17 Kasım 2013 Pazar

16 KASIM RASTLANTI MI?

                                           
RTE ve Barzani’nin Diyarbakır’da Türkiye, Irak ve Suriye’nin bölünmesi için el sıkıştığı 16 Kasım günü her hangi bir gün müdür tarihte? Bu tarihin seçilmesindeki tarihsel anlam nedir? Bu soruların yanıtı önemlidir.
Atatürk, Edirne’de komutanı bulunduğu 16. Kolordu ile 15 Mart 1916’da Diyarbakır’a gelir. Doğu Anadolu’nun büyük bölümü Rus işgali altındadır. Mustafa Kemal, 1 Nisan 1916’da Diyarbakır’da tuğgeneral olur. Muş ve Bitlis’i Rus işgalinden kurtarır. Bu nedenle Atatürk, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bir kahraman olarak çok sevilirdi. Diyarbakır, Atatürk için çok önemeli bir kenttir; çünkü Çanakkale’den sonra askeri başarılarının en önemlilerinden birini burada yaşamıştır.
Atatürk, 15 Kasım 1937’de Diyarbakır’a gelir. Halkevi ve orduevini ziyaret eder. Halkevinde orkestra tarafından onuruna verilen konseri dinler ve kısa bir konuşma yapar: “Yirmi sene sonra tekrar Diyarbakır’da bulunuyorum. Dünyanın en güzel ve en modern binası içinde modern, nefis bir müziği dinleyerek insanlığın uygar bir halkı huzurunda, bu halkın evinde... Bundan duyduğum zevk ve saadetin ne kadar büyük olduğunu elbette takdir edersiniz. Bunu kaydetmekle bahtiyarım.” Bu sözlerdeki içtenlik ilgi çekicidir. Sözlerle vurgulanan feodalizmi ortadan kaldıracak olan çağdaş değerlerdir. Atatürk’ün hayranlığını gizlemediği “dünyanın en güzel ve en modern binasında” acaba bugün de “nefis müzik” dinlenebiliyor mu?
Atatürk, bu gezisinde ilgililerle konuşurken ve halka seslenirken sürekli “Diyarbakır” sözcüğünü kullanıyor. Dinleyenler biraz şaşırıyorlar tabi ki.
15 Kasım gecesi, kalabalığa dönerek “Belediye reisi kim?” diye sorar. Reis yerinden kalkarak “ Bendeniz Paşam!” diyerek yanıtlar onu.
Atatürk: “ Diyarbakır’ı çok iyi buldum.”
Reis: “Diyarbekir’imiz sayenizde çok iyi olacak Paşam.”
Atatürk: “Sen Diyarbekir diyorsun, ben Diyarbakır diyorum, hangisi doğru?”
Belediye reisi ve oradakiler: “Diyarbakır!” diye yanıtladılar Atatürk’ü. Sonrasında: “Bugünden itibaren tensip buyurduğunuz isimle şehrin adı Diyarbakır olmuştur Paşam.” Diye sürdürdüler konuşmalarını.
Atatürk: “Tamam, şimdi ben sizlere bu ismi neden koyduğumu anlatayım. Burası hiçbir zaman Bekir’in diyarı olamaz, burası bakırın diyarı olur; çünkü Cenab-ı Allah diyara bakır madenini vermiş, yakınına da keşker taşını vermiş, bakır için lazım olan suyu da vermiş. Onun için burası Diyarbakır’dır.” Bu konuşmadan sonra kentin adı Diyarbakır olur. Kentin feodal bir adla anılması yerine; gelişmenin, ilerlemenin simgesi olan madencilikle adlandırılması önemlidir.
“Yeni Diyarbakır kurulur ve eski Diyarbakır imar edilip bezenirken tarihi değere sahip tek bir eser hırpalanmayacak ve iyi bir surette korunacaktır.” demekte Atatürk 16 Kasım 1937 günü. Modern Diyarbakır’ın tarihsel dokunun korunarak oluşturulması için yol göstermekte. İmar çalışmalarını bizzat yönlendirmekte.
16 Kasım’da Diyarbakır Irak ve İran demiryolunun temeli atıldı. Bölgeyi düşmandan kurtaran Diyarbakırlıların “Sarı Paşası” ulaşım, sanayi, madencilik, imar ve sanat alanlarındaki çalışmalarıyla çağdaşlaşmanın da ışığını yaktı o gün, orada.
16 Kasım 1937’de çağdaşlaşmanın aydınlığıyla feodaliteye, geriliğe meydan okuyan kent; yetmiş dört yıl sonra aynı gün feodalitenin karanlığına, emperyalizmin bölünme projelerine teslim edildi. İrtica ve bölücülük, 16 Kasım tarihini seçerek bir çağdaşlaşma devrimini boğmaya çalıştılar.
Not: Yazılarımın tümüne, http://adiladalet.blogspot.com dan ulaşabilirsiniz.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       17 Kasım 2013


1 yorum:

  1. bu topraklar emperyalizmin projelerine hep direnmiştir...haçlı
    yağmacılarına yine direnecektir...hiç kuşkum yok...

    YanıtlaSil