3 Eylül 2014 Çarşamba

EN BÜYÜK ASKER, BİZİM ASKER


Sıcak bir yaz gecesi... Poyraz, hafif esintileriyle serinletmekte geceyi. Saat yirmi üçü geçmekte... Gece sessiz... Gece yorgun...

Gökyüzü aydınlık, pırıl pırıl... Ay, ilk dördünde... Ay ışığı denizi sarıya kesmekte... Yıldızlar kent ışıklarının azaldığı yerlerde göz kırpmakta insanlara, ağaçlara, otlara, martılara, balıklara, köpük köpük denize...

Bisiklete binen, koşan, köpeklerini gezdiren, patenle kayan, yürüyen, denize karşı oturarak derin hayallere dalanlar, yeşilin dayanılmazlığının ortasında mavi deryayı izleyenlerle dolu kıyı.

Bostancı iskelesine gelmeden trafik ışıklarından sola sapıyoruz. Sokağın loşluğunda yavaşça yürümekteyiz. Önümüzden kediler kaçışıyor. Sokak tenha... Tek tük insanlar geçip gitmekte... İnsanı fazla yormayan yokuşu geçip sağa dönünce arabaların korna sesiyle irkiliyoruz. Ardından gençlerin bağrışları doldurmakta tüm mahalleyi: “En büyük asker bizim asker!”

Gençlerin bazıları arabaların camlarından sarkmakta. Hemen hemen hepsinin ellerinde, arabalarında Türk Bayrağı var. Kimisi bayrağı şal gibi örtünmüş. Kimi genç kızların saçları, kırmızı beyaz renklerle bezenmiş. Araba kafilesinin ortasında bir minibüs. Minibüsten davul zurnanın coşkusu işitilmekte... Gençlerin coşkusu bir an olsun azalmamakta...

Yolun kıyısında durarak alkışlamaya başlıyoruz. Gençler alkışı görünce daha çok bağırıyorlar. Biz de katılıyoruz onlara... En büyük asker, bizim asker! Balkonlardan uykulu insanların alkışları geceyi şenlendirmekte...

Askere gidecek gençleri, diğerlerinden ayırt etmek olanaksız. Yalnızca yüzleri değil, gözlerinin içi gülmekte. Yanlarındaki genç kızlar gururlu. Kimi kız kardeş, kimi yavuklu, kimi de mahalle arkadaşı...

Mahallenin bıçkın gençleri sıralarını beklemekteler. Bir gün onlar için de kornalar çalacak, davullar dövülecek, zurnalar en kıvrak oyun havalarını içi hüzün dolu bir ezgiyle üfleyecek, kızlı erkekli arkadaşları “En büyük asker, bizim asker!” diyerek onları da uğurlayacaklar yurt hizmetine.

Kimsenin gözlerinde korku, kaygı yok! Tersine kutsal bir görevin düğünü, coşkusu var.

Eğer hâlâ Türk Ulusu, askere gitmeyi bir şenlik, coşku, düğün olarak düşünüyorsa bu vatan tutsak edilip bölünemez.

Hâlâ genç kızlar sevgililerini, kardeşlerini, analar oğullarını davul zurna ile askere uğurluyorlarsa Türkiye’ye göz dikenler korkmalı bundan.

Hâlâ asker adayları, güle oynaya koşuyorlarsa peygamber ocağına dostlar ağlamasın, düşmanlar korksun.

Araba kafilesi, sevinç çığlıklarıyla uzaklaşıp gitti. Sevinçli, mutlu, dalgın, coşkuluyuz. Yüzlerimizde gururlu bir gülümseme... Ayaklarımız eve girmek istemiyor. Kulaklarımızda gençlerin coşkulu sesleri ve davulun ritmi.

Gece, üzerimize şefkatli bir yorgan gibi... Yatağıma uzandığımda askere giden gençlerin gülümseyen gözleriyle kucaklaşıyorum. “En büyük asker, bizim asker!” sözündeki özgüvenle kendimi uyku meleğinin kollarına bırakıyorum. Düşümde sabaha kadar bağırdım hep: “En büyük asker, bizim asker!” diye.
                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               3 Eylül 2014

2 yorum:

  1. Ülkemizde vakti gelenin askerliğe gidişi , onun uğurlanışı mutlu bir düğün havası oluşturmakta. Ailenin , yörenin övünç kaynağıdır ; bundandır ki davul zurna eşliğinde kutlanır askere gidiş. Anadolu insanı , askerlik görevini böyle kutsal görür ; yurt severliğin gereği ve ölçüsü sayar askerliği Askere gidenler ; mahalle ve okul arkadaşlarınca , yavukluların ve akrabaların da yer aldıkları bir toplulukça uğurlanır . Sevinçli , mutlu gençler : '' EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKER '' haykırışlarıyla çınlatır ortamı. Ülkemizin birlik be bütünlüğü , savunması için ne büyük güçtür bu !.. Konu , A. Haciömeroğlu'nun sürükleyici , akıcı anlatımıyla sunulmuş bizlere. Teşekkürler!
    ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil
  2. En büyük asker bizim asker!!!

    YanıtlaSil