12 Nisan 2011 Salı

BÜYÜK SKANDAL VE GÜNDEM

Ülkemizde son yılların en büyük skandalı, YGS’deki şifrelemedir. Bir milyon yedi yüz bini aşkın öğrenciyi ilgilendiren bu skandal, ne yazık ki seçimlerin yaklaştığı bir zamanda bilinçli bir çabayla unutturulmaya çalışılıyor.

ÖSYM Başkanı’nın basın toplantılarındaki açıklamaları, şüpheleri daha da arttırıcı nitelikte. Şifrelemenin olduğunu kabul ettikten sonra suçu, kitapçıkların basımını yapan firmaya yükleme isteği dikkatten kaçmamakta. Firma yetkilisinin açıklaması ise işin ciddiyetsizliğin sergilemekte. Soru seçeneklerinin firmaca düzenlendiğini anlatıyor yetkili. Bu demektir ki ÖSYM’nin yapması gereken işi, matbaadaki görevliler yapıyor. Bu, büyük bir ciddiyetsizlik. O zaman düşünüyor insan, ÖSYM’deki görevliler ne iş yapar? Soruların sıralanması, seçeneklerin yerleştirmesi bir uzmanlık işi. Pedagojik eğitim gerektirir. Ölçme değerlendirmeyi bilmeden bu iş yapılamaz.

Bir milyon yedi yüz bin genç… Yaşamlarının en önemli sınavında hayal kırıklığına uğruyorlar. Yılların emeği, umudu hoyrat eller tarafından yok ediliyor. Onların haklarını koruması gereken devlet yetkilileri sus pus. En yetkili makamdaki Cumhurbaşkanı “Ben ikna oldum.” diyor. Kimi dinlemiş de ikna olmuş? Sınavı beceremeyen tekstil makineleri uzmanı ve kendinin atadığı ÖSYM Başkanı’nı. Böylece de Cumhurbaşkanı sınavın hakkaniyet içinde yapıldığına, temiz yapıldığına ikna olmuş. Milli Eğitim Bakanı da aynı görüşte. İktidar partisinin sözcüleri de şifreyi görmüyorlar. Bir tek açıklama yapmayan RTE. O da ortalığın yatışmasını bekliyor sanırım, işi bir yere bağlar, bitirir.

Bir milyon yedi yüz bin oy verme çağında genç. Üçle çarpsak beş milyon yüz bin eder aileleriyle. Amcalar, halalar, teyzeler, dayılar ve onların da aileleriyle yirmi milyonu aşar bu sayı. Yirmi milyona yakın kişinin yaşamı ters yüz. Bu kitleye sahip çıkan parti seçimlerden birici çıkar. Bu nedenle iktidar unutturmaya çalışıyor da muhalefet ne yapıyor? Onlar da meleklerin cinsiyetini tartışıyor sanıyorum. Böylesine büyük skandal, bir iktidarı götürmeye yeterli. Ancak gündem bilinçli bir biçimde değiştiriliyor.

Şifre skandalının tartışılması yerine başka sorunlar öne çıkıyor basın yayın organlarında. Manşetler birden değişiyor nedense. Darbe tartışmaları yeniden gündeme oturuyor. Genelkurmay’ın açıklaması, yeniden darbe tartışmalarını gündeme ateşliyor. Televizyon ekranlarında, saatlerce darbe senaryoları konuşularak demokrasi(!) nutukları arşa yükseltilmekte.

Alevilerin inanç özgürlüğü gündemdeki diğer bir konu. Muhteşem demokratlarımız(!) Aleviliğin, İslam’ın bir mezhebi olup olmadığı konusunda fetvalar veriyorlar. Amaç, tartışmayı kışkırtmak, alevlendirmek. Her şeye, herkese özgürlük var; ama Alevilik söz konusu olunca inanç özgürlüğü unutuluyor.

Son günlerde bölücülerin başlattığı “sivil itaatsizlik” cami avlusuna uzanıyor. Resmi imamlar protesto edilerek “sivil” imamların arkasında cuma namazı kılıyor BDP yandaşları. Geç de olsa inançlar üzerinden siyaset yapmanın gücünü keşfetmiş bulunuyorlar. Zaten ülkemiz siyasetine, yıllardır inanç ve etnik milliyetçilik damgasını vurmuyor mu?

Yapay gündemlerle şifre örtülüyor. Gençlerin hakkı yenmiş, emeği sömürülmüş, ailelerin paraları sokağa atılmış, umutlar paramparça olmuş kimin umurunda? Tam yazıyı bitirirken ekranlarda parti genel merkezlerinde kamp kurmuş aday adaylarının görüntüleri gözüme takılıyor. Bu siyasal sefalete daha fazla dayanamayacağım. Hele adayların nasıl ve kimlerce belirlendiğini işittiğimde ise beynimden vurulmuşa dönüyorum.

Sahi biz, gerçekten bir Cumhuriyet devrimi yaptık mı? Dil devrimi ülkemizde mi oldu? Atatürk güneşinin ışığı bu toprakları mı aydınlattı? Aydınlattıysa eğer, düzgün tek cümle bile kuramayan kişiler bu ülkeyi yönetecek olan milletvekili adaylarını hangi kıstaslarla belirler acaba?

Öyle görünüyor ki önümüzdeki günlerde skandallar çoğalacak. Zafer sarhoşluğu içindeki bir kısım siyasetçi gemi azıya alacak. Devir; koltukları büyüten adamların değil, koltuklarla büyüyenlerin devri. Bu ne kadar, nereye kadar gider? Kim bilir…

Adil Hacıömeroğlu
9 Nisan 2011
Not: 11 Nisan 2011 tarihli Kent Yaşam Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

3 yorum:

  1. YILLARDAN BERİ SINAV SORULARI GÜLAN CEMAATİNE BAĞLI DERSANELERE DAĞITILIYOR.SON HAFTA ÖĞRENCİLER KAMPA ALINIYOR.1 GÜN ÖNCE ÖĞRENCİLER TOPLANILIP HIZLI BİR ŞEKİLDE SORU VE CEVAPLAMA YAPILIYOR.SON GÜN DERS Mİ OLUR DİYEN ÖĞRENCİLERE ÖĞRETMENLER EFENDİMİZİ RÜYAMIZDA GÖRDÜK BU SORULAR ÇIKACAKMIŞ DİYOR.VE O SORULAR ÇIKIYOR.YANİ GERÇEKDE HAK EDEN DEĞİL YILLARDIR CEMAATİN ÖĞRENCİLERİ ZATEN YERLEŞTİRİLİYOR.HERKESE GÜNAYDIN.KADINLARIMIZ YEMEK MAGAZİN EVLENDİRME PROĞRAMI VE DİZİLERLE MEŞGULLER.BABALARIN ÇOĞUNU DA KONUŞMAYA GEREK YOK...

    YanıtlaSil
  2. Gereğini yazmışsınız,bize düşen yüreğüinize,kaleminize sağlık demek kalıyor.

    YanıtlaSil
  3. Hasır altı etme çabaları bu tür durumlarla daha çok karşılaşıcağız sehven olsun olmasın bir yerde halkın silkinmesini sağlaması açısından olumlu sonuçlar çıkabilir karşımıza bunu elbette önümüzdeki zamanda görücez. Saygılar...

    YanıtlaSil