10 Nisan 2011 Pazar

YGS ŞİFRELERİ

29 Mart’ta yapılan YGS’de şifreleme yoluyla kopya çekildiğinin belirlenmesiyle her şey allak bullak oldu. Şeytanın bile aklına gelmeyecek sınav hırsızlıklarının yapılması, ülkemize özgü bir durum. Bir milyon yedi yüz bin gencimizi ilgilendiren yaşamsal bir konuda soru güvenliğinin sağlanamaması utanç verici. Bir gencin, yaşamının en idealist döneminde böylesi bir haksızlıkla karşılaşması, onun yaşam çizgisinde önemli kırılmalara neden olmaz mı?

Öyle anlaşılıyor ki soru fareleri, son KPSS’den önemli dersler çıkarmış bulunuyorlar. KPSS’de yandaşa tüm soruların kopya yoluyla yaptırılması dikkat çekmiş olacak ki YGS’de bu yöntem terk edilmiş. Yandaşı sınav birincisi yapmak yerine, onun kazanabileceği kadar soru yapması sağlanmış. Tabi böylesi bir yöntemin dikkat çekmeyeceği hesaplanmış. Ancak, Allah şaşırtmış olacak ki şifrelenen yanıt anahtarı kamuoyuna açıklanmış. Yani bundan da anlaşılacağı üzere ifşaat ÖSYM’den geldi.

KPSS’de soru hırsızlığını yapanlar yargılanıp ceza aldı mı? Bu kişiler, binlerce insanın alın terini, emeğini gasp etmenin bedelini ödediler mi? Bir devlet kurumunun güvenilirliğini yok etmenin cezasını çektiler mi? Bu nedenle kamuoyunda teşhir edildiler mi? Bu sorulara sanırım “Evet!” yanıtı verecek bir kişi yoktur. Anlayacağınız yapılan haksızlık, soru çalma yapanın yanına kar kalmıştır. Böyle olunca da bunu yapanları cesaretlendirmiş, yeni haksızlıklar yapmak için kolları sıvamalarına neden olmuştur. Adaletin uygulanmadığı toplumlarda kuralsızlık, kural haline gelir. Adaletin işlemediği yerde zorbalar, uğursuzlar, yasadışı iş yapanlar egemen olur.

YGS öncesi en çok konuşulan ve ilgi çeken sınav güvenliği için alınan önlemlerdi. Bu, o kadar abartıldı ki istihbarat örgütlerinden yardım alınacağı bile açıklandı kamuoyuna. Sınav salonuna kalem, silgi, kalemtıraş bile alınmayacağı açıklandı. Sınava giren her öğrenci adına soru kitapçığı ve cevap kâğıdı bastırıldı. Bu ve benzeri yöntemlerle kopyanın önleneceği konusunda kamuoyunda abartılı bir beklenti yaratıldı. Oysa her öğrenci için ayrı sınav kitapçığının bastırılması ne pedagojik ilkelerle ne de ölçme değerlendirme kurallarına uygundu. Eğitim bilimine ters bir yöntemle öğrencileri üniversite eğitimi için seçmek akla, mantığa, bilime, psikolojiye uygun olamaz. Böylesi icatların, topluma yenilik gibi sunulması ise anlaşılır gibi değil.

“Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir.” sözü ne kadar uymakta YGS’ye. Sınavla ilgili ilk şüpheler, on yedi okulda toplam altı bin yüz kız öğrencinin sınava girmesiyle başladı. Bu okullarda bir erkek öğrencinin bile olmaması, sınavın nasıl yapıldığıyla ilgili bize bilgi vermekte. Demek ki sınav yerleri bilgisayar ortamında yapılmıyor. Bizzat birileri tarafından kız öğrenciler belli okullarda toplanıyor. Asıl araştırma bu noktadan başlatılmalı. Bunu ayarlayanlar, soru kitapçıklarının yanıtlarını da istedikleri kişilerin cevap kâğıdına işaretleyemezler mi?

Şifre iddialarının ortaya atılmasıyla ÖSYM Başkanı basın toplantısı yaptı. Önce şifrelemenin olmadığını söyledi, sonrasında ise yalnızca kamuoyuna açıklanan kitapçıkta şifrelemenin olduğunu kabul etti. Tüm adayların soru kitapçılarının internette yayımlanacağını duyurması ise ilginçti. Bir milyon yedi yüz bini aşkın kitapçık incelenecek meraklılarınca. Tıpkı delinin pösteki sayması gibi. Hâlbuki yapılacak iş, matematikten yirmi sekiz sorudan fazla yapan adayların özgün kitapçıklarının incelenmesidir. Bu adayların kitapçık üzerinde işlem yapıp yapmadıklarına bakıldığında gerçek ortaya çıkar. Matematik, en zor bölüm olduğundan sınavın kilidi burada. Belirlenen şifreleme yöntemiyle en az yirmi sekiz soru doğru olarak yanıtlanabiliyor. Diğer bölümlerde de farklı şifreleme biçimlerinin olduğu söyleniyor uzmanlarca. Bu işi bir kişinin yapması olanaksız. Böylesi büyük yasadışılıklar, bir grubun örgütlenerek yapabileceği işlerdir. Yapılacak kovuşturmalar, geniş kapsamlı olmalı, bu pis örgütlenme açığa çıkarılmalı.

Peki, soru hırsızlığı yeni midir, kimler tarafından yapılmaktadır? Soru hırsızlığı bence yeni değildir. Ama az, ama çok yıllardır soruların sızdırıldığı düşüncesindeyim. Bunu anlamak için de son yıllarda tüm sınavlarda dereceye giren öğrencilerin bir bölümü mercek altına alınmalı. Bu öğrencilerin, belli dershanelere gittikleri görülecektir. Bazı dershanelerin ticari kaygılardan daha çok, siyasal ve ideolojik nedenlerle piyasada oldukları bilinmekte. Amaca ulaşmak için her yolu ve yöntemi mubah gören bir anlayıştan dürüstlük beklemek safdilliktir. Yine Türkiye Cumhuriyeti’ni “dar-ül harp” gören anlayışların devlet kurumlarını çökertmek istemesi kendilerince normaldir. Böyle düşünen grupların, kendi adamlarını devletin kilit noktalarına yerleştirme ve böylece de ideolojilerini egemen kılmak amacıyla yapamayacakları bir iş yoktur. Çünkü bu grupların amacı Türkiye’nin geleceği değil, kendi dar düşünce kalıplarının topluma kabul ettirilmesidir.

Ülkemiz bir skandalla daha karşı karşıyadır. Acaba gerçek suçlular ortaya çıkartılabilecek mi? Yoksa, yine yapanın yanına kar mı kalacak? Bekleyip göreceğiz. Büyük bir olasılıkla bir günah keçisi bulunup suçlu ilan edilecek, böylece de sorun kapanacak. Günah keçisi mi? Sınavla ilgisiz bir görevli, matbaa, bilgisayar ya da bina… Belki de katrilyonda bir olasılıkla oluşan rastlantılar… Bu kadar büyük haksızlıklar karşısında susan halkımız yine susup olanları sineye mi çekecek? Çocuklarımızın, gençlerimizin, evlatlarımızın göz göre göre gasp edilen hakları karşısında sus pus oturacak mıyız? Üç maymunu oynamaktan ne zaman kurtulacağız?

Adil Hacıömeroğlu
6 Nisan 2011
Not: 11 Nisan 2011 tarihli Ulus Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

2 yorum:

  1. BENCE BUNU GEÇ BİLE ÖĞRENDİK YILLARCA BU YAPILMIŞKİ BUNCA YANDAŞLARI HER YERE YERLEŞMİŞLER BENCE BUNDAN YILLAR ÖNCESİNİDEKİ SINAVLARI ARAŞTIRMALARI LAZIM.EMNİYETTE BUKADAR FETTULAHCI NASIL YERLEŞTİ MESELA ORADAKİ SINAVDA NELER DÖNDÜ?

    YanıtlaSil
  2. Özde-bir dersaneler birliğine üye dersaneci arkadaşlar çok iyi bilirlerki...yıllardır bölgenin en iyi öğretmenlerine en iyi maaşları vererek en iyi öğrencileri hunharca çalıştırarak elde etmeye çalıştığınız başarıyı, sözde hizmet adı altında sıradan öğrencilerle ve yeni mezun öğretmenleri karın tokluğuna çalıştırarak en iyi başarıyı elde etmeleri tv lerde boy boy reklamlarını göstermeleri...elbetteki tecrübeli ve çağdaş öğretmenlerimizin ve de öğrencilerimizin motivesini bozmuştur.Özde-Bir bu işle yıllarca mücadele etti.Baktıki gücünü aşıyor ,oda bıraktı..

    YanıtlaSil