12 Haziran 2013 Çarşamba

GEZİ PARKI’NIN KUŞLARI


            11 Haziran sabahı televizyonu açtığımda tüm haber kanalları canlı yayındaydı. Polisin Taksim’e girdiği haberi tekrar tekrar veriliyordu. Gezi Parkı direnişini günler sonra görüp yönünü değiştiren(!) medya bu kez canlı yayındaydı.
Polise, bazı grupların Molotof kokteyli ve taş attıklarını izliyorduk. Ancak bu kişilerin eylem biçimi, direnişçilere benzemiyordu. Polisin müdahalesi de göstermelikti. Koskoca Meydan’da halkı kandırmak için bir senaryo canlandırılmaktaydı. “Eylemcilik” oynuyorlardı. Senaryo basit, oyuncular acemiydi. Bu durum, direnişe müdahalenin alt yapısını hazırlamak içindi.
Müdahale kokusu ortalıkta solunurken tüm yurtseverler gibi ben de orada olmalıydım, evde değil. Öğleden sonra maskemi, şnorkel gözlüğümü alarak yola çıktım. Tren, Taksim’e gidenlerle doluydu. İşten çıkan hemşireler, Gezi Parkı’ndaki revire yetişmek için heyecanlıydılar. Herkeste bir telaş. Geç kalmanın sıkıntısı sezilmekteydi bakışlarda. Haydarpaşa’dan motora binilip Karaköy’e varıldı. Herkes, koşar adım Tünel’e. Yolculuğa başlarken birbirini tanımayanlar İstiklal’e vardıklarında kırk yıllık dost gibiydiler.
Taksim’de biber gazı ve yanan lastiklerin kokusu birbirine karışmıştı. İnsanlar tedirgindi. Her yandan insan seli akıyordu Meydan’a. Gezi Parkı, büyük bir revire dönmüştü. Adım başı acil müdahale birimleri vardı. Genç kızlar, sirkeli bezleri, Talcidli suları, limonları özenle hazırlamaktaydılar. Herkes üzerine düşen görevi layıkıyla yapmanın uğraşındaydı. Gelenlerin çoğu çocuklarını da yanında getirmişlerdi. Hamile kadınlar, yaşlı sayılabilecek yurttaşlar keyif içindeydi. Gezi Parkı, üç kuşağı birleştiren bir yerdi.
 Daha çok yabancı kanallardan oluşan televizyonlar röportaj ve çekim yapmaktaydılar. Ne yazık ki yandaş ve merkez medya polislerin yanından ayrılıp halkın sesini yansıtmıyorlardı. Tüm parkı dolaştıktan sonra Meydan’a gittim. Çarşı grubunun kendine özgü tezahüratlarıyla gelişini zevkle izledim. Çarşı ve TGB, AKM’nin önünde durmakta olan polislerin tam önünde konuşlandılar. Ben de onlara katıldım. Bir nevi açık hava eğlencesine dönüşmüştü direniş. İstiklal Marşı’nı gururla gür sesle söyledik.
Bir anda patlama sesleri duyuldu. Üzerimize yağmur gibi biber gazı fişekleri yağdı. Plastik mermileri de unutmamak gerek. Ortalık karıştı, güzelim bir İstanbul akşamı cehenneme döndü. Hemen gözlükler, maskeler takıldı. Göz gözü görmüyordu. Bütün bir alan nasibini aldı bu saldırıdan. Gezi Parkı’na da gaz fişekleri atıldı. Sivil ve silahsız bir topluluğa bu denli bir saldırıyı yapmak için vicdanların körelmesi gerek. Genellikle geri çekilme bilinçli oldu. İnsanlar, birbirini ezmemeye azami, bir dikkat göstermekte, yere düşenler el birliğiyle kaldırılmakta, nefes alamayanlar koltuklanarak götürülmekteydi. Meydan’da, caddelerde, sokaklarda tam bir direniş kardeşliği vardı. Kimse, kimseye arkasını dönüp gitmiyordu. Olağanüstü bir yardımlaşma vardı. Gaz saldırısının ardı arkası kesilmedi uzun süre. Diktatörün paralı askerleri kendi halkını kırmak için saldırıyordu. Çevredeki oteller, esnaf seferber oldu yardım için. Gazdan bitkin düşenler alandan uzaklaşırken yerlerine yeni bir insan seli akıyordu durmaksızın.
Polisin saldırısından etkilenen yalnız insanlar değildi. Patlamayla birlikte önce ağaçlarda tüneyen martılar çığlık çığlığa havalandı. Ses ve keskin kokundan ne yapacaklarını bilmeden gecenin maviliğine kanat çırptılar can havliyle. Ardından kargalar, serçeler havalandı. Kuluçkaya yatan kuşlar neye uğradıklarını şaştılar. Bahara “Merhaba!” diyen yavruların durumunu aklıma getirmek istemiyorum. Bu yıl Taksim’de kuş nüfusu azalacak. Onların maskeleri, gözlükleri, sirkeli bezleri yok!
Gezi Parkı’nda önümde bir kedi, hızla ağaca tırmandı kurtulmak için cehennemden. Ağaca tırmandığı gibi yere inmesi bir oldu. O da bizimle uzaklaşmayı denedi, yoldaş olduk. Aynı derdin yolcuları olarak yazgımızı birleştirdik kedicikle.
Çoluk çocuk, hamile, yaşlı, genç demeden saldıran bir diktatörün yerinde durması çok zor. Hele bu diktatör, Gezi Parkı’ndaki kuşların yuvasını bozuyorsa onları da biber gazına boğuyorsa iki cihanda da suçludur.
Yalan ve uydurma haberlerle asılsız iddialarla Gezi Parkı direnişini yenmek olanaksız. On yılı aşkındır din sömürüsünden başka bir şey yapmayan, ABD çıkarlarına hizmet etmeyi görev edinen bir diktatörün sonu gelmiştir. Son çırpınışıyla her yanı kırıp dökmekte. Tüm diktatörler gibi benden sonrası tufan, demekte.
Yurdumun nazlı ufuklarında şafak atmakta, doğan güneşin ısıtıcı aydınlığı her yana yayılmakta.
                                                           Adil HACIÖMEROĞLU

                                                                       12 Haziran 2013

2 yorum:

  1. GÖZLERİM YAŞARARAK OKUDUM..BU CENNET VATANI CEHENNEME ÇEVİRENLERE LANET OLSUN..O KEDİCİKLERİN,KUŞLARIN ,KUŞ YAVRULARININ SOKAK KÖPEKLERİNİN ,YERİNE DE LANET OLSUN DİYORUM..BİR TARAFTA AYDINLIK VE HAYAT,DİĞER TARAFTA KARANLIK VE ÖLÜM...BU MÜCADELE BU YÜZDEN ...KAZANINCAYA KADAR...

    YanıtlaSil
  2. Yazınızı okurken o şölen havasının nasıl bir anda polisler tarafından kabusa çevrildiğini bir kez daha yaşadım. Ben de oradaydım, hemen gezi çıkışında barikat olarak kullanılan otobüslerin önündeydim.Üst üste atılan gaz bombaları önümüze arkamıza üzerimize amansızca aralıksız atılıyordu.Bir ara tamam dedim herhalde burya kadar ben buradan çıkamayacağım diye ümidimi kesmişken bir anda her iki koluma giren bir bayan ve bir bay beni hızla revire uçurdular ilk müdehaleyi yaparak nefesimi normale döndürdüler ve kendimi toparlayarak, revir yolu ve ambulans yollarının açık tutulması için zincirin halkasına katıldım.Bu vahşetti bu adeta katliamdı. Bunların hesabı mutlaka sorulmalı, bu halk bu diktatörden kurtulmalıdır.

    YanıtlaSil