18 Mayıs 2010 Salı

ADA VAPURU


İstanbul’da vazgeçilmezlerim arasında Adalar’a yaptığım geziler önemli bir yer tutar. Adalar, kent kalabalığından kaçışın kuytu limanlarıdır adeta. Huzurun, mutluluğun, coşkunun, enerjinin, aşkın ve sağlığın pınarıdır mavi içindeki bu yeşil cennet. Boşuna prens adaları denmemiş buralara. Tabi, prenses yoksa prenslik bir işe yaramaz. Bu nedenle de Ada gezileri tek başına yapılacak geziler olmamalı.

Adalar’a gidişin en güzel yanı “Ada vapuru”dur. Gerçi Boğaziçi’nde işleyen şehir hatları vapurlarının hepsinde ayrı bir keyif vardır, ancak bunlar başka bir yazı konusu. Ada vapuruna binmek düşüncesi, öteden beri heyecanlandırır beni. Sabahın köründe kalkar, sırt çantamı özenle hazırlarım. Vapurda eski kaşar, sokaktaki simitçiden aldığımız simitler ve ince belli bardaklarla içeceğimiz çaydan oluşan kahvaltı muhteşem ötesi bir şeydir. Çay, başka türlü ısıtır insanın içini. Simit, eski kaşarla birleştiğinde bulunmaz bir lezzetin adresi olur damaklarda. Kahvaltıda sohbet genellikle deniz ve İstanbul’la ilgilidir. Ada vapuru, kıyıya el sallayıp uzaklaşmaya başladığında Galata Kulesi göz kırpar bizlere. Kız Kulesi, tüm yalnızlığıyla birazcık hüzün katar yüreğimize. Ayasofya, Sultanahmet camileriyle Topkapı Sarayı’nın muhteşem görüntüsünün heyecanlandıramayacağı bir yürek var mıdır yeryüzünde?

Ada yolcuları nedense hep neşe doludur, cıvıl cıvıldır herkes. Son yıllarda yolcuların önemli bir bölümünü de turistler oluşturuyor. Onların da bu yolculuktan keyif aldıkları her hallerinden belli. Yavaş yavaş bize benziyor turistler de.

Baharın gelmesiyle son üç haftadır, hafta sonu bir günümüzü Adalar’a gitmeye ayırıyoruz. Yetişebildiğimiz en erken vapura atıyoruz kendimizi. Vapurlar tıklım tıklım. Değil oturacak, ayakta duracak yer bile yok. Yolcular balık istifi. İnsanlar yine de neşelenmeye çalışıp günlerini zehir etmek istemiyorlar. Kahvaltıdan sonra çantadaki ekmeklerimizi çıkarıp martılara atarak onları da yolculuğumuza ortak ediyoruz. Martıların ekmekleri havada kapması olağanüstü bir gösteri. Hatta bazı martılar elimizde tuttuğumuz ekmekleri kapıp kaçıyorlar. Etçil olan, balıklarla beslenmesi gereken Marmara martılarını; otçul hayvanlara dönüştürmek de bir Türk mucizesi(!) olsa gerek. Onlarca balık türünün yaşadığı Marmara’yı çöp denizi durumuna getirmenin sonucu bu.

Son zamanlarda “Ada vapuru”nda ince belli çay bardakları da yok artık. Onların yerini karton bardaklar aldı. Kahvaltı keyfimizin saç ayağının biri koptu. Dönüşlerde vapurlar daha da yoğun. Bunca insanın bindiği ve yabancı turistlerin de yoğun ilgi gösterdiği hafta sonlarındaki Ada gezilerinde vapur seferleri çoğaltılamaz mı? İnsanlara bu işkence niye?

Adalar’da en büyük keyif, yürümek ve bisiklete binmektir. Bir nevi spor alanıdır buralar. Motorlu taşıtların olmadığı böylesine bir ortamda spor daha bir anlamlı ve sağlıklı oluyor. Faytonların nostaljik taşıtlar olduğu muhakkaktır. Çocukken can atardık faytona binmeye. Atların nal sesleri, kişnemeleri bize coşku verir, heyecanımızı doruğa çıkarırdı. En çok ziyaret edilen Büyükada’da, faytonların durmaksızın, atları çatlatırcasına yolcu taşımaları; yürüyenlere de bisiklete binenlere de korku salıyor. Yaşlanan, başıboş bırakılan atların durumu ise içler acısı. Faytonlar denetime tabi tutulmalı ve atların da bir can taşıdığı unutulmamalı. Faytonlara alternatif, doğaya zarar vermeyecek bir taşıma modeli de geliştirilebilir. Örneğin, az sayıda da olsa akülü toplu taşım araçları kullanılabilir. Yaya ve bisikletlilere öncelik veren bir ulaşım modeli Adalar için en doğrusudur. Buralar tarih, doğa, kültür merkezi olduğu kadar; sağlık ve spor merkezi olarak da düşünülmelidir.

Adalar’da ve “Ada vapur”larında tanıtıcı çalışmaların olmaması büyük bir eksiklik. İnsanlar bir şeyi tanıdıklarında, onu severler. Tanımadığımız şeyleri sevip korumamız olanaksızdır. Bu nedenle Kabataş İskelesi’nden başlayarak vapurlarda sesli ve görüntülü tarihsel, doğal ve kültürel tanıtımlar yapılmalı. İnanın bu tanıtımlar, belediye çalışmalarının tekrar tekrar gösterildiği sıkıcı, estetikten yoksun, özensiz kapalı devre yayınlardan daha etkili olacaktır. Bu konuda Büyükşehir ve Adalar belediyelerine çok iş düşüyor.

Adalar’ın her mevsimi başka güzeldir. Kışın ada sakinliğinde dalgalara, ciğere işleyen poyraza ya da karayelin serpiştirdiği yağmura meydan okuyarak güvertede yapılacak bir yolculuğun benzeri yoktur. Poyraz ayazında sevgilinin sarılışı, özel bir sıcaklık anıdır. Dünyanın hiçbir enerji kaynağı, sevgi dolu bir insanı böylesine ısıtamaz. Ada’ya varıp da bir de dalgaların olağanüstü melodisi eşliğinde balık yediğinizde bu yolculuk daha da anlamlanır.

Büyükada’da Aya Yorgi’ye yürüyerek gidip dönmek iyi bir spor. Orada hiç olmazsa bir kadeh kırmızı şarap içerken manzarayı izlemenin doyumsuzluğunu anlatmaya gerek var mı? Yalnız manzarayı seyrederken bakışlarınızı Anadolu yakasından kaçırmanızda yarar var, çünkü İstanbul’daki doğa katliamına ve yapılaşmadaki çarpıklığa yüreğinizin dayanacağını sanmam.

Her bahar Adalar’daki mimozalar farklı açar. Böğürtleni dalından koparıp yiyebilirsiniz mevsiminde. Dolaşırken Sait Faik’i, Reşat Nuri’yi yanı başınızda hissedersiniz. Birçok şarkı dilinizde dolanıp durur. İç sesiniz mırıltıya, mırıltı sese, ses coşkuya dönüştüğünde ayaklarınız yerden kesiliverir. Sevda anlam kazanır, yaşam renklenir, umut tazelenir Adalar’da.

Adil Hacıömeroğlu
12 Mayıs 2010
Not: 17 Mayıs 2010 tarihli Ulus ve Kent Yaşam Gazeteleri’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

9 yorum:

  1. aynur çatakoğlu turan18 Mayıs 2010 01:25

    istanbulu istanbul yapan en önemli yerlerden birisi de adalar ,kim sevmezki adaları.yaşamımızın engüzel parçalarından birini ne güzel anlatmışsın.ve de vapurları ,martıları.eline sağlık ,birde vapur düdüklerini istiyorum ,çocukların yüreğini hoplatan düdükleri..

    YanıtlaSil
  2. Kaleminize sağlık Adil bey , o kadar güzel tasvir etmiş , anlatmışsınız ki ben de sizinle birlikte adalara gittim , eski kaşar ve çayla kahvaltı ettim , martılara ekmek verdim ...teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  3. UMARIM GELECEK YAZINIZDA, RUHBAN OKULU VE HEYBELİ ADASINI KONU ALIRSINIZ VE OYNANAN OYUNU ORTAYA DÖKERSİNİZ..15.4.2010 YASA ÇIKTI.. YAZINIZA DEĞİL İTİRAZIM,GELECEK YAZINIZDA BENİM İÇİN VE MİLLETİN ÇOĞUNLUĞUNU İLGİLENDİREN BU KONUYU AÇARSANIZ, SEVİNİRİM.. SELAM SEVGİ VE SAYGILARLA.. BAYRAM DİLKİ

    YanıtlaSil
  4. Ayşe Tülay Şanlı18 Mayıs 2010 11:11

    Adil bey bende geçen hafta adalardaydım, adalarımız o kadar güzel ki fakat Büyükada da kötü bir yapılaşma olmuş beton yığını gördüm ve çok üzüldüm, birde çok temiz değil hala faytonların sokakları kirletmesi hiç hoş değil kötü kokular insanı rahatsız ediyor. Saygılarımla..

    YanıtlaSil
  5. AH,ŞİMDİ ORADA OLMAK VARDI...

    YanıtlaSil
  6. ADİL BEY HARİKA YAZILARINIZ BAŞARILAR DİLERİM

    YanıtlaSil
  7. Adalar'a hiç gitmedim, ama bu yazı sayesinde Adalar'ın bambaşka bir dünya olduğunu anladım. Şehir stresinden uzak bir dünya... Ancak bahsettiğiniz bazı eksiklikler ve ihmaller beni rahatsız etti, özellikle de Adalar'ın tanıtımı konusundaki eksiklik... Yazınızı keyifle okudum, elinize sağlık Adil Hocam...

    YanıtlaSil
  8. LATİFOĞLU MEHMET DELEN5 Ocak 2011 01:08

    Latifoğlu Mehmet Delen: ADALAR BİR BAŞKADIR.ARKADAŞLIKLAR KOMŞULUKLAR DOSTLUKLAR BİR BAŞKADIR TARHİN TANIKLIĞINI ÇOK İYİ YAPAR
    ADALAR .HEYBELİADA DA BİR BAŞKA AYRICALIKTIR...
    İSMET İNÖNÜ İLE HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR, AHMET RASİM, ABBAS PAŞA İLE BİR AYRICALIKTIR HEYBELİ DENİZ KUVVETLERİNE YETİŞTİRDİĞİ KOMUTANLARI İLE TÜRKİYENİN İLK KAĞIT FABRİKASINI KURAM MEHMET ALİ KAĞITCININ ADALI OLUŞU İLE, DÜNYANIN ADINI HERDAİM TELAFUZ ETTİĞİ(RUHBAN OKULU) BİR YERDİR HEYBELİ..ÜÇÜNCÜ KUŞAK OLDUĞUM (RAHMETLİ BABAMIN EBESİ AYNI ZAMANDA BENİMDE EBEMDİR)ADALI KÜLTÜRÜ VE EDEP ADABI İLE GURURUNU HEP TAŞIDIĞIM BİR YERDİR HEYBELİ SİZ de YAZINIZDA ÇOK GÜZEL ANLATTIĞINIZ ADALARA BİR KÜÇÜK AYRINTILAR İLAVE ETMEK İSTEDİM KALAMİNİZE YÜREĞİNİZE SAĞLIK TEŞEKKÜRLER SAĞLICAKLA KALIN...

    YanıtlaSil
  9. ÖYLE GÜZEL ANLATIM KI SIMDI O VAPURDA OLMAK O ADAYA GITMEK ISTERDIM KALEMINIZE YÜREGINIZE SAGLIK DIYORUM SELAM VE SEVGILERIMLE ......

    YanıtlaSil