30 Aralık 2014 Salı

KUŞLARIN ORTAK SOFRASI


Soğuk, yağışlı bir İstanbul sabahı. Karla karışık yağmur yağmakta nazlı nazlı. Rüzgâr savurmakta sulusepken yağışı. Caddede arabaların düdükleri sinir bozucu. Kahvaltı hazırlamaktayız. Çayları doldurdum cam fincanlarına.

Masaya oturmak üzeriyim. Balkonda kuş cıvıltıları. Saksıları eşelemekteler ivedi devinimlerle. Havanın yağışlı olması nedeniyle kuşların payına düşen ekmekleri ve buğdayı koymadım saksılara. Bu sabah kuşlar yağış engeline takılıp çıkıp gelmezler, diye düşündüm.

Kahvaltı masasına oturmaktan vazgeçtim. Biriktirdiğim ekmek parçalarını ve buğdayları balkondaki saksıya özenle koydum. İşim bitince çabucak içeri girdim. Perdeyi ve tülü sonuna kadar açtım. Sofraya oturdum. Yüzüm balkona dönük. Kahvaltıma başladım. Bu arada çayım ılımış hafiften, Olsun...

Yavaşça kahvaltımı yapmaktayım. Kuşlar, saksıya üşüştüler. Serçeler, sığırcıklar, kumrular, güvercinler... Hepsi sofraya ortak. Fazlaca itişme kakışma, birbirlerini gagalama yok! Ufacık serçeler, Kumruların ve güvercinlerin gövdelerinin altında yavrularıymış gibi sokulmaktalar ekmek kırıntılarına.

Koca saksıda onlarca can... Barış içindeler... Kavga yok, gürültü yok! Tersine sevinç egemen saksıdan oluşmuş sofrada. Cıvıltılar alıp götürmekte insanı hayal dünyasının en derinine.

En ivedi davrananlar sığırcıklar. Çabucak yemekteler... Birden aynı anda kanat çırpıyorlar gökyüzüne. Üç beş metre yükseldikten sonra yeniden hep birlikte saksıya üşüşmekteler. Serçeler, güvercinler ve kumrular; sığırcıklar sofraya geldiklerinde adeta onlara yer açmaktalar sağa sola çekilerek.

Her kuş, yalnızca yemekle meşgul. Hiçbiri kanadının altına yiyecek saklamamakta. Yine hiçbiri bir yerlere yiyecek taşıyıp saklamamakta. Herkes gereksinimi ölçüsünde tüketmekte.

Bir yandan kuşların toyunu izlerken bir yandan da kahvaltımı yapmaya çalışıyorum. İyice dalmışım balkondaki barış, dostluk gösterisine. Tabağımdaki, yiyeceklere bakmıyorum bile. Yavaşça karnımı doyurmaktayım. Çatalımı görmediğim yiyeceklere batırıp yemekteyim.

Cıvıldaşmaların kumru ve güvercin sesleriyle büyük bir orkestra oluşturduğu uyum ve barış sofrasına, martının geniş kanatlarının gölgesi düştü birden. Martı önce bir tur attı saksının üzerinde. Sonra hızla bir dalış yaptı saksıya. Önce ayaklarını saksının kenarına koydu. Ardından kanatlarını kapayarak koca gagasıyla ekmeklere saldırdı. Büyük lokmalarla yutmaya başladı ekmekleri. Birkaç dakikada ekmeklerin çoğunu mideye indirdi. Birinci martıyı, diğerleri izledi. Büyük bir kavga başladı. Kuş cıvıltılarının yerini, martı ciyaklamaları, haykırışları aldı.

Martının saksıya yaklaşmasıyla serçeler, sığırcıklar, güvercinler ve kumrular kaçışıverdiler sağa sola.

Serçeler, balkonun yanındaki fıstık çamının yaprakları arasında yitiverdiler.

Güvercinlerle kumrular, ev pencerelerinin kuytuluklarında nöbete durdular derin homurtularla. 

Sığırcıklar, hızlı bir kanat çırpışıyla havada top yumağına döndüler önce, sonra yay gibi yaylandılar sağa sola, öne arkaya. Sığırcık kümesinin ortası şişkinleşti, ardından topluca yükseldiler gökyüzüne. Bir balonun şişip inmesi gibi hareketlerle gözden yitiverdiler.

Martıların çığlıkları arasında elim fincanıma gitti. Çayım buz gibi olmuştu. Kahvaltım, anlamını yitirmişti. Ağzımın tadı kaçtı. Neşem, derin bir üzüntüye dönüştü. Lokmalar, çiğnedikçe ağzımda büyümeye başladı. Yerimden kalkıp balkonun kapısını açtım. Martılar, uçuşuverdi. Çam ağacının koyu yeşilinin derinliklerinden serçelerin cıvıldaşmalarını işitmekteyim. Saksı, sinip süpürülmüş. Geride hiçbir şey kalmamıştı.

Dostluk sofrası birden dağıtılmıştı. Güçlü, güçsüzün ekmeğini almıştı hoyratça. Oysa sığırcıklar, kumrular ve güvercinler ufacık serçelerin hukukuna saygı göstermişlerdi. Aynı sofranın eşit üyeleriydiler neşe içinde. Yaşamda böyle değil mi? Doymak bilmeyen bazıları dostluk sofralarını silip süpürmüyorlar mı? İnsanların lokmalarını mideye indirmiyorlar mı arsızca?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           30 Aralık 2014


                                                                                                            

2 yorum:

  1. İkram edilen yiyecekleri dostlukla , kavgasız gürültüsüz , gereksinimleri ölçüsünde yemekteler kuşlar. Serçeler , kumrular , güvercinler , sığırcıklar . Paylaşımın , dostluğun güzelliğini düşündüren bu görünüm , güçlü martıların saldırısı , ortak sofrayı kendi egemenliklerine alışı ile yok ediliyor. Dünyamızdaki sömürü düzenini , emperyalist eylemleri anımsatıyor bu görünüm.. Sayın A. Haciömeroğlu'nun akıcı dili , sürükleyici biçemiyle bizlere sunulmuş bu güzel yazı.. Teşekkürler !
    ÖZGEN KARA

    YanıtlaSil
  2. Kuşlar yem biriktirmezler, her sabah rızıklarını ararlar bulunca da paylaşırlar , insanlar ise paylaşmaz ve biriktirirler, o kadar çok biriktirirler ki, ruhsal dengeleri bozulur, ya kaybedesek korkusu hayatlarına egemen olur, ve kurtlaşırlar, insan olur insanın kurdu, dünya olur kurtlar sofrası..

    YanıtlaSil