25 Nisan 2010 Pazar

HEDEFE ADIM ADIM


Anayasa değişikliği görüşmeleri TBMM’de hız kesmeden sürerken ülkemiz gündemine yeni konular da düşmeye devam ediyor. En son RTE’nin başkanlık sistemini tartışmaya açması ilginçtir. Anayasa değişiklikleriyle ulaşılmak istenen amacın ne olduğunun anlaşılması açısından önemli bir açıklamadır bu.

Anayasa değişikliklerinin asıl amacının yargıyı, yürütmenin egemenliğine sokmak olduğu gerçeği ülke sorunlarına duyarlı her yurttaş tarafından bilinmektedir. Zaten yasama, yürütmenin denetimindedir. Hem yargıyı hem de yasamayı elinde bulundurmak, yürütmenin başındaki kişiyi ülkenin mutlak egemeni yapar. Böyle bir durumda başkanlık sistemine geçmek ise tüm yönetim erklerinin bir kişinin elinde toplanmasına neden olur. Bunun adı da diktatörlüktür.

Son günlerde tartışılan konularından biri de bedelli askerliktir. Doğaldır ki bu konunun muhatabı Milli Savunma Bakanı’dır. Çünkü bu konu, onu ilgilendirmektedir. Bu nedenle de bazı AKP’li milletvekilleri bedelli askerliği, konunun muhatabı bakana soruyorlar. İşte bakan beyin yanıtı, demokrasimizin nasıl işlediğini görmek bakımından önemlidir. “Söz Başbakan'da. O ne derse onu yaparız, onun konuştuğu yerde bizim konuşmamız olur mu?" Bakanlığınızı ilgilendiren en temel bir sorunla ilgili bilginiz, düşünceniz ve iradeniz yoksa; size gerek var mıdır acaba? Her şeyi başbakan karar verip yapacaksa siz ne iş yaparsınız? İşte demokrasi deyince birilerinin aklına gelen bu. Yani yasamayı, yargıyı geçtik; yürütmedeki sorumlular bile başbakandan izinsiz bırakın karar vermeyi, konuşamıyorlar bile. Bir tek irade var düşünüp konuşacak ve karar verecek o da başbakan. Böyle bir görünüm içinde başkanlık sistemine geçmenin uygun olacağı tartışmaya açılıyor.

“ABD, Afganistan, Arjantin, Beyaz Rusya, Bolivya, Brezilya, Şili, Kolombiya, Kostarika, Güney Kıbrıs, Dominik, Ekvador, El Salvador, Haiti, Honduras, Endonezya, İran, Kenya, Liberya, Meksika, Nikaragua, Nijerya, Panama, Peru, Filipinler, Güney Kore, Seyşel Adaları, Sri Lanka, Sudan, Surinam, Tanzanya, Uganda, Uruguay, Venezuella, Sierra Leone, Zambia” çoğu Latin Amerika’da bulunan bu ülkelerde başkanlık sistemi var. Bunların içinden demokrasi bakımından örnek alınabilecek kaç ülke var? Bir kısmı acımasız diktatörlere dönüşen sözde “demokrat” liderlerle yönetiliyor. Seçimler yapılıyor, bu seçimlerde başkanların birçoğunun oyların tamamına yakınını aldığı görülüyor. Muhalefetin “m”si yok bu ülkelerde.

Bir kısmında ise uzun yıllar askeri diktatörlük dönemleri var. Darbelerin art arda yapıldığı süreçler yaşanmış buralarda. İnsan hakları ihlalleri doruğa ulaşmış bu süreçlerde. Cunta dönemlerinden sonra yeni yeni demokrasiler filiz vermekte. Başkanlık sisteminin darbe olmaksızın uygulandığı tek ülke ABD’dir.


Sanırım RTE’nin en çok etkilendiği ve model aldığı da Sudan devlet başkanı El Beşir’dir. “Müslümanlar soykırım yapmaz.” diyerek savunduğu bu kişinin Sudan’daki gücü kendisini etkilemiş olmalı.

Yukarıda örnek verdiğimiz ülkelerin çoğunda da görüleceği üzere başkanlık sistemi; yasama, yürütme ve yargının bir kişinin elinde toplanmasıdır. Yani güçlerin ayrılığını değil, birlikteliğini amaçlar. RTE’nin başkanlık konusundaki ısrarı da tüm devlet yetkilerini elinde bulundurma isteğinden kaynaklanmaktadır. Muhalefeti olmayan ve yargının hesap soramadığı bir yönetim biçimi. Ne güzel “demokrasi” değil mi?

Bir yönetim modeli önerilirken ülkenin özel koşulları da hesaba katılmalıdır. Feodal geleneklerin tasfiye edilmediği ve ülkemizin sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik yaşamına damgasını vurduğu bir gerçektir. Lidere tabi olmak, siyasal yaşamımızın bir gerçeğidir. Bu nedenle yasama, yürütme ve yargı gücünü elinde bulunduracak devlet başkanının, padişah/kral muamelesi göreceğinin tahmin edilmesi de zor değildir.

Başkanlık sisteminin önemli bir tamamlayıcısı da eyalet sistemidir. Uygulandığı birçok yerde ülkeler, eyaletlere bölünmüş durumda. Eyaletlerde yöneticilerin seçimle işbaşına gelmesi, demokratikmiş gibi görünse de bu durum, görecelidir. Demokrasi, yalnızca seçimlerin olması değildir; bağımsız ve tarafsız yargıç kontrolünde adil, eşit seçimlerin yapılmasıdır.

Anayasa değişikliğinden sonra iktidar partisi, başkanlığa geçiş için yoğun bir çalışma başlatacaktır. Eğer halk oylamasında AKP’nin beklediği sonuç çıkarsa bu konuda acele davranılacaktır. Başkanlık sisteminden sonraki adım ise eyalet sistemine geçiştir. Uzun süredir merkezi yönetimin yetersizliği vurgulanarak yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerektiği düşüncesi toplumun belleğine kazınmaktadır. Bu konu, sistematik olarak halka benimsetilmektedir. Türkiye gibi etnik bölücülüğün olduğu ülkelerde eyalet ya da federatif sistemin uygulanması, üniter devletin dağılmasına yol açar. Sovyetler Birliği ve Yugoslavya bu konuda örnektir. Çünkü bu ülkeler, etnik ve kültürel farklılıklar esas alınarak kurulmuştu. Türkiye ise farklılıkların değil, ortaklıkların üzerine kurulmuştur. Eyalet sistemine geçişte ülkemizin büyük bir ayrışma yaşayacağını unutmamak gerekir.

Başkanlık, dolayısıyla eyalet sistemine geçiş düşüncesinin Atlantik ötesinden desteklendiği kanısındayız. Hatta bu konunun gündeme yerleşmesiyle Irak’ın kuzeyi ile ilgili küçük de olsa bir havucun uzatılması söz konusu olabilir. Böyle bir durum ulusal coşkuyu yükseltir. Ancak uzatılan havuç, büyük bir tuzağa çekilmenin aracı da olabilir.

Türkiye, kuruluş felsefesi ve biçimi bakımından tüm ezilen ülkeler için önemli, ilgi çekici bir örnektir. Bu nedenle de küreselleşmenin önünde önemli bir engeldir. Emperyalistlerin en büyük hedefi, Kemalist devlet anlayışıdır. Çünkü Kemalist devlet modeli, emperyalist sömürünün en büyük düşmanıdır. Okyanus ötesi telkinlerle yeni yönetim modelleri ithal etmek, Türk Ulusu’nun hayrına değildir.

Adil Hacıömeroğlu
22 Nisan 2010

Not: 26 Nisan 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarıma http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

6 yorum:

  1. Makaleniz için sizi kutlarım Adil Bey, malesef hiç istemediğimiz bir şekilde geriye doğru geri kalmış kötü yönetilen bir ülke olmaya doğru gidiyoruz , Çağdaş Kemalist Devlet modelinden uzaklaşmış, parçalanmaya , sömürülmeye hazırlanan bir ülke durumundayız...Bunu şekillendirmek isteyenlere karşı duruş almalıyız...Bu durumu onaylamamız için önümüze getirilen sunulan şeyleri reddetmeliyiz.Bunun içinde bizi temsil edenlere iş düşüyor... bizi temsil edenler bu işin içinden çıkamaz ise Demokratik yollardan seçimde bu gidişata dur dememiz şarttır. Sevgiler , saygılar...

    YanıtlaSil
  2. Haklısınız Adil Bey...
    Bu arada soner'in araştırmasına göre olası bir referandumda evetler %32 olarak çıkmış. Bu da AKP'nin sonunu kolaylaştıracaktır. Referandumda bir kere sırtı yere gelince, seçimlerdede gelecektir...
    Sevgilerimle,

    YanıtlaSil
  3. Bu kadar aceleye getirilen , üzerinde hiç bir muhalefet kabul etmeyen , her maddesi de kendi istedikleri gibi geçmekte olan , böyle bir anayasa , daha önce ortaya konan niyetler de düşünüldüğünde kabul edilebilir değildir ...
    Teşekkür ederim ...

    YanıtlaSil
  4. Kesinlikle haklısınız Adil Bey,hedefin başkanlık sistemi olduğu açıktır.Aslında başkanlık sistemi sözü de tıpkı Kürt açılımı gibi yapılanın üstünü örtme,gözden gizleme amaçlı bir sözdür.Ordunun,yargının ve tüm kurumların kayıtsız şartsız bir kişinin yönetiminde olması adı ne olursa olsun başka bir sistemi getiriyor akla.Bu anayasa TBMM'nin değil,iktidarın anayasasısdır.Bu yüzden geçerliliği tartışılacak ve kabul görmeyecektir.Selamlar.

    YanıtlaSil
  5. Adil Bey yüreğinize sağlık..Tek Adam olmak isteği ile yanıp tutuşuyor RTE..Ancak bunun Ülkemizi parçalanmaya götüreceğini ya bilmiyor ya da onu ilgilendirmiyor! Bir de gündemi her an elinde tutmak için yapamıyacağı şeyleri bile öne sürüyor sanırım..
    Bedelli askerliğe gelince 500 bin bu durumda insan var deniyor,ailelerini de katınca epey güzel oy potansiyeli olduğu açık.Olası referandum ve gelecek seçimler için iştahını kabartıyor bu oy potansiyeli.Bence bunun için ortaya attı..Gnl.Kur.Başkanına sorcakmış!!! Şimdiye kadar hiç mi haberi yoktu ne kadar askerimiz var,ne kadara daha ihtiyacı var Ordumuzun? Her söylediği boş bence..

    YanıtlaSil
  6. Kaleminize sağlık ancak neme lazımcı, bana değmeyen bin yaşasın,sömürülen fakirleştirilen ve kömüre makarnaya muhtaç edilerek oyları satın alınan, magazin haberleriyle, ne üdüğü bilinmez bir sürü saçma sapan dizilerle evlendirme proğramlarıyla tv lerde beyni uyuşturulan çevresinde olup bitenden bi haber milletle gidişata na denli dur denebilir bilemiyorm.

    YanıtlaSil