20 Nisan 2013 Cumartesi

BAŞBAKAN GÖKDELENLERE KARŞIYMIŞ!



            Başbakan İstanbul’u teslim alan gökdelenlere karşı olduğunu söyledi. Ne zaman mı? İstanbul’un her yeri gökdelenle dolup kent mahvolduktan sonra. Olağanüstü güzellikte doğa ve paha biçilmez tarih yok olunca gökdelenlere karşı çıkmak aklına geliyor başbakanın.
            “Benim nereden haberim olsun. Bunları gördükçe kahroluyorum. Her İstanbul’a geldiğimde binaları sayamam ki, yıldızları saymak mümkün mü? Ben kültürümüze uygun bir mimariden yanayım, bunu her yerde söylüyorum. Ankara’da da şehrin dokusuna uymayan bir yapılaşma var. İstanbul’da da böyle. Dikey yapı benim onaylamadığım bir şey, yatay bina yapılmasından yanayım. Dört kat yer altında, dört kat yer üstünde olmalı.” Bu sözler RTE’ye ait. Başbakanı tanımayan biri bu sözlere bakınca Erdoğan’ı çevreci bir muhalif sanacak. Yüksek binaları yıldızlara benzetmekte başbakan. Bir yandan karşı çıkarken bir yandan da hayranlığını anlatmakta.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1994’ten beri AKP zihniyetince yönetilmekte. Merkezi yönetimde on yılı aşkındır AKP’de. İstanbul’daki yüksek yapıların yüzde doksan beşi son on yılda inşa edildi. İmar planlarında akıl almaz değişiklikler yapıldı. Bazı ilçe belediyelerinin zaman zaman karşı çıktığı yoğun yapılaşma planları, yeşil alanların imara açılması hep Ankara marifetiyle uygulamaya konuldu. TOKİ, kentlerin yaşanamaz duruma gelmesinde en büyük etken. Çoğu zaman belediyelerin muhalefetine karşın istediği yerde, dilediği biçimde yapılar yapmakta bu kuruluş. TOKİ’yi kim yönetiyor AKP hükümeti. Bu nedenle TOKİ faaliyetlerinden RTE’nin haberdar olmaması olanaksız.
AKP, on yıldır başta İstanbul olmak üzere tüm büyük kentlerimizde neden gökdelenlerin yapılmasına hız verdi de şimdi vazgeçiyor? İşte, bu sorunun yanıtı gerçeği ortaya çıkarır. AKP iktidara geldiğinde Türkiye’yi dâr-ül harp olarak benimsemişti. Bu nedenle de kamuya ait malları talan etmek onlar için amaçtı.
AKP’nin bir başka amacı da kendi burjuvazisini yaratmaktı. Bu hangi yolla olacaktı? Sanayi ve hizmet sektörü gibi alanlarda kısa zamanda büyük karlar elde etmek olanaksızdı. Onun için en kestirme yol inşaat sektörüydü. Yapsatçı olmak için fazla sermaye, beceri ve nitelik gerekmiyordu.  Öğrenim ve beceri gerektirmeyen kısa yoldan varsıllaşma yoluydu yapsatçılık. Büyük kentlerde pahalı olan arsa konusu da kamu arazilerinin yapılaşmaya açılmasıyla aşıldı. Kamu arsalarının birçoğu, TOKİ eliyle yandaş müteahhitlere verildi. Sözde bir ortaklık vardı. Bu yolla sıfırdan zengin olma devri başladı. Bazı kamu arazileri de ihale yoluyla satıldı yapsatçılara. Kent planlarına aykırı olan bazı durumlarda hükümetçe çözümlendi. Yüksek binalar arsa maliyetini düşürdüğünden kar oranını da artırmakta. Bu yolla hızlı bir kazanç sistemi kuruldu. Son yıllarda en varsıllar sıralamasında sanayiciden çok yapsatçı var. Bu ülkemizdeki sermayenin nasıl el değiştirdiğinin bir göstergesi.
AKP, kendi varsılı yarattı. Sermaye birikimi istedikleri noktada. Kentler yüksek binalara doydu. Kentlerin betonlaşması, AKP seçmenini de rahatsız eder duruma geldi. Her olayda olduğu gibi iktidar partisi kendi muhalefetini kendi yapıyor ve gökdelenlere karşı çıkıyor başbakan.
Yeni AKP burjuvazisi ellerindeki sermayeyle yeni yatırım alanları istiyor. Tabi ki bu üretim sektörü olmayacak. Anladıkları tek iş, kenti yağmalamak. Bu nedenle yeni alanlar gerekli onlar için. Buralarda kentlerin eski semtleri. Özellikle İstanbul’da bu semtler. Bakırköy, Beşiktaş, Beyoğlu, Eyüp, Fatih, Kadıköy, Üsküdar, Zeytinburnu gibi ilçelerde yapılar eski. Bu ilçeler kentin merkezini oluşturmakta. Buralarda yaşayanlar kentsel dönüşüm için bir kat daha fazla imar istemekteler ki kendi mülklerini koruyabilsinler. İşte, AKP buna yanaşmamakta. Kentsel dönüşüm adı altında yasalarla buralara el koyup yeni yapılar yapacaklar. Tabi, buralarda yapılacak yeni konutlar çok pahalı olacak. Bu yolla AKP yapsatçıları olağanüstü para kazanacaklar. Ayrıca bu ilçelerin çoğunda genellikle AKP karşıtı yurttaşlar oturmakta. Böylelikle İstanbul’da muhalif ilçeler de dağıtılacak. Bundan da anlaşılacağı üzere bir taşla birkaç kuş vurulacak.
On yıldır gözleri kapalı mı gezdin İstanbul’da ey başbakan! Devasa binaların hiç mi yanından geçmedin? Hızla varsıllaşan yapsatçılar ilgini çekmedi mi hiç senin? Bu yapılara imar izinlerini veren kimdi acaba, hiç düşünmedin mi? Yeşil alanları yasadışı olarak imara açan belediye görevlileri ve TOKİ yöneticileri hakkında herhangi bir yaptırımda bulundun mu? Dere yataklarında yapılan konutlarda can veren yurttaşlarımızın hakkını aradın mı? Atatürk Havaalanının dibinde, Ayamama Deresi yatağına yapılan devasa büyüklükteki cemaat okulunu da görmedin? “Göremedim!” diyerek kendine “Çok meşgul adam!” pozu vererek masum olamazsın. İstanbul’da kuş uçsa haberin olur. Bak, Kazlıçeşme’deki gökdelenlerin yapsatçısına beş yıldır küsmüşsün. Küseceğine niye gereğini yapmadın?
Gökdelenler yeni kurulan, tarihsel kökleri olmayan, hızlı varsıllaşan ülkelerin ve kentlerin simgesi. ABD, Singapur, Malezya ve petrol varsılı Körfez ülkelerinde gökdelenler pıtrak gibi. Türkiye gibi olağanüstü varsıllıkta tarihsel kökleri olan, İstanbul gibi dünyanın en eski kentinde bu kadar çok gökdelen yapmanın mantığı yoktur. İstanbul’un bu durumu biraz da görgüsüzlükten kaynaklanmıyor mu?
Fatih’i iki de bir diline dolamakta AKP’liler. “Yaş kesenin, başını keserim diyen koca yürekli bir fatihtir II. Mehmet. Onu Fatih Sultan Mehmet yapan da budur. Yerinden kalksa İstanbul’u yöneten belediyecilerin ve yeşil alanların katledilmesinin yolunu açan AKP yöneticilerinin de hiçbirinin gövdesinin üzerinde baş olmazdı. “Ecdat!” diye diye ecdat yadigârlarını talan etmek Tarihi tersten okumaktır. Çok yazık ettiniz kentlerimize… Çok yazık ediyorsunuz Türkiye’mize…
                                                           Adil HACIÖMEROĞLU
                                                           19 Nisan 2013
Not: Yazılarımın tümünü, http://adiladalet.blogspot.com dan okuyabilirsiniz.



3 yorum:

  1. Saygın Öğretmenim.
    Tümü doğru saptamalarınızı okuyunca yüreğim burkuluyor. İstanbul'da imar çirkinlikleri, gözü yalnızca çıkar'ı görür kişilerce yapılmakta. Bunlar tek değil, çoklar! İBB meclisinde çoğu imar uygulamalarında CHP'li meclis üyeleri, AKP'li meclis üyeleriyle uyumlu bir birliktelik sergilemedeler. (Melih Âşık bunu, rant kardeşliği biçiminde tanımlıyor.) Başkanı CHP'li olsun AKP'li olsun ilçelerde de durum böyle! Bakırköy'e bakalım: Yeşil alanları yapılaşmaya açanlar CHP'li değil mi? (Sizin gibi yurtsever CHP'lileri kapsamasın diye söylemimi biraz değiştireyim.) Yeşil alanları yapılaşmaya açanlar, CHP'den seçilmiş olanlar değil mi? Sözün özü: ülkemize acımasız, sevgisiz, bencil kişilerce el kondu! Kaygılarımla.
    Tarık Konal

    YanıtlaSil
  2. Saygın Öğretmenim. Bir anı'mı sizinle paylaşmak isterim. 1996 yılında ben, Bakırköy Belediyesinde Park ve Bahçeler Müdürüydüm, siz de Belediye Meclis Üyesiydiniz. Bir pazar günü beni aradınız ve kaldırımda buluna bir ağacın, bir inşaat müteahhitince kesilmeye başlandığını söylediniz. Anılan yere gidene kadar, kaldırımdaki o güzelim Karaağaç kesilmişti. Müteahhiye çok ağır bir ceza yazdım. Yüklenici (müteahhit) o ağır cezayı ödediği gibi sizden de benden de birkaç kez özür dilemişti. Bu anı'mı sizle paylaşma nedenime gelince: Bir kamu kurumu olan belediye ile siyasetçileri-kamu görevlilerinin, o günlerde yeşildokuya, çevreye bakış açısıyla günümüzdeki bakış açısı arasındaki büyük ayırtıyı (farkı) görelim, bir kez daha anımsayalım istedim. Yurttaşlarımız, yitip gidenin yalnızca yıllar olmadığını, başkaca neler yitirdiğimizi bir görebilseler...
    Erinç, gönenç dilerim size.
    Tarık Konal

    YanıtlaSil
  3. Bu kadar hesapsızlığın göklere vardığı bir kente gelmeyi hayal eden yabancıların bu düzensizlikte ne bulmayı beklediklerini öğrenmek isterdim. Tanrı bile depremle ve felaketlerle cezalandıracaktır bu aymazlığı!

    YanıtlaSil