4 Mayıs 2010 Salı

MÜTHİŞ OYUN


Anayasa değişikliği paketi, TBMM gündemine alındığı günden itibaren siyasal gelişmeler AKP’nin istediği biçimde sürüyor. Değişiklikler, mecliste görüşülmeye başlamadan AKP’nin amacını, “KESKİN DÖNEMEÇ” başlıklı yazımda şöyle açıklamıştım: “AKP’nin tek isteği anayasa konusunda halk oylamasıdır. TBMM’de anayasa değişikliğinin kabul edilmesi RTE ve arkadaşlarını tatmin etmez. Referandumla halkı biraz daha ayrıştırmak, cepheleştirmek asıl amaçlarıdır. Bizim halkımız seçimi sever. Bugüne kadar halka, “demokrasi, eşittir sandık” fikri aşılandı. Demokrasi, halkı adam yerine koymaktır. Sandığı halkın önüne koyan kazançlı çıkar. Bu, unutulmamalıdır. Referandum AKP’nin oylarındaki düşüşünü ters döndürebilir. Anayasa değişikliği paketi toptan oylanacağından bu, iktidar partisine avantaj sağlar. Bir maddeyi beğenen, diğerlerini incelemeden oyunu verir. Zaten gereğinden çok popülizm yapılarak ve belden aşağı vurularak kamuoyu referanduma hazırlanmıştır.”

3 Mayıs’ta TBMM genel kurulunda görüşülen anayasa değişiklik paketinin “parti kapatmayla” ilgili 8.maddesi gerekli oyu alamayarak reddedildi. Muhalif basın yayın organları, bunu bir bayram havasıyla ele alarak aynı şeyin diğer maddelerde de tekrarlanabileceğini yazdılar. Bundan sonra paketteki geri kalan maddelerden her hangi birinin reddedilebileceğini sanmıyorum. Çünkü 8.maddenin reddini, AKP içindeki muhaliflerin bir direnişi/tavrı olarak görmüyorum. Aksine bunun bir AKP organizasyonu olduğunu düşünmekteyim. Reddedilen madde, referandumda AKP’yi en çok zorlayacak konuydu. Parti kapatmalarıyla ilgili, referandum öncesi yapılacak tartışmalar daha çok bölücü partilere odaklanabileceğinden anayasa değişikliklerinin halk oylamasında kabulü zora girebilecekti. İşte, bu nedenle iktidar partisi bir yükten kurtulmuştur.

Basın organlarının büyük çoğunluğunda ret oyu veren milletvekillerinin kimler olduğu konusunda çeşitli tahminlerde bulunuldu. Bu tahminlerde genellikle de liberal milletvekillerinden bazıları öne çıkarıldı. Hatta RTE’nin gözüne girmek isteyen bir AKP’li vekil, ret oyu verebileceklerinden şüphelendiği arkadaşlarının listesini ile tuttu. Ret oyu veren vekillerin kimler olduğunun AKP yönetimince bilindiği düşüncesindeyim. Çünkü bu madde, siyasal bir ayak bağıydı, bundan da kurtulmak gerekliydi.

Yine RTE, bir taşla birkaç kuş vurma fırsatı yakaladı. 4 Mayıs Salı günkü parti grup toplantısında “mağdur, masum, şefkatli, demokrat” bir lider rolünü iyi oynadı. “Bize halkımızdan başka talimat verebilecek bir güç yeryüzünde yok.
Farkımız bu... Onun için 'millete gidelim' diyoruz. Anayasa değişikliğiyle
amacımız Türkiye'yi her açıdan büyütmektir. Biz Türkiye'nin ayağındaki prangaları çözmek için yola çıktık.” Bu sözlerle popülizmi doruğa çıkararak kendisine acındırdı.

“Ben, bugün özellikle sizlere beylik sözlerin ötesinde, kalıplaşmış
ifadelerin, etkisini yitirmiş vecizelerin, siyasete malzeme olarak kirlenmiş
kelimelerin ötesinde, sizlere gönlümle, kalbimle konuşmak istiyorum. Gönlümden kopan sözcüklerle, samimi hissiyatımla hitap ediyorum.” sözleriyle de güya ret oyu vermiş vekillere şefkat gösterisi yapıyor. İnsanların düşüncelerine değil de duygularına seslenmesi de çok ilginçtir.

“Parti kapatmayla” ilgili maddenin reddi, BDP’ye de önemli bir AKP golüdür. Çünkü BDP’liler de meclisteki oylamaya katılmadılar. Bir noktada AKP, bu partiye de sınamış oldu. Bundan sonra bölücü çizgideki partilerin, parti kapatmayla ilgili yakınmalarının da yolu kapanmıştır. BDP, bu konuyu seçmenlerine zor anlatır.

“Anayasa” tartışmaları, birden yerini “faşizm” ve “İnönü” tartışmalarına bırakmıştır. Bu da önemli bir gündem değişikliğidir. “Müflis bezirgân yine eski defterlerini karıştırıyor.”

Şimdi önümüzde tek seçenek kalmıştır. O da “anayasa değişikliği paketi”nin Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilmesidir. Böyle bir durum, Türk yargısını kurtarır. Yargının kurtulması da Cumhuriyet rejimine yapılan saldırıların önünü kesebilir. Mevcut durum (olağanüstü bir değişiklik olmadığı sürece), “anayasa değişikliği paketi”nin halk oylamasında rahatça göstermektedir.

AKP yeni bir oyunla kamuoyunun belleğini yine alt üst etti. Gündem toz duman. Aktörler, rollerini çok iyi oynuyor. Müthiş bir oyun sahneleniyor. Oyuncular kazanıyor, Cumhuriyet ve Türkiye kaybediyor.

Adil Hacıömeroğlu
4 Mayıs 2010
Not: 10 Mayıs 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com adresinden okuyabilirsiniz.

5 yorum:

  1. Sorunun bütününe bakarım. AKP, ne yaparsa yapsın benim açımdan YDD-BOP uygulayıcısıdır. Hiç bir uygulamasına onay vermediğim gibi desteklemem ve karşı çıkarım. Adını duyduğum zaman bile nefretim artar.

    YanıtlaSil
  2. Çok doğru ve güzel yorumlamışsınız. Kanaatlarınızın tümüne katılıyorum. Yapılan cinlikler, aslan sosyal demokratların düşünme gücünü dahi aşıyor. Bakalım toplum olarak ne zaman silkinebileceğiz?

    YanıtlaSil
  3. Sayın Merki'nin önerisi üzerine blogunuza geldim. Bir plan doğrultusunda yapılıyor her şey, haklısınız.

    Blogunuzu izlediklerime ekledim. Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  4. Adil bey yazınızla herşeyi anlatmışsınız. Elinize, yüreğinize sağlık. Ama Türk halkını aç, açık bıraktılar bunu unutuyorlar. Herşey kendi aleyhlerine dönebilir. Halkımızı daha ne kadar kandırabileceklerini düşünüyorlar?

    YanıtlaSil
  5. Adil Bey yorumlarınıza katılmamak elde değil, ama şunu da göz ardı etmemek lazım ki, muhalefeti olmayan bir mecliste istediklerini yapmayı kendilerinde hak gören bir güruhla karşı karşıyayız. Türk halkı aç ve açıkta evet ama hala at gözlükleri ile dünyaya bakıyorlar. Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar Türkiye'nin kaderinde bir dönüm noktası olacak bence, çünkü uzun zaman önce başlamış olan büyük oyunun en önemli hamleleri başladı. Çok umutsuz veya kötümser görünebilirim ama amacım bu değil, objektif olmaya çalışıyorum lakin bu kadar kutuplaşmış bir toplumun daha da kutuplaştırılması sonucunda neler olabileceğini dile getirmek istemiyor ama düşünmektende kendimi alamıyorum. Saygılar.

    YanıtlaSil