmemesi sonucunda da uzlaşma kültürünün gelişmesi olanaksızlaşmaktadır. Ancak seçim kanunu değiştirilirken temsilde adalet konusu da göz ardı edilmemelidir. Temsilde adaletin olmaması, bölgesel politikalarla popülizm yapan siyasetçinin lehinedir. Bu, sanayi kentlerindeki seçmeni adeta cezalandırmaktadır.

1982’den beri en çok eleştirilen kurumların başında YÖK gelmektedir. Hatta YÖK, 12 Eylül’ün simgesi durumuna gelmiştir. AKP’nin Anayasa değişiklik paketinde YÖK’ün olmaması ilginçtir. Bu da asıl amacın ne olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Amaç, 12 Eylül’le hesaplaşarak demokrasiyi geliştirmek değildir; Cumhuriyet’in temel dayanağı olan kurumları yok etmektir.

Demokrasimizin dikkat çekici bir kusuru da dokunulmazlıklardır. Dokunulmazlık zırhı altında her türlü suçu işlemek ve devlet yetkisini kötüye kullanmak hakkı kimseye verilmemelidir. Çünkü demokrasi; ayrıcalıkların var olduğu değil, ayrıcalıkların yok edildiği bir yönetim biçimidir. Dokunulmazlıklar (milletvekili ve bürokrat dokunulmazlığı) olduğu sürece yolsuzluklar önlenemez. Yolsuzluk üzerine kurulan bir sistem de demokrasi olmaz.

CHP tarihsel misyonunun verdiği sorumlulukla yukarıda saydığımız dört ana konuyu temel alarak yeni bir anayasa değişikliğini, toplumun tüm kesimleriyle tartışarak gündeme getirmelidir. Bu konuda geniş bir ittifakın kurulması amaçlanmalı. Anayasa değişikliğinin TBMM’de görüşüleceği bu günlerde gündeme damgasını vuracak böyle bir tartışma, AKP’nin hesaplarını bozacaktır. Halkoylamasında RTE’nin hesaplarını boşa çıkarmanın yolu budur. AKP’nin elinden demokrasi silahı alınmalı. Bu da toplumun haklı demokratik taleplerinin dile getirilmesiyle olur.

Anayasa değişikliklerinin referandumda kabul edilmesi, AKP’ye güç katacak ve dizginlenemez anti demokratik uygulamalarının yolunu açacaktır. Gündemin değişmesiyle referandumu AKP’nin aleyhine döndürmekse ulusumuzu da cumhuriyetimizi de geleceğimizi de kurtaracaktır.

Adil Hacıömeroğlu
15 Nisan 2010
Not: 19 Nisan 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
3 Mayıs 2010 tarihli Kent Yaşam Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

4 yorum:

  1. Adil bey haklısınız bu yasa geçmemeli geçerse de iş CHP e düşüyor..Sonrasında "HAYIR" dedirtmek için tüm vatandaşlarımızı uyandırmalıyız..Benim de bu konuda bir yaım var Notlarım arasında okursanız sevinirim..

    YanıtlaSil
  2. Ülkemizin geleceğini etkileyecek bir anayasa ,söylediğiniz gibi toplumun her kesiminden geniş katılımlı bir komisyon oluşturularak yapılmalıydı . Altmışbir anayasası böyle bir komisyon tarafından uzun zamanda oluşturulmuştu. Bu yangından mal kaçırma aceleciliği neyin nesidir . Öneriniz çok doğru , muhalefet böyle bir komisyon oluşturmalı ve çalışmaya başlamalı süre istemelidir , Dokunulmazlıklar ayrı bir madde olarak referanduma sunulmalıdır . Bahsedilen üç madde kesinlikle ayrı tutulmalı , seçim sistemi değiştirilmelidir ...teşekkür ederim .

    YanıtlaSil
  3. İktidarın sunduğu ve onaylanmasını istediği Anayasa değişikliği 1982 anayasının bir daha değişmemek üzere destekleyici daha kapsamlı bir şekilde onaylanmasıdır...Böylece Türkiye birkezdaha
    Demokratikleşmeden vazgeçip, Faşizme doğru yolalacaktır...Yazınızda çok haklı bir konuya temas etmişiniz zira Anamuhalefet Partisine büyük iş düşmektedir..Anayasa değişikliği taslağına Demoratikleşme yolunda önce Seçim yasası değişmeli , YÖKKaldırılmalı Üniversiteler bağımsız olmalıdır..Dokunulmazlıklar kaldırılmalıdır...
    Bu konuda Halkı uyarma işide yine Muhalefet partilerine düşmektedir..Zira Taraflı Medya tarafından halka bu konular anlatılamamaktadır...
    Yazınız için sizi kutlarım...

    YanıtlaSil
  4. Yazınızı çok beğendim ,düşünen beyninize, kaleminize saglık. Verdiğiniz emege saygı.Yorumumu Facebook (A.Civcik) sayfamda paylaşacam . Sagılarımla iyi ki varsınız ve yazıyorsunuz ,selamlar.

    YanıtlaSil