5 Ağustos 2014 Salı

HAMSİ KOKAN KÖY



Doğu Karadeniz köylerinde sonbahar güzel ve hızlı geçer. Mısır, fasulye, kabak, elma ve kış armutları çabucak toplanır. Çünkü yağışların en uzun sürdüğü mevsimdir. Toplanan ürünler ivedilikle yerleştirilir.

Güz rüzgârları insanı esrikleştiren bir ılıklık taşır. Rüzgâr, en güzel kokuları getirir. Kurumuş sebze, meyve ve ot kokusu insanın başını döndürür.

Kış hazırlıkları bitime yaklaşırken güz yağmurları başlar. Hava kapanır, günlerce açmaz. İnsanlar güneşe özlem duyarlar. Yağmur; tembel tembel, acelesiz yağar. Yağmurların kesintisiz yağması, havayı ılıklaştırır. Hava yavaşça soğumaya başlar. Kış, göz kırpar muzipçe. Bacalar daha yoğun tütmeye başlar. Kışlık giysiler, çıkarılır elma kokulu sandıklardan.

Dağlar, sırt sırta vermiştir adeta. Güneye doğru bakıldığında dağlar, sanki boy sırasına girmiştir. Alçaktan yükseğe doğru sıralanırlar. Dağlardan inen akarsular, evimizin bahçesine oturulunca fark edilirdi. Sular, koyu yeşil örtüyü elleriyle yırtmış gibi sevgilisi denize koşar akar, akar, akardı.

Üç mevsim yemyeşil olan dağlar, kış geldiğinde beyaza bürünür. Kar, önce en arkada kalan, en yüksek dağın tepesine yağar. Gökyüzüne değen başı, ak duvakla örtülür. Ak duvak, onu daha gururlu yapar. Duvağın yanlarından iki kol çıkar ortaya. Önündeki dağı kucaklar, sarılır ona aşkla. Hele kaçamak bir güneşin ışıltısında oluşan ak bulutlar da gelip oturdu mu dağın üstüne görünüm eşsizleşir. Ak duvak büyür, daha da heybetlenir. Aklık, yeşili soğuktan koruyan bir yorgan gibi yayılır tepelerin üstüne...

Bir haftaya kalmaz, kar aşağıdaki tepelerin üstüne de konar ak güvercin gibi. Birkaç hafta sonra dağların tepelerinde ak güvercinler kanatlanır. Arkada bulunan yüksek dağlar tamamen beyaza kesilir. Yaylalar, kar altındadır artık.

Biz çocuklar, her sabah erkenden uyanıp cama koşardık ilk yağan karı görmek için. Bu, bir yarıştı. Karı gören çocuk, zamanın erken olduğuna bakmaz avazı çıktığı kadar karı muştulardı ev halkına. Karın yağması, bir bayram havası estirirdi. Sevinç ve heyecan doruğa çıkardı. Bu bayrama büyükler de katılırdı. İlk yağan karla kartopu oynanırdı eller şişip dudaklar morarıncaya kadar. Ayaklar mı? Onların yazgısı hep aynı olurdu. Ayakkabılar su çekerdi, ayaklar soğuktan uyuşurdu.

Kartopu oyunu bittikten sonra herkes aşhananın başında toplanırdı. Kalabalık ailelerde ateşe sokulmak zorlaşırdı. Küçükler, büyüklerin bacaklarının arasından ellerini, kollarını uzatırlardı ateşe. Az sonra ateşe yakın olanların üzerinden buharlar çıkardı. Keten kokusu yayılırdı ortalığa. Islanan giysiler, böylece kururdu.

Bir şeyler yiyip dinlendikten sonra kardan adam yapmak için dışarı fırlardık. Kardan adam yapılıp bitince kardan kaymak için herkes ne bulursa getirirdi: Leğen, ağaçtan yapılan çamaşır teknesi, talika, muşamba, peyke örtüleri, okul çantası...

Çocukluğumda çay bitkisi yaygınlaşmamıştı daha. Mısır, fasulye tarlaları kışın bomboş olurdu. Kar altında kalan karalahanaların oluşturduğu tümseklere takılırdık kayarken kimi zaman. Çoğu zaman hızını kontrol edemeyen aile bireylerinden biri, tarlanın aşağısından geçen küçük dereye düşüverirdi. Buz gibi sudan çıkarılan kişi, hızla ocağın başına oturtulur, ısınması sağlanırdı. Yaş giysiler hızla çıkartılır. Buz gibi sudan çıkarılan kişinin çenesi takır takır takırdardı. Dişlerin hızla takırdaması yüzünden konuşamazdı bile.

Kış gelince doğaldır ki hamsi de çıkardı piyasaya. Kışın tarımsal ürünü kıt olan bir bölgede, hamsi çok önemli bir besin kaynağıdır. Köyümüzün yolu kışın çoğu zaman kapalıydı. Zaten köyün tek taşıtı da kamyondu. Kamyonun çamurlu yolları aşması oldukça güçtü.

O zamanlar camilerde hoparlör yoktu. Duyurular, caminin tahta minaresine çıkarak yapılırdı. Gür sesli biri “Yalı’ya hamsi geldi.” diye bağırırdı. Duyan, duymayana haber verirdi. Tepelere, vadilere mısır tanesi gibi serpiştirilmiş evler çabucak işitirdi hamsinin geldiğini. Dağınık yerleşim olmasına karşın, iletişim çok hızlı olurdu. Bir haber, evden eve kuş olur uçardı. Köyün bir başından öteki başına anında ulaşırdı haber kuşu.

Genç kızlar, gelinler; delikanlılar, ayağından takati kesilmemiş orta yaşlı erkekler yola koyulurlardı hemencecik. Sepetler, talikalar alınır. Zeytinyağı tenekeleri sepetlerin içine konurdu.

Yalı (Eskipazar) dediğimiz yer nedir ki, topu topuna on, on bir kilometrelik bir yol. Giderken bayır aşağı neşeyle gidilir. Herkes birkaç kasa hamsi alırdı. Kiloyla almazdı kimse Karadeniz’in bu bereketli balıklarını. Kasalar talikalara yüklenir. Sepetle gidenler, hamsi kasasını zeytinyağı tenekesinin içine boşaltır. Hamsiler sırtlanır. Yol uzadıkça yükler ağırlaşır. Çamurlu yokuşlar aşılır teker teker. Evlere ulaşılır akşam kararırken. Hamsiler, bir çırpıda ayıklanır. Evde herkes bir şey yapar. Kendiliğinden bir iş bölümü oluşur.

Nineler, hamsili ekmek yapmak için kolları sıvar. Anneler bakır tavaların içinde mısır unuyla hamsi pişirir. Çocuklar odun taşır ateşe. Yetişkin erkekler, kiremitte hamsi yapmak için bahçede düzenek kurup ateş yakarlar.

Hamsi, pişmeye başladığında kokusu yayılırdı dalga dalga. Bu bir doğa toyudur. Buzdolabı olmadığından hızla tüketilmelidir derya kuzuları. Akşam doyuncaya kadar yenir. Sabahleyin kahvaltıda, akşamdan kızarmış hamsiler ıhlamur ve mısır ekmeği eşliğinde mideye indirilir. Bu nedenledir ki hala bazı sabahlar kahvaltıda balık yerim.

Öğlen olunca hamsili ekmekler çıkar ortaya. Lahana çorbasına arkadaş olur. Lahana yoksa pazarisanın (içyağı ile yapılan bir fasulye yemeği) yoldaşıdır.

Hamsilerin bir bölümü tuzlanarak küplere yerleştirilir yaz için.

Köyde kimin kapısının önünden geçseniz hamsi kokusu kaplar ortalığı. Kış, belki de hamsi yüzünden kazasız belasız atlatılır. İlacın, otacının olmadığı bir yerde hastalıklar uzak dururdu kış mevsiminde insanlardan.

Kışın defalarca Yalı’ya hamsi almaya gidilirdi. İnsanlar hamsiyi taşımaktan da yemekten de bıkmazdı. Her seferinde yeni bir lezzeti tadıyormuş gibi coşkuyla oturulurdu sofralara. Hamsi kokusu, kötü ruhları kovardı sanki köylerden.

Hamsinin karaya vurduğu devirlerdi o zamanlar. Denizler kirletilmemiş, balıklar zehirlenmemişti daha. Balık balık kokardı. Deniz cömert bir ana gibi beslerdi çocuklarını. Poyrazlar delişmen, lodoslar ılıktı. Toprak, kimyasal gübrelerle tanışmamıştı henüz. Geceler uzundu, hem de çok. Ay ışığında yıldızları yakalamaya çalışırdık.

Akşam oldu mu, elektriksiz köylerimiz kış geceleri ay ışığında karın parıldamasıyla aydınlanırdı. Sabah kuşlarla yarışırdık yataktan kalkmak için. Genellikle güneşten önce doğardık sabahlara.

Şimdi ağzımızın tadı mı bozuldu; yoksa balıklar mı eski lezzetinde değil? Koskoca kış geçmekte doludizgin, ağız tadıyla bir hamsi yiyemiyoruz. Hamsiyi kokutmamak için özel çaba göstermekte herkes. Kokarsa kötü bir şey olacakmış gibi köşe bucak saklanmakta hamsiler. Evlerde kızartmak çoğu zaman mümkün olmuyor. Dışarıda yenildiğinde ise varılmıyor tadına.

Çocukluğumun hamsi kokan köylerini özledim. Dizimizdeki dermanı, beynimizdeki erkeyi veren o hamsiler değil miydi? Karlı, çamurlu dik yamaçları bize aşıran hamsi değil miydi?

Zaman zaman Karadeniz kıyılarına gider dalarım düşlere. Azak’tan kopup gelen hamsilerin sudaki yolculuklarını düşünürüm. İnsanların çölleştirmekte olduğu Karadeniz’e yüreğim yanar derinden derinden. İnsanoğluna bin bir bereketi sunan bu denize yapılan vefasızlığı düşündükçe kahrederim. Ey doğa ana! Ey uçsuz bucaksız umman! Sen çölleşmeyi hak ettin mi?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           4 Ağustos 2014
                                              


3 yorum:

  1. Ya üstat çok damardan oldu yazınız. Gittim geldim memlekete. Ne yazık ki unuttuğumuz tatlar ve de keyifler. Geri gelmesi olanaksız gibi. Yazık gerçekten.

    YanıtlaSil
  2. Doğu Karadeniz yöresinin kış mevsimine geçişi ; kış hazırlıkları ; ilk karın verdiği heyecan ve karlı eğlenceler ne güzel anlatılmış bu anı da ! Çevreyi betimleme tümceleri de sanatlı , imgeli güzel bir biçemle karşımızda :
    ''' Gökyüzüne değen başı, ak duvakla örtülür. Ak duvak, onu daha gururlu yapar. Duvağın yanlarından iki kol çıkar ortaya. Önündeki dağı kucaklar, sarılır ona aşkla. Hele kaçamak bir güneşin ışıltısında oluşan ak bulutlar da gelip oturdu mu dağın üstüne görünüm eşsizleşir. Ak duvak büyür, daha da heybetlenir. Aklık, yeşili soğuktan koruyan bir yorgan gibi yayılır tepelerin üstüne...'' İşte bu tümcelerde görülen titiz dil kullanımı tüm yazılarında var A. Haciömeroğlu'nun. Bu anıda HAMSİ ; geçmişteki güzel , doyumsuz tadı ile , türlü pişirme yöntemleriyle yazının başlığında da yerini bulmuş. Geçmişteki kirletilmemiş doğaya ve denize özlemi de yüreklerimize kazımakta bu yazı . Teşekkürler Sn. A. Haciömeroğlu
    ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil
  3. Adil bey merhaba..
    Oralarda doğmamış, yaşamamış biri olmama, talika ve pazarisanın ne olduğunu bilmememe rağmen, yazdıklarınızı kalbimin derinliklerinde hissettim. -2,5 yıldır rahatsız olan anneciğime sorsam da cevap alacağıma emin değilim-
    Annemin, yaşamından örnekler vererek anlattıklarını, bu yazınızda tekrar, tekrar boğazımda bir yumru ile okudum..
    Dediğiniz gibi maalesef, artık çoğu evde hamsi kızartılmıyor.
    Şanslı bir kuşaktık, o yoktan var eden annelerimiz sayesinde, mahrum kalmadık biçok şeyden.. Biz de ondan gördüğümüz gibi fasulye turşularını, hamsi tuzlamalarını eksik etmiyoruz yaşamımızdan..
    Elbette eski tatlarını hafızalarımızda yaşayarak..
    Şükran Balekoğlu Yamak

    YanıtlaSil