1 Ağustos 2010 Pazar

PROVOKATÖRLER NEREDE?

İnegöl ve Dörtyol’da çıkan olaylar ülkemizin geleceği açısından çok önemlidir. Ulusal bütünlüğümüzü tehlikeye düşürecek bu tür olaylar karşısında halkımızın sağduyulu davranması en büyük dileğimiz. Ancak yıllardır, özellikle de son aylarda, bölücü tahrik o kadar sınır tanımaz bir boyuta geldi ki bunu anlamının olanağı yoktur.

Bölücü teröre karşı mücadelede binlerce gencimiz şehit oldu. Artık ülkemizin her yerleşim yerindeki mezarlıklara gidildiğinde birçok şehit mezarının üstünde al yıldızlı bayrağımızın dalgalandığı görülmekte. Yine binlerce insanımız, çatışmalarda ya da mayın tuzaklarında sakat kaldı. Bütün bunlara karşın ulusumuz, metanetini koruyarak Kürtçü teröristle Kürt’ü birbirinden özellikle ayırdı. Etnik bir çatışmanın çıkmaması için olağanüstü bir sabır ve sağduyu gösterdi.

Terör örgütü ve onun iç, dış destekçileri etnik bir çatışmanın olması için ellerinden gelen tüm kışkırtmaları yaptılar. Etnik bir çatışmanın tüm ulusumuza çok zarar vereceğini, bundan da en çok Kürtlerin etkileneceğini defalarca yazdık ve söyledik. Böylesi bir çatışmanın, bölgemiz üzerinde petrol hesapları yapan küresel güçlere yarayacağı da açıktır.

Şimdi herkes, İnegöl ve Dörtyol olaylarından sonra bu olayları provokatörlerin (kışkırtıcıların) çıkardıklarını söylüyor. Doğrudur, bu olayların sorumluları kışkırtıcılardır. Ayrılıkçı örgüt ve onun siyasal uzantısı parti, bölünme senaryosunu yaşama geçirmek için sürekli kışkırtma ve saldırganlık içinde oldu. Ulusumuzun tüm değerlerine karşı ağza alınmayacak hakarette bulundu bölücü parti sözcüleri. Bu kışkırtmada bölücülere en büyük desteği de sözde “demokrat”, özde emperyalist uşaklığı yapan liberaller verdiler. Ortaçağ özlemi içinde yanan din sömürücüsü siyaset bezirgânları da bu ittifakın üçüncü ayağını oluşturdu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları, kuruluş felsefesi, toprak bütünlüğü, laik kurumları, hukuk düzeni, ulusal değerleri, fütursuzca eleştirildi. Hemen hemen her gün, neredeyse tüm televizyon kanallarında bölücü örgüte övgüler dizilirken Cumhuriyet değerleri ve kurumları yerden yere vuruldu. Ülkenin gerçek kahramanları hapislere gönderilirken dağdaki eşkıyadan sahte kahramanlar yaratılmaya çalışıldı. Ulusal değerlerimize küfretmek, maharetmiş gibi desteklendi. Ulusun değerlerini savunanlar ilkel, çağdışı gösterilmeye çalışıldı. “Türk” sözcüğünü kullanmak, Türk tarihinden söz etmek, Kurtuluş Savaşı’nı ve Lozan’ı konuşmak; Cumhuriyet, laiklik, ordu, yargı, aydınlanma devrimi sözcüklerini ağza almak, hele “Türk’üm, Atatürkçüyüm!” demek neredeyse vahim hatalarmış gibi bastırılmaya çalışıldı.

Koca bir ulus, yenilgi psikolojisi içine sokulmaya, toplumun bilinçaltı türlü olumsuz propagandalarla kirletilmeye, toplumsal özgüven yok edilmeye çalışıldı.

Şehit cenazeleri, tüm ulusun yüreğini yakarken bazı siyasal gruplar neredeyse bayram yaptılar. Ulusu için şehit olanla dağda devletine, ulusuna silah çekip sonrasında da öldürülen terörist bir tutulmak istendi.

Hükümet yetkilileri, bölücü parti sözcüleri tarafından sokakta bile yapılmayacak küfürlerle tehdit edildiklerinde sustular. Laik cumhuriyeti savunan devlet görevlilerine karşı aslan kesilenler, bölücüler karşısında korkak bir tavşana döndüler. Cumhuriyet’e karşı kazandıkları sözde utkulara karşı sevinç gözyaşları dökenler, şehit cenazelerinde gözyaşlarının sahtesini bile dökemediler.

“Operasyonda, BDP Seyhan İlçe Başkanı Hüseyin Beyaz, Agit B. ve Murat C. gözaltına alındı. Beyaz'ın organize ettiği gösteride PKK lehine slogan atıp polise taş ve molotofkokteyli ile saldıran grubu yönlendirirken polis kameraları tarafından görüntülendiği öğrenildi. Görüntülerde Beyaz'ın polise taş atan gençlerin yüzlerine taktıkları poşuları düzelttiği ve afişlerin nasıl taşınacağına ilişkin yönlendirmeler yaptığının görüldüğü kaydedildi. Beyaz çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.” Aylardır, polise taş atan çocukların affıyla ilgili tartışıldı durdu. Tabi ki suç işleyen çocukların topluma kazandırılması başlıca ödevimizdir. Ancak yukarıdaki alıntıda da görüleceği üzere taş atan çocuklar bizzat BDP yöneticilerince eğitiliyor. Taş atan çocukların sesini duyuyorsunuz da şehit çocuklarının yürek yakan feryatlarını niçin duymuyorsunuz. Gencecik gelinlerin ömür boyu dinmeyecek gözyaşlarının acısını nasıl görmezsiniz?

İnegöl ve Dörtyol olaylarıyla ilgili BDP’li bir milletvekilinin şu sözleri ibret vericidir. “Bu şekilde saldırılarla bir arada yaşamanın koşullarını nasıl güçlendireceksiniz? Bu nasıl kardeşlik olacak? Demek ki siz bir arada yaşamak istemiyorsunuz. Bir arada yaşamak istemiyorsanız biz de artık çok fazla ısrarcı olmayacağız.” Vekil Bey, dilinin altındaki baklayı çıkarıveriyor. Ayrılma isteklerini açıkça dile getiriyor. Kim bu kişi? Ülkenin ve ulusun bölünmez bütünlüğüne yemin etmiş birisi. Çok yazık değil mi?

Şimdi provokatörleri mi görmek istiyorsunuz? Açın bir televizyon kanalı, reyting artırmak için ekrana çıkarılan ve ulusal değerlerimize küfredenlere bakın, görürsünüz kışkırtıcıları. Yine bu kışkırtıcılara kol kanat geren anlı şanlı basın patronlarıyla görevini yapmayan ülke yöneticilerimiz de kışkırtmanın diğer tarafında.

Türk Ulusu, tarihi boyunca nice badirelerden geçti, nice ihanetler gördü. Her zorluğu ulusal bütünlüğümüzle aştık. Yurt dışı fonlardan beslenen küresel güçlerin piyonları, tarihe baktıklarında işbirlikçilerin hazin sonlarını göreceklerdir. Maşalık görevi sırasında el üstünde tutulanların, işleri bittiğinde çöpe nasıl atıldıkları tarih sayfalarında vardır.

Halkımızın ulusal sağduyusu, ulusumuzun sabrı bu emperyalist oyunu er geç bozacaktır.

Adil Hacıömeroğlu
29 Temmuz 2010
Not: 2 Ağustos 2010 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.
Yazılarımı http://adiladalet.blogspot.com’dan okuyabilirsiniz.

4 yorum:

  1. Değerli hocam;

    Çok güzel özetlemişsiniz durumu.Ancak bu ülke insanları peygamber değil ki peygamber sabrı göstersin. Bir yerden sonra taşıyor ve en ufacık kıvılcımda ortalığı yakabiliyor. Bu ortamı hazırlayan , oluşturan hükumet gitmedikçe büyük bir iç karışıklık olası... Dileğimiz olmaması, teröristin ülkeden sürülmesiyle ülkenin birliği, bütünlüğü sağlanması ancak maalesef olan bitenler bu ışığı bize vermiyor. Ülke olduğundan çok daha vahim durumlara gitme tehlikesi içinde...

    Yine de umutsuz yaşanmaz.

    Teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

    YanıtlaSil
  2. yine her zamanki gibi çok güzel saptamalar yapmışsın.Bu yazılanlara tüm kalbimle katılıyorum .Bence ülkedeki en büyük provakatör akp o iktidardan gitmeden bu ülke normal yaşayışına dönemeyecek .Ümit ediyorumki
    dürüst hile karıştırılmamış bir seçimle geldikleri yere dönerler.

    YanıtlaSil
  3. AYAZ ESİN ; Bilmezler ki eskisi, değil hesap ters döndü…
    Parlayan ışıkları bu mizanda hep söndü.
    Mazlumların ahları, çıkacak bir bir elbet…
    Sabret güzel ülkemin insanları sabret de o gün seyret…
    ihanetin bedeli ağır olacak
    sayın; Hacıömeroğlu.. yüreğinize sağlık yazınız "TC." bitirmek isteyen emperyalist ülkelere hizmet eden , çanak tutan yandaşlar,cebleri doldurulan satılık elçiler bir gün gelecek halkın ve tarih önünde hesap verecekler

    YanıtlaSil
  4. Sadece Atatürk ün bu sözüyle katkıda bulunmak istiyorum. tabloyu çok güzel kaleme almışsınız. noktasına virgülüne kadar katılıyorum.
    UĞRADIĞI HER TÜRLÜ TACİZİ TAVİZ GÖSTEREREK CEZASIZ BIRAKAN BİR DEVLET NİHAYİ TECAVÜZÜ HAK EDER... SAYGILAR SUNUYORUM.

    YanıtlaSil