17 Eylül 2012 Pazartesi

ÖĞRETİM YILI AÇILIRKEN



    Bahçenin ortasında tel örgüler… Koridorlarda demir parmaklıklar… Okulun orta yerinde demir kapılar… Çocuğunun okulunu bir türlü bulamayan veliler… İki ayrı okul arasında taşınıp duran öğrenci kafileleri… Annesinin kucağından bir türlü inmeyen ana kuzusu beş yaşında çocuklar… Yapımı bitirilemeyen binalarda şantiye görünümlü yapılarda kumla oynayan uykulu gözler… Sınıf yetersizliğinden iki sınıfın birleştirilmesinden oluşan ortamda soluklanmaya çalışan heyecanlı yürekler…
            
      Koşturmacalar, koşturmacalar… Okulun açılış coşkusu yerine telaşlı koşturmacılar arasında yitip giden umutlar…
            
     Bir okulun içinde, bahçesinde demir parmaklıkların, tel örgülerin olması ne demek? Hapishane çağrıştıran bu nesnelerin varlığıyla yaşamının ilkbaharında tanışmak ne kadar kötü. Gönül isterdi ki okul bahçeleri ağaçlar ve çiçeklerle donatılsın.
            
        Bir kişiye yaşamda yapılabilecek en büyük kötülük, üstesinden gelemeyeceği sorumlulukların altına sokulmasıdır. Bir başka deyişle kaldıramayacağı yükün altına giren kişi ezilir. Özgüvenler yok edilmekte. Özgüvensiz birinin yaşamda başarıya ulaşması hiç de kolay değil. Beş buçuk yaşında okula başlatılarak yaşamının ilk ve en önemli başarısızlığıyla yenilgisiyle karşılaşacak minikler…

Hiçbir alt yapısı olmayan ve eğitimbilimine ters bir uygulamayla bir kuşak yaşamlarının başlangıcında harcanmakta. Ne uğruna? İmam Hatip ortaokullarının yeniden açılması ve daha çok hafızın yetişmesi uğruna.
            
          Eğitim arapsaçına dönmüş, medya bayram etmekte, hükümet yetkilileri her şeyi güllük gülistanlık göstermekte. Bilgisizce gelişmiş ülkelerle eğitim karşılaştırmaları yapılmakta. Tanrı’nın bir kulu kalkıp da dünyanın hangi gelişmiş ülkesinde dinsel eğitim var sorusunu sormuyor. Neden mi? Yanıtı bilinmekte de ondan. Aklı eren herkes iyi bilmekte ki gelişmiş hiçbir ülkede dinsel eğitimin verildiği okul yok. Gerçi vardı; üç yüz, dört yüz yıl öncesinde kalan kilise okulları.
            
     Batı’nın gelişmesinde etkin olan “Reform” ve “Rönesans” hareketlerinin sonuçları bilinmek istenmiyor. Eğer başarılırsa dünyada dinsel eğitimle amaca ulaşacak tek ülke olacak ülkemiz.
             
     Eğitim sistemimiz yüzyıllar öncesine çevrilirken geleceğin büyükleri buğulu gözleriyle Atatürk’e bakmaktalar… Çaresiz, umutsuz, ürkek, şaşkın… Dalgın bakışlar kilitleniyor mavi gözlerde sonsuzlaşan ufuklarda…
                                                            Adil Hacıömeroğlu
                                                            17 Eylül 2012
      Not: Yazılarımın tümünü http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.
           
            

1 yorum:

  1. Anlattıklarınız zaten onların önceleri sinsi sinsi ve artık aşikâr olarak sergiledikleri ve tatbik ettikleri plânları sevgili Adil bey..
    "Bir kişiye yaşamda yapılabilecek en büyük kötülük, üstesinden gelemeyeceği sorumlulukların altına sokulmasıdır. " demişsiniz.. zaten istenen bu hocam!!

    Sonra, "Bir başka deyişle kaldıramayacağı yükün altına giren kişi ezilir. Özgüvenler yok edilmekte. Özgüvensiz birinin yaşamda başarıya ulaşması hiç de kolay değil. " diye devam etmişsiniz.. İşte tam da budur tatbik ettikleri olmasını istedikleri.. Yoksa koyun gibi bir sürü nasıl oluşabilir..??
    "Beş buçuk yaşında okula başlatılarak yaşamının ilk ve en önemli başarısızlığıyla yenilgisiyle karşılaşacak minikler… " diye devam etmişsiniz ya, ah hocam ah... bu psikolojisi ve de güven duygusu yok olan bir gençlik orduda subay , emniyette polis ve bankada müdür olduğunda... Bilmem anlayabilmiş miyim yazdıklarınızı?

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil