31 Mayıs 2010 Pazartesi

DEĞİŞİM, YERELE DE YANSIMALI

Deniz Baykal’ın bir komplo sonucunda CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrılması ve yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçilmesiyle siyasal yaşamımızda yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönem, halkımız için de CHP için de önemli bir fırsattır. Bu fırsatın doğru değerlendirilmesi için her kesimden sorumluluk sahibi kişiye önemli görevler düşmektedir.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanlığı’na seçilmesi, kamuoyunda büyük heyecan, güven ve beklenti yarattı. Yıllardır yolsuzluklarla sarsılan ve yoksullaşan geniş halk kitleleri, dürüst kimliğiyle ortaya çıkan Kılıçdaroğlu’nu bir umut ışığı olarak görmekte. Yozlaşan, ülke sorunlarından uzak, sorun çözemeyen aksine sorun yaratan, halkı dışlayan, yolsuzluklara batmış siyasal anlayışın düzelmesinin bir umudu olmuştur Kılıçdaroğlu. Bu, çok büyük bir yüktür ve olağanüstü sorumluluktur.

12 Eylül’den sonra Türk siyasetine damgasını vuran Özalizm, yaygın bir yolsuzluk ve soygun düzeninin ülkemizde yerleşmesine yol açtı. Yolsuzluğa batmayan siyasetçi neredeyse mumla aranır duruma geldi. Ne yazık ki siyasetin solu da bu Özalist dalgadan belli ölçülerde etkilendi.

Kemalist olmak, solcu olmak ülkemizde ahlaklı olmanın bir ölçütü kabul edilirdi eskiden. “Solcular rüşvet yemez, haksızlık yapmaz, kamu malına dokunmaz.” anlayışı 12 Eylül’den sonra zarar gördü. Sol ahlakın nasıl olduğunu anlamak için yıllar önce okuduğum Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından merhum Mustafa Ekmekçi’nin bir yazısından aklımda kalanları sizlerle paylaşayım: 12 Eylül öncesinde iletişim, bankacılık ve ulaşımda teknolojinin çok gelişmediği dönemde geçiyor olay. Yer, Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminali. Bir yurttaşımız, Bursa’ya hareket etmekte olan bir otobüste tanımadığı bir yolcuya, üzerinde adres yazılı ve içinde para olan bir zarf verir. Bu zarfı, adresi yazılı ve Bursa’da üniversite öğrencisi olan oğluna iletmesini rica eder yurttaşımız. Yolcu, tanışmadıklarını bu nedenle de kendisine niçin güvendiğini sorar yurttaşımıza. Öğrencinin babası: “Otobüsteki yolcuları inceledim ve sizin Cumhuriyet Gazetesi okuduğunuzu gördüm. Bundan da anlaşılıyor ki siz Atatürkçü, cumhuriyetçi birisiniz; siz bir öğrenciye gidecek olan harçlığı cebinize atmazsınız. Parayı oğluma, sevinçle ulaştıracağınızdan eminim.” der. Tabi yolcu parayı alıp öğrenciye ulaştırır. Ardından da olayı merhum Ekmekçi’ye bildirir. İşte, halkın sola, solculara bakışını özetleyen çarpıcı bir anı.

İSKİ yolsuzluğu patladığında Turgut Özal’ın gülerek “Solcular bile rüşvet yiyor.” demesi, aslında sol ahlak konusunda önemli bir itiraftı. Özal’ı bu kadar sevindiren şey, solcuların da yeni liberallerden etkilendiği düşüncesiydi. 12 Eylül darbesi toplumsal dokumuza çok zarar vermiştir. Bunlardan belki de en önemlisi, ahlak ölçülerindeki değişimdi. Yıllardır süren yolsuzluk düzeninde, ne yazık ki yolsuzluk yapıp da mahkûm olan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ülke kaynakları soyulurken her şey kitabını uyduruldu. Ancak yolsuzluk yapanlar, halkın gönlündeki vicdan mahkemesinde hep mahkûm oldular.

Kılıçdaroğlu ve yeni ekibi, toplumun yolsuzluklardan arındıracak bir sürecin başlatılması için önemli sorumluluklar üstlenmelidir. Halkın, bu konuda kendilerine güveni tamdır. Yeni CHP yönetimini bekleyen bir görev de atalet içindeki parti örgütleriyle bazı yerel yönetimlerin, bu durağanlıktan kurtulmaları için çalışmalar yapmasıdır. Ne yazık ki CHP’li bazı belediye yöneticileri partinin tarihi misyonuna uygun bir çalışma içinde değiller. Yıllardır yönettikleri kentte başarılı hiçbir hizmet üretemeyenler, sosyal demokrat olabilirler mi? Yaptığı kaldırımlar (Kırk yılda bir bu işlere zaman ayırırlar.) bir yıl geçmeden sökülen yerel yönetici Atatürkçü olabilir mi? Üstelik kaldırımların paraları da halktan alınır. Halkla iletişimi olmayana, halkın eleştirilerine saygı göstermeyene halkçı denilebilir mi? Özelikle Büyükşehir meclislerinde AKP’nin kenti talan kararlarına karşı çıkmayan, hatta bu kararlara katılan bazı CHP’li meclis üyeleri dikkat çekicidir. Birçok CHP’li belediyenin hizmet üretememesinin nedeni, CHP örgütünden, dolayısıyla halktan kopuk olmalarıdır. CHP’li belediyelerin olduğu yerlerde birçok parti örgütü, belediye başkanlarının isteği doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu durum, parti örgütlerinin belediye yönetimlerine halkın istek ve görüşlerini taşımalarını engellemektedir. “Uyumlu çalışmak” anlayışıyla parti örgütleri fiilen yok ediliyor, birer formalite kurumlarına dönüştürülüyor. “Uyumlu çalışmak” körü körüne itaat etmek değildir. Aksine dostça eleştirilerin, uyarıların ve fikir tartışmalarının yapılmasıdır. Yani ortak aklın kullanılmasıdır. Ortak aklın olmadığı yerlerde doğru işler yapılamaz. Hem belediyeleri hem de parti örgütlerini yönetme düşüncesi, derebeylik anlayışı değil midir? Belediyeler, parti örgütlerinin düşünsel pınarından beslenirse doğru hizmetler üretebilirler.

Bir başka önemli sorun da işi gücü olmayan “profesyonel” parti yöneticileridir. Ne iş yaptığı belli olmayan ve kazancının kaynağını açıklayamayan birilerinin emeğe saygı gösteren bir partide yönetici olması yanlıştır.

AKP yöneticileri her fırsatta dürüstlüğün simgesi olan Kılıçdaroğlu’nu yıpratmaya çalışacaklar. CHP’nin yumuşak karnı bazı yerel yöneticilerdir. Sosyal demokrasi, yerel yöneticilikte ülkemizde çığır açıp simgeleşen birçok isimi yetiştirmiştir. Vedat Dalokay, Ahmet İsvan, Aytekin Kotil, Murat Karayalçın, Ahmet Piriştina, Yılmaz Büyükerşen ve daha niceleri… Kılıçdaroğlu’nun hocası olduğunu bildiğimiz “Eskişehir’in Yılmaz Hocası”ndan belediyecilik adına öğrenilecek çok şeyin olduğunu biliyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu, buralara büyük bir emekle geldi ve kimseye de diyet borcu yoktur. Bu nedenle parti örgütlerindeki ve yerel yönetimlerdeki aksaklıkları düzelteceği konusunda kamuoyunun güveni de kendisine tamdır. Atatürk’ün kurduğu bir partide, Atatürk’e yakışan yöneticilere o kadar gereksinmemiz var ki…

Adil Hacıömeroğlu
23 Mayıs 2010
Not: 31 Mayıs 2010 tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

1 yorum:

  1. Değerlendirmeleriniz çok yerinde . Yerel yönetimlerin ve yurttaş olarak bizlerin yapabileceğimiz çok şeyler var . Bu sürede beklentiler ve eleştiriler çok olacaktır , elde sihirli değnek olmadığı için sabırlı davranmak ve yıpratmalara karşı hazırlıklı olmak gerekecektir . Ecevit zamanında Büyükerşen'i işaret etmişti . Bu gibi isimler destek verebilse çok daha farklı olacaktır . Teşekkür ederim .

    YanıtlaSil