1 Nisan 2013 Pazartesi

ABD İSTİYOR, AKP-PKK UYGULUYOR 2



            Bu yazı dizisinin birinci bölümünde bölücü başının 21 Mart’ta okunan sözde barış bildirisini genel hatlarıyla değerlendirdik. Şimdi de yazının içeriğini ayrıntılı bir biçimde ele alacağız.
            “Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına analık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun...(İletideki anlatım bozuklukları ayrı bir yazı konusudur.)” Öcalan, iletisinin ilk bölümünde bu sözlere yer vermekte. Bakıldığında masum gibi görünen bu anlatımla terör örgütü lideri, Büyük Kürdistan’ın coğrafi sınırlarını çiziyor. İran’dan başlayıp Toroslara dayanan, Mezopotamya’yı içine alan geniş bir coğrafya tanımlanmakta burada. Yine bu sözlerle tarihsel dayanakları, kökleri de açıklamakta. Tanımlanan coğrafyada yaşamış tüm eski uygarlıkların devamı olarak görmekte kendilerini.
Kısaca bu sözlerle hem tarihsel geçmişten hem de gerçekleştirilecek bir ülküden söz etmekte bölücü başı. 21 Mart iletisini hayra yoranlar, birlikte yaşama isteğinin dile getirildiğini söyleyenler anlayana kadar okumalı bu satırları.
Öcalan, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkârcı anlayışlar, Arabî, Türkî, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara suni problemlere gark etmeye çalışmıştır.” Öncelikle son iki yüzyıldır sözü edilen topraklarda fetih savaşları yapılmadı. Osmanlı’nın çöküşü, petrolün keşfedilmesiyle bu topraklar emperyalizmin öncelikli paylaşım alanı oldu bu süreçte. Emperyalizmin Ortadoğu topraklarına göz dikmesine koşut olarak Kürt isyanları da başladı. Emperyalist ülkelerin petrol kokusunu almasıyla Kürtlerin ulusal uyanışı(?) rastlantısal bir durum olmasa gerek.
Emperyalist işgal ve sömürü düzenine dünyadaki ilk başkaldırı da bu topraklardan geldi. Türk Kurtuluş Savaşı emperyalizmin “Böl, parçala, yönet!” politikasına Karşı bir utkudur. Emperyalizmin bölmek istediği Türkiye’yi Atatürk birleştirdi. Arap coğrafyasında cetvelle çizilen sınırlar varsa bunun nedeni Arapların emperyalizme karşı bir kurtuluş mücadelesi verememeleridir. Onların bir Mustafa Kemal Atatürklerinin olmayışı, bugün çekilen sıkıntıların da nedenidir. Öcalan “sanal sınırlar” sözüyle Büyük Kürdistan’ın parçalı durumundan söz etmekte.
Yukarıdaki açıklamadan da anlaşılacağı üzere AKP ve PKK Ortadoğu’daki ulus devletleri yıkmak için anlaşmışlar. Onlara BOP kapsamında ABD’den görev verilmiş, onlarda görevlerinin gereğini yerine getirmekteler.
Ortadoğu’daki Türk, Arap, Fars ulus devletlerinin parçalanıp yıkılması, sınırların değişmesi emperyalizmin amacıdır. ABD; Ortadoğu’da Türkü, Arap’ı, Fars’ı, Kürt’ü, Ermeni’yi, Süryani’yi, Asurî’yi… sevmiyor. ABD petrolü ve petrolden kazanacağı dolarları seviyor. BOP gereğince bölgemizde oluşan çatışmalar, ölen insanlar Amerikalıların umurunda değil. Onun istediği şey: petrol, petrol, petrol…
BOP’un uygulanması, Ortadoğu’ya kan, gözyaşı ve düşmanlıklar getiriyor. Tıpkı, Irak, Libya, Suriye’de olduğu gibi. Yeni ayrışmaların sınır değişikliklerini zorlayan isteklerin yeni kan gölleri yaratacağı kesindir. Bu anlayışla davrananlar barışı kuramaz, yeni savaşların yolunu açarlar.
İşte, Öcalan’ın iletisinden, AKP-PKK uzlaşmasından çıkacak olan sonuç da budur. Sözde barış süreci yeni düşmanlıkların, daha büyük çapta bir terörün temellerini atmakta. Bu aşamada terör yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmayacak, komşularımıza da zarar verecek bir konuma gelecek… Bu nedenle buna barış süreci değil; parçalanma, yıkım, gözyaşı süreci demek yerinde olur kanısındayım.
                                               Adil HACIÖMEROĞLU
                                               23 Mart 2013
Not: Yazılarımın tümünü, http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.

1 yorum:

  1. Evet hocam, ABD bölge üzerindeki tasarruflarının tarihlerini geriye doğru güncelledi. Bu da yakın zamanda oralarda suların ısınacağının çok net göstergesi. Malum esas istek orada bir kürt devleti değil. İlginçtir ki, bahsini ettiğiniz Mezopotamya, Yahudilerin Tevratının da yurtlanmaya ilişkin bölümlerinde İsrail halkına, Mezopotamya'dan Nil Vadisi'ne kadar olan bölgeyi sınır olarak gösteriyor. Hatta buraları elde etmek için gerekirse taş üstünde taş koymayacaksın türünde ağır ifadelerle üstüne basılıyor. Bu bağlamda bakılırsa O bölgeye bu denli odaklanmış bir İsrail, kurulacak kukla devlete yem eder mi oraları. Yetmedi oralardan bir şekilde gitmek zorunda kalmış Ermeniler, bayraklarında hala Ağrı Dağı'nı simgelerken çıkacak bir bölge karışıklığında ne tür tavır takınacağı kestirilebilir mi. Yetmedi ellerinden toprakları bölünerek alınmak istenecek ülkeleri de hesaba katarsanız bölgenin nasıl bir ateş topuna döneceğini varın siz düşünün. Durumu kendi lehine görmeyecek süper güçlerinde işin içine bulaşabilme riskini de koyarsak olası üçüncü dünya savaşı bile çıkar bu işten. Sağık ve sevgilerimle.

    Adnan Yiğiter

    YanıtlaSil