25 Nisan 2011 Pazartesi

BÖLÜCÜ PROVA

Yüksek Seçim Kurulu’nun BDP’li bağımsız adayların yedi tanesiyle ilgili verdiği karar ortalığı karıştırdı. Kararın açıklanmasından hemen sonra bölücü örgüt yandaşlarının sokaklara dökülmesi dikkat çekiciydi. Karar, kamuoyunca olumsuz karşılandı. Aradan otuz yıla yakın süre geçmesine karşın, ne yazık ki 12 Eylül yasaları “demokrasi(!)”mizde belirleyici rol oynamakta. AKP’nin darbe anayasasını değiştirme palavrasıyla halkoylamasına gitmesi ne kadar da göstermelikti. Aylar geçmesine karşın darbecilerin antidemokratik yasaları dimdik ayakta. Neden mi? Çünkü mevcut darbe anayasası, darbe ürünü iktidarın işine geliyor da ondan.

Yasalar yanlış olabilir. Günümüz gereksinmelerine yanıt da vermeyebilir. Ancak yine de yasalara uymak her yurttaşın görevidir. Yasaları değiştiren, yapan TBMM’dir. Dokuz yıldır meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar partisinin YSK kararını eleştirmesi ilginçtir. Temsil adaleti olmayan, lider diktatörlüğüne dönüşen darbeci seçim yasasını “istikrar(?)” adına koruyacaksın; ondan sonra da hiç sorumluluğun yokmuş gibi isyan ederek demokrasi havarisi kesileceksin. Sanki ülkeyi başkaları yönetiyor da hazretler bastırılmış, hakları elinden alınmış muhalefet partisi. AKP’nin, “Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır.” mantığıyla izlediği politikalar, teşhir edilmediği sürece demokrasimizin önünün açılması olanaksızdır. Demokrasi, açıklık rejimidir. Yönetimde çifte standartların uygulanması demokratça değildir.

Peki, seçimlerde aday olacaklar, yasaları önceden bilmiyorlar mı? Tabi ki biliyorlar. O zaman seçilme yeterliliği olmayanların bile bile aday olmalarında bir kasıt var mıdır? Bizce vardır. Neden mi? Amaç, devletin kurumsal işlerliğini çökertmek. YSK, bu karardan sonra büyük tepkilerle karşılaşınca geri adım atmak zorunda kaldı. Yerel mahkemeler seferber oldu, siyasiler kendilerince türlü çözümler önerdiler. Sonunda bir hal yolu bulunacak. Bu arada YSK gibi tarafsızlığı ve kararları önemli olan bir kurum, şamar oğlanına dönmüş kimin umurunda? Birkaç gün arayla birbirine ters kararlar alan bir kurumun saygınlığı kalır mı? Böylesi bir kuruma güven duyulur mu? Bundan sonra alacağı kararlar itibar görür mü? Bu duruma düşmüş bir kurumun yöneteceği seçimlerin tarafsızlığı tartışılmaz mı? Siyasetçi, değiştirmek istemediği yasaların, yapmadığı işlerin sorumluluğunu yargı organlarına yükleyerek işin içinden sıyrılıyor. Bu da bize özgü bir şark kurnazlığı.

Konuyla ilgili YSK’ya bir muhbirin başvurusunun olduğu söyleniyor. Bu muhbirin kimliği, görevi, ilişkili olduğu siyasal parti ya da örgüt açıklığa kavuşturularak kamuoyuna duyurulmalı. Çünkü böylesi hassas bir dönemde ortalığı karıştırmak, provakatif eylemlere yol açacak işler çevirmek iyi niyet göstergesi sayılamaz.
Bölücü örgüt yandaşlarının kararı protesto etmek amacıyla banka, postane, belediye otobüsü, işyerlerini yakmaları, cam çerçeve indirmeleri; yurttaşların üzerine yanıcı maddeler atmaları hangi demokrasi mantığıyla açıklanabilir? Nerdeyse tüm televizyon kanallarına bölücü örgüt yandaşlarını çıkartarak, onlara masumiyet kazandırmak nasıl bir niyetin sonucudur?

Diyarbakır’daki gösterilerde belediyenin iş makineleriyle polis araçlarının üstüne yürümekle neyin provası yapılmakta? Amaç, işi biraz daha sertleştirerek geriye dönüşü olmayan ayrılıkçı bir yola girmek.

YSK’nın geri adımıyla önümüzdeki seçimlerde bölücü başının adaylığına sıra geliyor. Zaten sabıkalı kişileri aday göstererek asıl amaçladıkları da bu. Yasaların hiçe sayıldığı, kurumların çökertildiği bir düzende bölücü başının adaylığı da oldubittiye getirilir.

Seçim barajının indirilmesi zorunluluktur. Bunu yaparken temsil adaletinin de sağlanması gerek. Bazı illerimizin bir milletvekili çıkaracak kadar bile nüfusu bulunmamakta. Bu nedenle bazı illerimizin komşu illerle birleştirilerek yeni bir seçim çevresi oluşturulması sağlanmalı ya da belli nüfusun altındaki iller, ilçeye dönüştürülmeli. Kalabalık kentlerimizin temsil edilmesinde adaletsizlik söz konusu. Örneğin, Tunceli’nin bir oyuyla İzmir’in üç buçuk oyunun eşdeğer sayıldığı bir seçim sisteminde temsil adaletinden söz edilebilir mi? Seçim barajının indirilmesi durumunda temsil adaletsizliğinin sürmesi ülkemiz geleceği açısından büyük olumsuzluklar ortaya çıkarır. Bunlar, birlikte düşünülmeli. Yine siyasal partiler yasasının bu durumda kalmasıyla demokrasi olmaz. Kendi içinde demokrasiyi uygulayamayan partilerin, ülkede demokrasiyi sağlamaları mümkün mü?

İçinde bulunduğumuz durum karşısında 12 Eylül’ün darbeci yasalarından kurtulmak demokrasi görevidir. Bu, ülkemizin geleceği açısından önemlidir. Darbe ürünü olan irticadan da bölücülükten de kurtulmanın yolu budur. Küresel güçlerin destekleyip büyüttüğü bu iki beladan kurtulmak için sağlam bir demokrasiye gereksinimimiz var.

Adil Hacıömeroğlu
21 Nisan 2011
Not: 21 Nisan 2011 tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

3 yorum:

  1. Çok kötü günlerden geçiyoruz bu durumun farkına varanların az olduğunu düşünerek ürkmemek ve üzülmemek içten bile değil, kurnazca oynanan bu kirli oyunlardandan çıkacağımız günleri bekliyoruz...Teşekkürler Adil Bey , kaleminize sağlık ...

    YanıtlaSil
  2. teşekkürler adil bey birileri artık üç maymunu oynamaktan vazgeçer umarım.. (habibe yalçın)

    YanıtlaSil
  3. Ükemizin ve Cumhuriyet'imizin değerinibilmeliyiz;çünkü başka Türkiye yok. Ali GÜVEN

    YanıtlaSil