17 Ağustos 2012 Cuma

LONDRA OLİMPİYAT OYUNLARI


                                               
         Londra Olimpiyatı rekorlarıyla, düş kırıklıklarıyla, yeni şampiyonlarıyla, spora veda edenleriyle sona erdi. Ülkemizin bugüne kadar en kalabalık sporcuyla katıldığı olimpiyattı Londra.

Tam yüz on dört sporcumuz yarışmıştı Londra’da. Olimpiyat oyunları başlamadan önce beklentimiz yüksekti. Çok sayıda madalya kazanacağımızı umuyordu kamuoyu. Çünkü AKP iktidarı ve spor yöneticileri, bu yönde medya destekli kampanyalar düzenlediler. Başta RTE ve Spor Bakanı olmak üzere iktidar partisi yöneticileri spor ruhuna siyaset bulaştırdılar. Eğer beklenilen sayıda madalya kazanılsaydı, ülke gündeminin değişmesi söz konusu olacaktı. Utku sarhoşluğu içindeki halk siyasal gündemden uzaklaşacak ve bu toz duman içinde AKP’nin siyasal ucubeleri çaktırmadan gerçekleşecekti.

Spor Bakanının oyunlar öncesi başarıyı Allah’a havale ederek olası başarısızlıklardan peşinen sıyrılması ilginçti. Sporcularımız kamuoyunun yüksek beklentisi altında ezildiler. Bedenleri, ruhsal baskının ağır yüküne dayanamadı ve art arda yenilgiler geldi. Yenilgi sonrasında sporcuların konuşmaları dikkat çekiciydi. Her yenilen sporcu genellikle işi “kadere, kısmete” bağladı. Çok heyecanlandıklarını söylediler. Başka ülkelerin on beş, on altı yaşındaki sporcuları dünya rekorları kırarken bizimkilerin bacaklarını hissetmemesi ilginç değil mi? Yarış sırasında ve öncesinde sakatlanan sporcu sayısı azımsanamaz. Sporcularımızın bu sakatlıkları teknik kurullarca iyi incelemeli. Final karşılaşması öncesi bir bayan sporcumuzun, Cumhurbaşkanının eşi tarafından aranması insan ve sporcu psikolojisinin nasıl ayaklar altına alındığının önemli bir göstergesidir. Sporcumuzun bu konuşmadan sonra karşılaşmada yenilmesini doğal karşılamalı.

Hemen hemen her sporcunun karşılaşma ya da yarışma sonrası protokolde yer alan tüm devlet görevlilerine teşekkür etmesi, siyasallaşan sporun bir göstergesi. Ayrıca bu durum, sporcularımızı ezik duruma sokmakta. Sanki hükümet yetkilileri, federasyon yöneticileri bu gençleri babalarının hayrına oraya göndermişler gibi bir hava yaratılmış. Bu, bir lütuf değil, aksine başarının ödüllendirilmesidir. Böylesi boynu bükük gençleri görmek insanın içini acıtmakta.

Londra’da düş kırklığını asıl yaşadığımız spor dalları güreş ve halter. Çok sayıda madalya beklediğimiz bu iki dalda deyim yerindeyse hüsrana uğradık. Güreşte ilk devreyi bile kurtaracak bir güce sahip olamayan sporcularımızın fizik ve kondisyon zayıflıkları göze battı. Dünya şampiyonu güreşçilerin mindere serilmesi, rekortmen haltercilerin ilk haklarında pes etmesi anlaşılamaz. Bunun nedeni, sporcularımızın oruçlu olmaları olabilir. Bu konuda ilgili federasyonlar kamuoyuna bilgi vermeliler. İbadette kaza yapma hakkının olduğunu bilmemek bilgisizlik değil mi?

Spor başarımız tamamen rastlantılara bağlı. Alt yapı çalışması yok denecek kadar az. Sporcular okul çağında belirlenip yetiştirilmeli. Okullarımızda beden eğitimi dersi yok denecek kadar az ve ciddiye de alınmamakta. Devlet okullarımızın çoğunda spor salonu yok. Olanlar ise yöneticilerin özel mülkiyeti gibi. Her türlü olanağı olan özel okullarımızda sporcuların yetişmemesi de dikkat çekici. Çünkü sınavlara odaklı bir eğitim sisteminde özel okulların birçoğunda beden eğitimi dersleri yapılmamakta. Bu ders saatinde öğrenciler test çözmekteler. Kendimiz yetiştiremeyince de iş, ithal sporculara kalmakta. Boşuna dememiş atalarımız: “Elden gelen övün olmaz, o da zamanında gelmez.” diye.

Londra’da kazandığımız beş madalyadan üçünün kızlarca alınması kıvanç verici. Özellikle basketbol ve voleybolda kız takımlarımızın bizi ekranlara kilitlemesi çok güzel. O kızlar Atatürk’ün kızları. Çağdaş Türkiye’nin göstergeleri. Onurlandık onlarla.

Dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir alanda emek harcanmadan başarı kazanılamaz. Ülkelerin ekonomik ve bilimsel gelişmeleriyle spor alanlarındaki başarıları birbirine koşut. Çağdaş eğitimden uzaklaşan bir Türkiye’nin bundan sonra başarı kazanması olanaksız.  Anlayacağınız işimiz tansıklara kalmış durumda. Hurafe ile bilim yan yana olmaz.
                           Adil Hacıömeroğlu
                            17 Ağustos 2012

3 yorum:

  1. Her şey siyasallaştı.Siyasilerin kuyruğuna takılıp gidiyorlar.Bu bir aymazlıktır.Siyasıler her şeyi kullanmaya meraklı olduğundan bu alan propagandaya müsait olduğu için bu alanı aymazca kullanıyorlar.Hiçbir ülke bunu düşünmez.Çünkü ulusal çıkarları düşünür.Biz siyasi çıkarları düşünürüz.

    YanıtlaSil
  2. Saygıdeğer Adil Beyefendi.
    Madalya alan kızlar "dualarızla başardık, mübarek ramazan'da başardık, başbakan sayesinde başardık" dediler. ATATÜRK hiç anılmadı!
    Bunlar Ata'nın kızları olmazlar! Bunlar Atatürk Türkiyesinin kızlarıdır, onun da değerinin ayırdında değiller!

    YanıtlaSil
  3. Maalesef hep kavramlar üzerinden yorum(siyaset) yapmayı yeğliyoruz. Bu kızlar ne Atatürk'ün nede Erdoğan'ın kızlarıdır bunlar TÜRK kızlarıdır.Dahada doğrusu Türkiye türkleridirler. Dünyanın hiçbir ülkesinde insanlar (halk kahramanları) milletinin önüne geçemezler,Atatürk Türkiyesi, Erdoğan Türkiyesi, Fatihin Türkiyesi yerine hepsine hitap eden Türklerin Türkiyesi tanımı dahadoğru olur diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil