1 Ekim 2014 Çarşamba

TUTUCULUK BAŞ DA KESER, YAKAR DA


IŞİD, kendi gibi düşünmeyenleri ya da düşman bellediği kişilerin başlarını kesmekte. Hem de başları kesilen insanları, videoya çekip görüntüleri yayımlamakta. Tabi insanlar, bu görüntüleri izlediklerinde dehşete kapılmaktalar.

İslam coğrafyasında ya da Hıristiyan dünyasında vahşice öldürme olaylarını ilk kez IŞİD mi yaptı acaba? Daha önce benzer öldürme olayları görülmedi mi hiç?

Dünyanın neresinde olursa olsun dinci tutucular, akla gelmez şiddetin uygulayıcısı oldular. İnsanlara acı çektirerek öldürmeyi bir marifet saymakta dini-dar tutucular tarihin her döneminde.

 Avrupa’da cadıların, vebalıların canlı canlı ateşte yakılmaları belleklerden silinmemiştir.

Hitler’in Yahudileri fırınlarda yakmasının üzerinden yüz yıl bile geçmemiştir. Uygarlık ve demokrasi şampiyonluğunu kimseye bırakmayan Avrupa için bir yüz karasıdır bu.

Kafa kesmeye gelince...

Avrupa’da, yüzyıllar boyunca giyotinlerde kafalar uçuruldu. Bu vahşetin çoğu din adına yapıldı.

Suudi Arabistan’da ölüm cezaları kafa kesilerek infaz edilmekte. Bugüne kadar bu yolla başı kesilen kişi sayısı, IŞİD’le yarışacak durumdadır.

Gelelim tutucuların Türkiye’deki vahşetlerine...

Dini-dar bir tutucu örgütün insanları, domuz bağıyla işkence ederek öldürdüğünü henüz unutmadık. Bu vahşeti, din adına yaptıklarını söylediler işin faili olan tutucular.

Kahramanmaraş’ta insanların gözlerini oyarak ya da akla hayale gelmeyecek işkenceler yaparak öldürenler de kendilerini dinin kılıcı sananlardı.

Sivas Madımak’ta aydınları diri diri yakanlar da İslam adına bu cinayetleri işlediler.

Yukarıdaki örnekleri çoğaltabiliriz. Birkaç çarpıcı örnek verdik yalnızca. Dünyanın neresinde, hangi dinden olursa olsun dini-dar tutuculuk benzer yöntemlerle katliamlar yapmakta. Kendilerini Tanrı’nın yerine koyarak cezalandırmaktalar.

Din, günümüzde siyasetin aracı durumuna getirilmiş. Kitleleri en kolay kandırma yolu bu. Her şey dinsel görüşlere dayandırılarak açıklanmakta. Toplum yaşamı dine göre düzenlenmekte. Böyle olunca tutuculuğun ortaya çıkması kaçınılmaz olmakta.

İslam ülkelerinde çağdaşlaşma devrimleri olmadan bu tutuculuktan kurtulmak olanaksız.

Özgür bireyler olmadan tutuculuk son bulmaz. İslam dünyası katı bir Ortaçağ yaşamakta. Aşiret, tarikat, siyasal İslamcı oluşumlarıyla... Bilgisizlik, bilim karşıtı olmak kabul görmekte ne yazık ki...

İslam dünyasında şu anda yaşananlar, zifiri karanlık bir gece gibi... Tan vaktinin aydınlanmasının muştusudur bu sancılar. Dünyanın önemli bir bölümünün sonsuza dek karanlıkta kalması düşünülebilir mi?
                                                                                  Adil Hacıömeroğlu

                                                                                  1 Ekim 2014

2 yorum:

  1. Sonsuza kadar karanlıkta kalınmaz tabi ama atı alan Üsküdarı geçiyor, bugün herşey düzelse arada kaç yıllık bilim ve kültür farkı var

    YanıtlaSil
  2. Hırsızlığın da her türlüsü din maskesi altında yapılıyor. Doğa katliamları da. Din din din. Yasadışı her şey dinle maskeleniyor.
    "Tan vaktinin aydınlanmasının muştusudur bu sancılar. " diyorsunuz da umut göremiyoruz maalesef. Saygılar.
    Mustafa DURU

    YanıtlaSil