7 Haziran 2013 Cuma

AŞIRI UÇLARIN TAKSİM’İ

                                               
            Gezi Parkı direnişi başladığından beri her gün Taksim’de olmaya çalıştım. İşim nedeniyle gidemediğim bir gün var. O gün de meraktan çatladım, kendimi eksik hissettim. Taksim’deki havayı solumak bir başka.
            Özellikle iktidar partisi sözcüleri ile yandaş basının dar görüşlü, koşullanmış yorumcularının Gezi Parkı’nı görmeleri gerek. İdeolojik saplantılardan kaynaklanan önyargılarıyla Gezi Parkı direnişçilerini suçlayan bu zevatın, buradaki güzel insanları gördükten sonra yüzlerinin kızaracağını sanıyorum. Kalemini ve dilini üç beş kuruşa satan medya bülbüllerine ise diyecek sözüm yok! Çünkü satılık kişilerde vicdanın da nasırlaştığını bilirim.
            Gezi Parkı’nda onlarca siyasal grup var. Normal yaşamda yan yana gelemeyecek onlarca siyasal anlayış. Yıllarca birbirleriyle kavga eden bu siyasal çizgileri, bir araya getiren nedir? Bunları bir araya getiren, omuz omuza mücadele etmelerini sağlayan AKP’nin uyguladığı halka düşman, ulusal çıkarlara ters baskıcı siyaseti. Türk Ulusu’nun aklıselimi Gezi Parkı direnişiyle tüm yurtta harekete geçti. AKP’nin Vandallığına, RTE’nin halkı küçümseyen, buyurgan kibirli tavrına “Dur!” demek için bir ulus sokaklara döküldü, zalime baş kaldırdı.
            Gezi Parkı, özellikle akşam saatlerinde hınca hınç dolmakta. Bir insan seli var. İlk günlerdeki biber gazı, tazyikli su ve cop kardeşliği son günlerde bir zalime dersini vermenin ağır başlı utkusunu paylaşan dostluğa dönüşmüş. Her yerde, her yaştan, her sosyal yapıdan insanlara rastlamak olanaklı.
Taksim’e gelenler, genellikle eli boş gelmiyorlar. Ellerinde yiyecek ve diğer gereksinimleri karşılayacak paketler var. Burada günlerdir nöbet tutmakta olan direnişçilere çam sakızı çoban armağanı getirdikleri.
Değişik siyasal gruplar arasında olağanüstü bir iletişim ve dostluk var. Her şey konuşarak kolayca hallediliyor. Kavga, gürültü yok. Her grubun küçük de olsa bir çadırı var. Grubu tanıtan bir flama, bayrak ya da pankart göze çarpmakta. Türküler, marşlar, sloganlar arşa yükselmekte. Eğlence, zaman zaman bir festival havasına bürünüyor. Ekmekler, sular, börekler, pastalar, megafonlar… paylaşılmakta. İnsan bencilliğinin, kazanç hırsının, biriktirme güdüsünün toprağa gömüldüğü bir yer Gezi Parkı.
Park’ın girişinde “Devrimci Market” var. Günlük gereksinmeleri karşılayacak her şey bedava. Para geçmiyor burada. Herkes ihtiyacı kadar tüketiyor. Fazladan alarak cepleri doldurmak yok!
Gezi Parkı’nın Maçka tarafında büyükçe bir revir var. Burada gönüllü doktorlar, hemşireler, eczacılar görev yapmakta. İlaçlar, tıbbi malzemeler eczacılardan.
Revirin yanında “Mutfak” göze çarpmakta. Açık büfe. Akşam saatlerinde kuyruk uzamakta. Ev börekleri, pastaları, sarmaları dolmaları. Hatta tatlı da var. Ziyaretçilerin yanında getirdikleri yiyecekler sevinçle servis tabaklarına yerleştirilmekte.
Revir ve Mutfak’ın önünde günlük ihtiyaç listesi var. Hangi yiyecek, içecek, ilaç ya da diğer yaşam malzemesi tükenmişse orada ilan ediliyor. Listeyi görenler aceleyle ayrılıyorlar oradan. Az sonra elleri kolları dolu olarak geliyorlar, mutluluk içinde. İlk kez gelenler, ziyaret ettikleri çadırlara nelere gereksinim duydukları soruyorlar. Eksiklikleri gidermek isteyen ziyaretçi, zaman geçirmeden işe girişiyor.
            Tünel’den indim, İstiklal Caddesinden hızlı adımlarla Taksim’ e yürüyordum. Biraz gecikmiştim nöbetime. Yanımda üç genç. Birinin elinde büyükçe bir paket. Gezi Parkı direnişini konuşmaktalar. Ben de söze girdim. Pakette ne olduğunu sordum. “Gaz maskesi” dedi genç adam. 29 Ekim ve Silivri direnişlerinde medyadan izleyip tanıdıkları TGB’lilere götüreceğini söyledi gururla. Birlikte gittik TGB çadırına. Belki de yaşamının en mutlu gününü yaşamaktaydı. Ben gecenin ilerleyen saatlerinde eve dönmek için vedalaşırken sabahleyin işe gitmesi gereken o genç arkadaşın oradan ayrılmaya hiç niyeti yoktu. Bir ulvi görevi yerine getirmenin verdiği iç rahatlığıyla.
            Park’ta en ilgi çekici yer kütüphane. Bağışlarla kurulmuş. Bir mahalle, kasaba kitaplığından daha zengin. İsteyen istediği kitabı alıp okuyabiliyor.
            Gezi Parkı’nda büyük bir imece var. Herkes, bir şeyin ucundan tutmakta. Her şey bağışlarla yürüyor. Para işlemiyor. Kapitalizm rafa kalkmış durumda. Provokatörler saf dışı edilmiş. Akıl egemen olmuş her yanda. Solunan bunca gaza, yenilen onlarca copa, boca edilen tonlarca tazyikli suya karşın insanlar mutlu, yüzler gülüyor. Park, espri üretim merkezi durumuna gelmiş.
            Bu arada biber gazının sinüzite iyi geldiğini söyleyebilirim. Yıllardır muzdariptim bu beladan. Biber gazı, bu sıkıntıdan kurtardı beni.
            Gezi Parkı’nın çöpleri özenle toplanıyor. Eylemciler, temizlik ve düzene önem vermekteler. Bu işi, büyükşehir belediyesinden iyi becerdiklerini de söyleyebiliriz. Üstelik belediyenin söktüğü ağaçların yerine de yeni fidanlar dikiyor eylemciler.
            Polis saldırılarına karşı da önlemler var. Bazı gönüllülerin oluşturdukları stantlar bulunmakta. Oralarda su, maske, sirke, limon, tülbent, kask, baret, aklınıza gelebilecek her türlü malzeme bedava. Ayrıca bu malzemeleri parayla satanlar da var.
            Gecenin yarısı, Taksim Meydanı’ndan binlerce kişi ayrılıyor, binlerce kişi de Meydan’a gidiyor. Vapurlar, trenler salkım saçak insan dolu. Yer gök direniş kokmakta. Her yer AKP karşıtı sloganlarla inlemekte.
AKP sözcüleriyle yandaş medya, eylemlerin dış destekli olduğunu söylemekteler. Bu eylemcilerin hepsi, Gezi Parkı’ndaki çınarlar gibi vatan toprağına kök salmış memleket çocukları. İnsan kendisi nasılsa herkesi öyle sanır, derler. AKP’liler aynaya çok bakıyorlar sanırım son zamanlarda. Eee, aynaya bakınca da ABD, İsrail ve çok uluslu tekeller görünüyor. Ne yapsın garipler, ömürlerinde bir kez olsun kendi milletlerine güvenmediler ki…
Meydana egemen olan renk, kırmızı beyaz. Ezici çoğunluğun elinde Türk Bayrağı ve Atatürk posterleri var. Atatürk’ün ve bayrağın olduğu bir yerde millet vardır, millet, Türk Milleti…
                                   Adil HACIÖMEROĞLU

                                   5 Haziran 2013

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder