4 Nisan 2010 Pazar

EKSEN KAYMASI (MI?)


AKP’nin anayasa paketi nihayet TBMM başkanlığına verildi. Mecliste, değişikliği öngörülen maddeler üzerindeki tartışmalar merakla bekleniyor. Görüşmeler sırasında iktidarla muhalefet arasındaki tartışmalarda gerginliğin artacağı da kesindir.

Anayasa değişikliğinin, ülkemizin geleceği açısından keskin bir dönemeç olduğunu daha önceki yazımda belirtmiştim. Anayasa değişikliğiyle yapılmak istenen, yürütmenin hem yasamaya hem de yargıya egemen olmasıdır. Bu değişiklikle Cumhuriyet değerlerinin topyekûn ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Çünkü Cumhuriyet’imiz ve demokrasimiz, güçler ayrılığı ilkesine dayanmaktadır. Yürütme, yasama ve yargının bir partinin, dolayısıyla da o partinin liderinin elinde olması “demokrasi” adı altında bir diktatörlüğün yaşama geçirilmesidir.

AKP, kuruluşundan itibaren sürekli olarak AB’ye girmeyi hedefleyerek Avrupa değerlerinin erdeminden söz etti. Ülkemizin daha çok demokratikleşmesinin gerektiğini vurgulayıp durdular. Toplumu; demokratikleşme, yenileşme konusunda koşullandırdılar. Eskiyi kötüleme üstüne bir politik anlayış oluşturdular. Oysa eskiyi, hem de çok eskiyi temsil eden AKP’dir. “Yenileşme” diye diye toplumumuza ortaçağı yerleştirmeye çalışıyorlar. Bunu da önemli bir ölçüde başardılar. Geriye doğru bir dönüşüm yaşamakta toplumumuz. Anayasa değişiklikleriyle güçler ayrımını ortadan kaldırma isteği, Avrupa değerleriyle uyuşmaz. Demek ki AKP yöneticileri AB konusunda samimi değiller. AB hedefi, halkımızın desteğini almak için bir araçtı onlar için. Tıpkı “demokrasinin amaç değil, bir araç olması” gibi. Kısacası, diktatörlük zehrini demokrasi şekerine sararak toplumumuza yutturdular. Son hamle ile de öldürücü dozu yutturmak üzereler. Yani, Türkiye’de otokratik yönetim tamamen yerleşmek üzeredir.

Yargının siyasallaşması, toplumsal dengeleri alt üst eder. Yurttaşlar arasındaki hakkaniyet duygusu yara alır. Günlük yaşamda keyfiyet, adaletin yerine geçer.

İktidar partisinin AB değerleriyle ters düşmesi nedendir? AB ile köprüleri atıyor mu hükümet? Ülkemizde AKP dâhil, herkes şunu baştan beri çok iyi bilmektedir ki AB’ye girmemiz büyük bir hayal. AB’nin lider ülkeleri, içinde yaşadığımız coğrafyada kendi ulusal çıkarlarını korumak adına AKP’ye destek verdiler. Türkiye’deki ulusal ve cumhuriyetçi güçlerin tasfiyesi için AKP ile işbirliği yaptılar. Bu işbirliği, 1919’dan beri sarsılmadan, kesintiye uğramadan sürüyor.

Anayasa değişikliğiyle AKP, kaderini tamamen ABD’ye bağlamış durumda. Bu anayasa değişikliğinin de küresel bir organizasyon olmadığını söyleyemeyiz. Soğuk Savaş döneminde ABD’nin gelişmekte olan ülkelerdeki siyasal tercihi darbelerdir. ABD, askeri darbeler ve sivil milliyetçi oluşumlarla antikomünist mücadeleyi sürdürmüştü. Türkiye dâhil, birçok ülkede aydınlar ve emekten yana halk kitleleri bu amaçla kıyıma uğratıldı. Ancak Soğuk Savaş’ın bitmesiyle ABD’nin dünyadaki egemenlik mücadelesi de biçim değiştirdi. “Yeni Dünya Düzeni” doğrultusunda dünya yeniden şekillenmeye başladı. “Küreselleşen dünyada sınırların kalktığı” propagandasıyla ABD ve onun liberal uzantıları, tüm dünyayı köleleştirmeyi amaçladılar. “Yeni Dünya Düzeni” Latin Amerika’da çökmeye başladı. Hem de ABD’nin arka bahçesinde. Yine küreselleşme hedefi, birçok ülkede savaşlara neden oldu. ABD’nin askeri müdahaleleri amacına ulaşmadı. O zaman ABD için yeni bir yöntem gereksinimi doğdu. İşte, bu ülkemizde yerleştirilmeye çalışılan otokratik yönetim biçimidir.

Bazı kişiler, Türkiye’nin AB’den uzaklaşmasının siyasal bir eksen kayması olduğunu söyleyebilirler. Oysa eksenin kaydığı yok. 2002’de kimlerin desteğiyle iktidar olunmuşsa bugün de aynı destekle yola devam edilmektedir. Değişen yalnızca görüntü.

Küresel egemenlere direnebilecek güçler etkisizleştirilip baskı altına alınıyor. Bu, yapılırken de müthiş bir propagandayla kamuoyu oluşturulup “demokrasi düşmanları” yaratılıyor. Sonra da bu düşmanların yok edilmesi gündeme geliyor. “Demokrasi, yenileşme ve inançların korunması” bunun ideolojik temelini oluşturuyor. Dinselliğin, toplumsal yapıya egemen olması için küresel güçler özel bir çaba göstermektedir. Yeşil kuşak projesi sonucunda güçlenen ve ABD kontrolünden çıkan radikal dinci örgütler, küresel hedeflere yönelik eylemlere de girişince “Ilımlı İslam” ideolojisi ortaya atıldı. “Ilımlı İslam”ın toplumsal düzenimizi dönüştürerek yerleşmesi, parlamenter düzenin kuralları içinde yapılması (Bu, görece de olsa meşruiyet sağlıyor gibi görünüyor.) ise çok ilginçtir. Böylece topluma, zehirli şeker kendi eliyle yediriliyor. Toplum, harakiri yaparak geleceğini yok ediyor.

Ülkemizde “Ilımlı İslam” uygulaması gerçekleşirse bölgesel dengeler hızla değişecektir. İslam ülkelerinin birçoğunda benzer uygulamaları görebileceğiz.

Dünyanın hiçbir yerinde, gelişmekte olan ülkelerdeki anti demokratik yönetimler tek başına ayakta duramaz. Ayakta durmak için emperyalist güçlerin desteğine gereksinimleri vardır. Zaten çoğu zaman da dış organizasyonlarla işbaşına gelir bu tür yönetimler. Bu nedenle de Türkiye demokrasisine vurulacak darbe, dış desteksiz düşünülemez.

Anayasa paketinin görüşmelerinde tüm milletvekilleri, içinde bulundukları meclisin sömürgecilere karşı kurulduğunu anımsamaları gerekir. TBMM’nin en güç koşullarda bile hukukun üstünlüğünden vazgeçmediği de bilinmelidir.

İktidar partisi yöneticileri şunu iyi bilmeliler ki; hukuk, en çok hukuksuzluk yapanlar için gereklidir.

Adil Hacıömeroğlu
1 Nisan 2010
Not: 5 Nisan 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımın tümünü http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

2 yorum:

  1. Sanki benim düşüncelerimi kaleme almışsınız Adil bey . Aynı şeyleri düşünmekteyiz .
    Ilımlı islam ne demektir : kişi, kendisine veya toplumun başına gelecek her türlü kötülüğe karşı " takdir'i ilahi ,ne yapalım , bu bizim kaderimizdir deyip oturacaktır " Ulus , ümmet şeklini alacak ve istendiği gibi yönetilecektir . Adamlar alay eder gibi " imtiyazlı ortaklık neyinize yetmiyor " diyor , bizden gerekli tepki çıkmıyor .
    Anayasa mahkemesi tarafından cezalı bir partinin hazırladığı anayasa ise tamamen kuşku verici . bu konudaki meclis tartışmalarında da muhalefet partilerine güvenemiyorum . Çünkü üzerinde tartışılması gereken bir kanunu daha geçenlerde gece yarısı geçirivermişler , muhalefet partileri bakakalmıştı . Kaleminize sağlık , teşekkür ederim .

    YanıtlaSil
  2. Günümüz şartları iyi tahlil edilmiş ve vurgulanmış . Beyninize ve kaleminize saglık. Emperyalistler TÜRK ULUSU ve M. KEMAL ATATÜRK ten
    kurtuluş savaşında yedikleri tekme ve şamarın intikamını alıyorlar.Ilımlı islamı ve Hilafeti getirseler işleri çok kolay olacak.Hilafetin başından alacakları bir fetva ile İslam ülkelerini istedikleri gibi işgal edecekler ve yönetecekler..Karşı gelmek isteyenleride Hilafete karşı olmakla suçlayacaklar .Demokrasi ve insan hakları onların kendileri için varsa evet , başkalarının bunu isteme hakkı yok. Gelelim Anayasa degişikliğine başbakan diyor ki hap gibi sunacagız , hopın dışı renkli ve tatlı , içi ise agı( zehir ) .Köy yerin de yırtıcı hayvanlatı ve köpekleri öldürmek için zehirden hap yapılır , bu hayvanlara verilirdi (yedirilir) yiyen hayvanlar ne yazzık ki ölürdü .
    başbakan da TÜRK ulusuna bu haptan sunuyor. TÜRK ULUSU nun aklı ve fikri vardır bu hapı kolay kolay yutmaz, yutmayacagındanda eminim. yanlışlıkla akp kendisi yutabilir. SAYGILARIMLA.

    YanıtlaSil