23 Haziran 2013 Pazar

KARANFİLLERE NASIL KIYDINIZ?


22 Haziran Cumartesi günü Gezi Parkı direnişlerinde ölenleri anmak için Taksim’de toplanılacaktı. Yine heyecanla evden çıktım. Bu kez maskemi ve şnorkel gözlüğümü yanıma almadım. Ölen kişilere saygılı olmak toplumumuzun geleneklerinden olduğu için böyle bir anmaya polisin müdahale etmeyeceğini düşündüm. Diriye saygılı olmayanların ölüye saygı göstereceğini sandım.
Önce Ataköy’e gittim. Bir arkadaşımın amcasının oğlunun cenazesine katıldım. İkindi namazı sonrası kaldırıldı cenaze. Birkaç tanıdıkla ayaküstü söyleştim. Vedalaşarak ayrıldım. Hızla Bakırköy’e yürüdüm. Oradan Taksim dolmuşlarına binip yola koyuldum. Gerek dolmuş kuyruğunda beklerken gerekse yolculuk sırasında insanların Taksim’e akışını izledim, gururlandım. Dolmuşta yanımda oturanlarla söyleşmeye başladık. Hepimiz aynı nedenle yolculuk yapmaktaydık. Yeni dostlar edindim. Gezi Parkı eylemlerinin en güzel yanlarından biri de bu: Yeni dostluklar kuruluyor.
Taksim’e varınca kalabalığa karıştık yeni arkadaşım Uğur’la. Benim tempoma nadiren ayak uyduran biri Uğur. Çünkü ben bir yerde duramam, sürekli dolaşırım alanı. Gözlem yapmak isterim hep.
Partiler ve dernekler bu kez kendi bayrak ve flamalarını getirmediler. Grupçuluk, siyasal yarar elde etme amacı yok kimsede. Alana taksim Dayanışması flamaları, Türk Bayrağı ve Atatürk posterleri egemen. Topluluğa siyasal iletilerini vermek için kendilerine özgü sloganları bağıran birkaç kişiye kimse katılmayınca onlar da vazgeçtiler bu davranışlarından. Koşturmaca sırasında çiçek almayı unutmuşum. Nerede bulurum, diye düşünürken liseli Oytun, imdadıma yetişti. Elindeki bir demet karanfilden birini bana verdi. Çok sevindim, liseli arkadaşımın inceliğine.
Yalnızca Galatasaray taraftar grubu Tek Yumruk’un flaması var. “Faşizme karşı kardeşimsin Çarşı!” diye bağırmaktalar. Yıllarca kavga eden taraftar gruplarını Gezi Parkı direnişi, yurt sevgisi birleştiriyor.
Meydan’ın orta yerinde birkaç genç, bayraklarla çevirdikleri, Atatürk fotoğraflarıyla süsledikleri, direniş sırasında ölenlerin fotoğraflarının bulunduğu bir yer hazırladılar. Burası temsili bir mezar gibiydi. Burayı görenler, ellerindeki karanfilleri saygıyla bıraktılar. Kimileri saygı duruşunda bulundu, kimileri de dua okudu. Gezi direnişlerinde yitirdiğimiz Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş ve Mustafa Sarı’ya Tanrı’dan rahmet diliyorum. Onlar, Cumhuriyet şehitleri olarak tarihimizdeki onurlu yerlerini aldılar.
Direnişçilerin amacı, Gezi Parkı’na girip anmayı orada yapmaktı. Karanfiller, oraya bırakılacaktı. Belediyenin yıllarca ihmal ettiği, bakım ve onarımını savsakladığı, bazı ağaçları da söktüğü Gezi Parkı’nda anma yapmak direnişçilerin hakkıydı. İBB, Gezi Parkı’nı çiçeklendirip yeni ağaçlar dikmişti. Halka açılacaktı park güya. Ama halkı sokmamak için parkta yüzlerce polis konuşlanmıştı.
Taksim Dayanışmasının basın açıklamasından sonra polisin, göstericilerin dağılması yolundaki duyurusu işitildi. Topluluk sloganlarla karşılık verdi duyuruya. Gezi’ye girmek için hamle yaptı kalabalık. Polis kalkanları engel oldu. Az sonra TOMA’lar, akrepler hareket etti. Ardından polisler, alanı kuşattı. Direnişçiler, ellerindeki karanfilleri polise attılar. Kimileri TOMA’ları çiçeklerle süsledi. Ama nafile… Buyruk, büyük yerdendi.  Bu sırada alan: “ Polis, halkına ihanet etme!” ve “Polis simit sat, onurlu yaşa!” sloganlarıyla inlemekteydi.
Ne yazık ki polis, karanfillere kıydı. Önce tazyikli suyla sonra biber gazıyla geceyi kâbusa döndürdü. Belki de yaşamında ilk kez zarif bir elden alınan çiçeğin değeri bilinmedi.
Müdahale başladığında Gümüşsuyu tarafındaydım. Arkamdan gür bir çocuk sesi. Arkama döndüm; zayıf, esmer, ufacık bir kız çocuğu bağırmakta. Sesi alanın her yerinde çınlamakta. Belki on, belki yüz kişilik bağırmakta. Bir ara boğaza patlayacak sandım. Yavaşça ona yaklaştım sarıldım, dağılan saçlarını okşadım. Heyecandan bir şey söyleyemedim. Biber gazı atılmadan gözlerim yaşarmıştı bile. Boğazım düğümlendi. Geleceğin Türkiye’si için inancım arttı. Bir süre sonra normale döndüm. Adımı söyledim, tanıştık. Sekizinci sınıfı yeni bitirmiş. Annesi ve onuncu sınıfa geçen kuzeniyle gelmiş Taksim’e. Gecenin ilerleyen saatlerinde ayrıldı bizden. Gecenin karanlığında Dolmabahçe’ye doğru bayrağını sallayarak ve bağırarak kayboldu. Ardından uzun süre bakakaldım. Alan’daki karmaşayı unuttum.
Taksim’in en güzel karanfili, çiçeğiydi o. Tazyikli suya, biber gazına aldırmadan bağırıyordu. O sesi işiten, o güzelliği gören bir polis oldu mu acaba? İşitip gördülerse yüreklerinin bir yanında küçük de olsa bir sızı duydular mı?
Gece eve dönerken gözümün önündeydi. Eve geldim, sesi kulaklarımdaydı. Gecenin puslu ışığında parlayan o iki kararlı gözü hiç unutmayacağım. O gözler, o ses, o elde gururla sallanan bayrak varken Türkiye’de Cumhuriyet yıkılır mı hiç?
                                                                           Adil HACIÖMEROĞLU

                                                                           22 Haziran 2013

2 yorum:

  1. OKURKEN AĞLADIM BİZLER BU,KADAR DUYARLI İNSANLARIZ TÜRK YOPLUMU DENİLDİĞİNDE AKLA DUYARLILIK GELİR.ONLAR TÜRK OLMADIKLARI İÇİN DUYARLILIK OLAMAZ.ONUN İÇİN FİDANLARIN ÖLDÜRÜLMESİ ONLARDA BİR ŞEY İFADE ETMEZ...

    YanıtlaSil
  2. Çok çok güzel bir yazı olmuş. Emeklerinize teşekkürler.

    YanıtlaSil