24 Temmuz 2014 Perşembe

İSRAİL UÇAKLARINA YAKIT SATAN KİM?


22 Temmuz 2014 tarihli Aydınlık gazetesi iki önemli habere imza attı. Bu haberler nedeniyle gazete çalışanlarını kutluyoruz. Çünkü halkın gerçekleri öğrenmesini sağladılar...”

Birinci haber, “İsrail’e Jet Yakıtının İhracı TÜİK Belgelerinde” başlığını taşımakta. Bu haber önemlidir. Çünkü devletin kurumunun belgesiyle AKP hükümetinin söyledikleri yalanlanmakta.

Aydınlık, daha önce de İsrail’e jet yakıtı satıldığını yazmıştı. Bu sava Enerji Bakanı Taner Yıldız “Biz Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak herhangi bir petrol ve herhangi bir jet yakıtı satışını İsrail’e gerçekleştirmiş değiliz. Transit satışlar var, Türkiye’den başka firmaların, ülkelerin yaptığı. BTC’den yüklenen petrolün gittiği onlarca ülke var. Bunu BP satmış olabilir, herhangi bir firma satmış olabilir. “ demekte. Aslında bu sözler açık bir itiraf.

BTC, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı demek. Boru hattının musluğu Ceyhan’da kimin elinde? Türkiye’nin... İhracatçı firmanın adı, uyruğu ne olursa olsun eğer BTC kaynaklı bir ürünse Türkiye’den satılmıştır.

TÜİK’in 2014 verilerine göre 124.562 kg. jet yakıtı İsrail’e satılmış. Bu konu derinliğine araştırılsa satılan yakıtın bu kadar olmadığı da görülür.

İkinci haber “Petrolü İsrail’e Türkiye ile sattık” başlığı taşımakta.  Barzani yönetiminin yayın organı Rudaw gazetesi bu itirafı yapmakta. Kısacası hem TÜİK hem de AKP’nin kaçak petrol ortağı Barzani cephesi, İsrail’e petrol satışının yapıldığını söylemekteler.

Her konuda bilgi sahibi olan(?) RTE, petrol satışı konusuna değinmese olmazdı. 22 Temmuz günü yaptığı grup konuşmasında İsrail’e petrol satışına değindi başbakan.

“Buraya İsrail’in uçağı gelir ve havalimanından kendi yakıtını alır. Bu, her ulus için, gittiği ülkelerde orada bakımını yaptırır, yakıtını alır ve ondan sonra yoluna devam eder. Eğer bunu İsrail’e jet yakıtı vermek olarak takdim ediyorsanız, buna söyleyecek bir şeyim yok. Aynı şekilde her hafta bizim kırkı aşkın uçağımız da Tel Aviv’e gidiyor ve onlar da oralardan yakıtını alıyor.” Demekte RTE. Bu gelen İsrail uçaklarının niteliği nedir? Yolcu uçağı mı, askeri uçak mı? RTE, bu ayrıntıyı açıklamamış. Eğer askeri uçaksa bunlar, sık sık bizim havaalanlarımızda ne işleri var?

İsrail’e satılan jet yakıtından söz edilmekte. RTE ise havaalanlarına gelen uçaklara verilen yakıtlardan söz ederek her zamanki gibi konuyu bulandırıp saptırmakta. Yine halkı yanlış bilgilendirmekte. Ancak bilgilendirirken de üstü kapalı itiraflarda  bulunmakta. Nedir bu itiraf? Hangi nedenle olursa olsun İsrail’e uçak yakıtı satılmış. Satışı kabullenerek halkta ters algı yaratma yolunu seçmiş RTE.

AKP’lilerin Gazze’ye ağlaması yalancıktandır. İsrail savaş uçaklarına yakıt satacaksın... O uçaklar gidecek Gazze’deki zavallı Filistililerin evlerini bombalayıp başına yıkacak... Sen de bu ölen Filistinlilere ağlayacaksın... Yok, böyle bir şey! Yoksa AKP’liler, savaş uçaklarına yakıt sattıkları akıllarına gelince vicdan azabı çektikleri için mi ağlıyorlar? Kendi kendilerine “Bu çocuklar bizim yüzümüzden öldü. Biz, İsrail savaş uçaklarının yakıtını sağlamasaydık, Filistinli siviller ölmezdi.” mi demek istemekteler? Hiç sanmıyorum böyle olduğunu.

AKP’lilerin Filistin’e ağlamaları, seçmenleri kandırmak içindir. Onların karşısında vicdanlı adamlarmış gibi görünmek amacındalar. Kısacası oy devşirmek için timsah gözyaşları dökmekteler. Ancak halk, uyanmaya başladı. AKP’nin halkı kandırması gittikçe zorlaşmakta. Gerçekler, bir bir ortaya çıkınca yapacak bir şeyleri kalmıyor. Çok yakında yalanlar üzerine kurulan bu fos yapının çökeceğini hep birlikte göreceğiz.
                                                                       Adil Hacımeroğlu

                                                                       23 Temmuz 2014

22 Temmuz 2014 Salı

ERDOĞAN, BÖLÜCÜLÜKTE SINIR TANIMIYOR


Erdoğan, Türkiye’yi yönetmeye başladığından beri halkı hep kutuplaştırdı. Kendisine oy verenlerle vermeyenler arasına hep kalın duvarlar ördü. Her iki kesim arasına hep düşmanlık tohumları ekti. Her fırsatta, siyasal kışkırtmada bulundu. Haziran Direnişi sırasında, “yüzde elliyi evlerinde zor tuttuğunu” söyleyerek halkı kavgaya çağırdı. Allah’tan, Türk halkı sağduyulu davranarak RTE’nin kışkırtmasına uymadı.

Türkiye’de halkı bölmeyi başaran RTE, bu kez komşulara el attı. Önce Suriye’ye yöneldi. Etnik ve dinsel ayrılıkları körükledikçe körükledi. Bu konuda en büyük yardımcısı Davutoğlu oldu. Her türlü yolu, yöntemi kullanmalarına karşın, Suriye daha çok birleşti Esat önderliği altında. İthal teröristler getirdiler dünyanın dört bir yanından Suriye’yi mahvetmek için, yine ulaşamadılar amaçlarına.

Suriye’de hüsrana uğrayan Erdoğan ve yandaşları Irak’a el attılar. ABD işgaliyle paramparça olmuş Irak’ı, Maliki yönetimi zor savaşımlardan sonra bir araya getirmek üzereydi. Erdoğan ve yandaşı Haçlı ittifakı; baktılar ki Irak birleşmekte, hemen ithal teröristler gönderdiler oraya. Musul, Kerkük oldubittiye getirilip işgal edildi. Irak’ı kuzeyden kemirmeye başladılar. Buna karşın Maliki, ülkesini birleştirme savaşımını kararlılıkla sürdürmekte. Yakında bu bölücü girişimin de amacına ulaşmadığını göreceğiz.

Erdoğan ekibinin hedefinde bu kez Filistin var. Hani, emperyalist vampirlerin bir türlü kana doymadığı Filistin... Yıllarca FKÖ’nün önderliğinde bütün Filistinli gruplar, birlik içinde savaşımlarını sürdürdüler. Ne zaman ki ortaya HAMAS çıktı, birlik bozuldu. HAMAS, önce silahı El Fetih’e doğrulttu. Gazze’yi yönetimi altına alarak Batı Şeria’daki ana gövdeden ayrı davrandı. Filistin hareketine çift başlılık görüntüsü verdi HAMAS. Tabi, bu durum Filistin davasına zarar verdi, uluslararası destek azaldı.

Aylardır FKÖ ile Hamas arasında arabulucular mekik dokudu. Her iki örgüt arasında görüşmeler yapıldı. Hamas, Filistin hükümetine katılma kararı verdi. Bu durum, en çok ABD ve İsrail’i rahatsız etti. ABD-İsrail rahatsız olur da RTE bu duruma sessiz kalabilir mi? Kalamaz... O da elinden geleni yapmalıydı bu birliği engellemek için...

İsrail’in Gazze’ye saldırısı başlayınca Filistin hükümetinin isteği üzerine Mısır devreye girdi ve ateşkes kararı alındı. Hem Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas hem de HAMAS’ın siyasi büro üyesi Musa Ebu Marzuk, Kahire’de görüşmelere katıldılar. Bu durum, RTE ve Katar’ı harekete geçirdi. Tabi, ABD’nin isteği üzerine. HAMAS lideri Halid Meşal devreye sokularak ateşkes reddedildi.

Ateşkesin olmaması üzerine Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri, Türkiye ve Katar’ı “komplo kurmakla” suçladı. Bu suçlama, Türkiye’nin uluslararası planda geldiği durum açısından acı vericidir. Ateşkes, mazlum Filistinlilerin ölmesini, acı çekmesini önleyecekti. Oysa şimdi... Her gün Gazze’ye bomba yağmakta, insanlar yaralanmakta, insanlar ölmekte... Peki, bu durumun sorumlusu yalnızca İsrail mi?

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi var. RTE kendince mazlumun dostu olduğunu anlatacak, oy devşirecek. İsrail vuracak, Filistinli ölecek, Gazze yıkılacak... Erdoğan da sahte gözyaşlarıyla ağlayacak, kürsülerde bağırıp çağıracak. İsrail’e kafa tutacak. Amacı 10 Ağustos’a kadar durumu idare etmek. Ölen öldüğüyle, kalan da acısıyla kalacak.

RTE ve Katar Emiri, ateşkesi bozarak hem Filistin’in birliğini engellediler hem de HAMAS içinde ayrışmanın tohumunu ektiler. Böylece RTE, bölücü, ayrıştırıcı tavrını Filistin’e de taşıdı. Ayrışmanın, bölünmenin olduğu yerde kan ve gözyaşı da olur. Peki, RTE bu ayrıştırıcı tavrı neden gösterdi? Neden olacak? BOP eşbaşkanı olunca insan, ayrıştırır da böler de... Zaten görevi bu...
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           21 Temmuz 2014


20 Temmuz 2014 Pazar

GÜRÜLTÜ YAPMAKTAN ZEVK ALINIR MI?


Gecenin yarısı... Hava sıcak mı sıcak... Yüksek nem, sıcağı çoğaltmakta. Evin tüm pencereleri sonuna kadar açık. Rüzgâr esmiyor. Kuş tüyü kadar hafif tüllerde en küçük bir devinim yok!

Yorgansız yatak, terden sırılsıklam... Zorla uyunan uykuyu, yapış yapış olan yastık kılıfı bozmakta. Önce ters çeviriyorum yastığı. Yeniden uykunun kollarındayım.

Güzel düşler görmekteyim. Düşlerimin hepsinde güzel insanlar var. Ya bir imecedeyiz ya da derin söyleşilerin esrikliğinde...

Terden ıslanan yastığım, uyandırıyor beni. Hemen yedeğiyle değiştiriyorum ıslak olanı. Geceyi dinliyorum uzun uzun. Martılar çığlık atmada yıldızlara. Bir köpek havlamakta amaçsızca. Sesi, yorgun... Birden kedi miyavlamaları bölüyor sessizliği. Kediler savaşı bu... Sanırım birbirlerinin alanına tecavüz ettiler. Kovalamaca bitince miyavlama sona eriyor. Havlamalar, kesik kesik... Arada insan sesleri gelmekte caddeden. Yaşam, gecenin ortasında tüm bileşenleri ile sürmekte...

Köpek, kedi, martı, insan seslerinin gölgesinde uyumaya çalışıyorum. Yeniden düşlerin mutluluk bahçesinde koşmaktayım. İlkokul arkadaşlarımla top oynamaktayım kan ter içinde, bir dere kıyısında. Yemyeşil bir düzlükte çocuk çığlıkları, dağların eteklerinde yankılanmakta. Top oynayan bedenlerimiz yorgun düşünce dereye koşuyoruz. Derenin berrak suyundan avuç avuç, kana kana içiyoruz. Avuçlarımız yetmeyince kafalarımızı daldırıyoruz suyun serinliğine.

Derenin çağıltısında su içerken geceyi yırtan bir motor sesi. Egzozdan çıkan boğucu ses beni düşümden uyandırıyor. Su içtiğim mutluluk pınarı kuruyuveriyor. Yanı başımdaki sevinç çığlıkları yitiveriyor. Derenin sessizliği egzozun barbarlığına yeniliyor.

Tam da acayip sesli otomobil geçip gitti deyip sevinirken ve uykunun kollarına kendimi bırakırken bir klakson sesi. Geceye meydan okurcasına uzun uzun çalıyor. Martılar şaşkın, kediler ürkek, köpekler hırçın... Klakson sesi, susmuyor bir türlü...

Yerimden fırladım. Açık camdan uzattım kafamı. Klakson çalan sürücüye, en uygun sözü bulmaya çalışıyorum. “Ayı!” diyecektim, dilimin ucuna geldi. O öfkeyle birden usuma geldi. “Ayı, klakson çalmaz ki...” dedim kendi kendime. Vazgeçtim.

Klakson sesi yeniden başlayınca bu kez “ Eşek!” diye bağıracaktım. “Yapma!” dedim, “Dünyanın yükünü çeken bu hayvancağızın ne suçu var?” diye geçirdim içimden. “Hem zavallı eşeklerin bunca yüke karşın sesleri çıkar mı hiç? Çıkmaz.” O zaman ne diye bu güzel ve özverili hayvancıkları bu işe bulaştırayım?

Klakson çalan sürücü uzaklaştı arabasıyla. Ben de arkasından bakakaldım. Yapacak bir şey yok! Yeniden uyumak için yatağıma yöneldim. Bir otomobilden son günlerin moda şarkılarından birini söyleyen bet sesli bir erkek avazı çıktığı kadar bağırmakta. Müzik çaların sesi sonuna kadar açılmış. Çalan müzik değil... Bir gürültü tufanı, geceyi tutsaklaştırmakta...

Ben, yine camdayım. Söyleyecek söz bulamıyorum. Sözcükler arasından seçim yapmak çok zor. Böyle kişilerin doğuranına, doğurtanına söz söylemek yakışmaz. Benim böyle bir alışkanlığım yok! Zaten Cumhuriyet ahlakı olan biri, böyle sözleri kullanmaz. Hele insan olana hiç yakışmaz küfür! Hem nereden bilecek doğuran ve doğurtan, bu çocuğun böyle yapacağını?

Gürültü yaparak adam olduğunu sananlar var. İnsanları rahatsız ederek keyiflenen zavallılar dolaşmakta kentlerimizde. Özgüveni düşük zavallılar, dört tekerleğin üstüne çıktıklarında sahte bir yürekliliğin tutsağı olmaktalar. Gürültü yapmayı, ilkel savaşçıların naraları gibi algılayan gelişmemiş insansılara rastlamak olası adım başında.

Sürekli ezilerek, horlanarak, aşağılanarak yetişen biri; öfkesini toplumdan çıkarmak istemekte. Becerileri olmayan, yeteneksizliğinin farkında olan kimileri gürültü yapmayı yetenek ve beceri sanmakta. Mutsuzluğunun sorumlusu olarak toplumu görenler, diğer insanlara rahatsızlık verdiklerinde kin duygularını biraz olsun yatıştırmaktalar.

Dünyada insandan başka hangi canlı, bilerek diğer türdeşlerini rahatsız eder? Başkaların mutsuzluğundan mutluluk çıkaran bir canlı türü var mıdır acaba?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           20 Temmuz 2014


19 Temmuz 2014 Cumartesi

BOP’ÇULUK MU, SOLCULUK MU?


Gazze, yıllardır İsrail kuşatması altında. Yiyecek, içecek, giyecek, ilaç... yaşamsal tüm gereksinimlerin girmesi yasak! İnsani yardımların ulaşması, İsrail’in iznine bağlı. Gazze, bir açık hava hapishanesi...

İsrail; Gazze’ye hava, kara ve denizden ölüm yağdırmakta. Çocuk, kadın, yaşlı, hasta demeden katletmekte...

Uygar dünya(!) dediğimiz ülkeler katliama sessiz...

İslam dünyası başını kuma gömmekte... Yaptırım gücünün farkında değil. Ne yazık ki dost bildikleri düşman, düşman bildikleri dost. Kendi kardeşiyle kavga etmeyi, beceri sanan bir bölünmüşlüğün çıkmazında Müslüman toplumlar.

İsrail’in Gazze’ye saldırısına değişik ülkelerden farklı tepkiler gelmekte...

ABD, “terörizmle savaş” diyerek İsrail’in yanında. Zaten tersi beklenemez.

AB: “İsrail’in kendini savunma hakkı var.” diye açıklama yapmakta. Eee, dünün sömürgecileri, tek dişi kalmış canavarları mazlum Filistin’in yanında yer almaz ya... AB ülkeleri, sosyal demokrat, liberal ve muhafazakâr partilerin yönetiminde. “Liberal ve muhafazakârları anladık da şu sosyal demokratlara ne oluyor?” diyen bazı dostların serzenişlerini duyar gibiyim. Şaşırmaya gerek yok! Sosyal demokrasi, emperyalizmin sol ayağı değil mi zaten? Tarih boyunca mazlumların ne zaman yanında olmuş ki bugün Filistin’in yanında olacak?

Küba devlet başkanı Fidel Castro: “İsrail’in çalışkan gençlerini, şimdi şerefsiz bir ölümle yüz yüze bırakıyorlar.” Demekte. Sorumlu bir devrimcinin ders verici sözleri. Düşmanlık halka değil, yönetimdeki saldırganlara.

Venezuela, İsrail büyükelçisini sınır dışı etti. “SOS Filistin” kampanyası başlattı. Bu ülkede iktidarda Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi iktidarda (İktidar partisi sosyal demokrat değil, Bolivarcı).

Şili, İsrail’le ticari ilişkilerini askıya aldı. İktidarda Şili Sosyalist partisi var. Bolivarcılık önemli Şili’de. Tabi Bolivar olur da Atatürk olmaz mı? Başkent Santiago’da Atatürk büstü var.

Ekvador, Tel Aviv büyükelçisini geri çekti. İktidarda Rafael Correa Delgado... Atatürk hayranı bir devrimci. Kamulaştırmaya dayalı bir ekonomik sistem uygulamakta ülkesinde.

AB ülkelerinin yönetimleri, BOP’tan yanalar Ortadoğu’da. Filistinlilerin kanının dökülmesine duyarsızlar konumları gereği.

Oysa Küba, Venezuela ve Ekvador’un solcu, Atatürk hayranı yönetimlerinin yüreği mazlumun yanında atmakta. Filistin kıyımını içlerinde duyumsamaktalar.

Türkiye’de iktidar da muhalefet de AB hedefi koymaktalar halkın önüne. Bunu da bir uygarlık projesi olarak sunmaktalar yurttaşlara. Uygarlık, zalimin zulmüne ses çıkarmamak mıdır?

Türkiye, kendisine birçok yönden benzeyen Latin Amerika ülkelerini örnek almalı. Emperyalizmin dayattığı yeni liberalizmi, Atatürk’ün izinden giderek yenmeli. Kendi gücüne dayanarak barış içinde yaşayan ve halkını varsıllaştıran bir ülke olmalı. Umarımız kendi tarihimizdedir; emperyalizmin hizmetkârı olan siyasal çizgilerde değil. Kısacası kurtuluş, BOP’çulukta değil; solculuktadır.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           19 Temmuz 2014




GAZZE’Yİ YAKAN KİM?


İsrail, on gün bombaladı Gazze’yi. İki yüz elliye yakın Filistinli öldürüldü bu saldırılarda. Bu kadar kişinin ölümü az gelmiş olmalı ki bu kez İsrail, karadan da saldırdı hava ve deniz desteğinde.

Gazze Şeridi, Batı Şeria ile birlikte Filistin topraklarını oluşturmakta. Akdeniz kıyılar boyunca uzanmakta... Uzunluğu 41 km, genişliği 6 ile 12 km arasında değişen bir toprak parçası. Yüzölçümü, 360 kilometre kare. Bu dar alanda bir milyon sekiz yüz bin kişi yaşamakta. Burada insanların üst üste yaşadığını söylersek yalan olmaz.

Batı Şeria, FKÖ’ye bağlı El Fetih’in denetiminde. Gazze Şeridi ise Hamas’ın. Flistin davasını tüm dünyaya anlatıp destek sağlayan FKÖ idi. Tüm Filistinli siyasal eğilimleri bağrında toplamaktaydı FKÖ. Filistin davasının haklılığı neredeyse tüm dünya tarafından kabul edilince ABD-İsrail işbirliğiyle ılımlı İslam çizgisinde Hamas ortaya çıkarıldı. Hamas, güçlenince ilk olarak FKÖ’ye saldırdı. Filistin hareketi, ustalıkla bölünmüştü.

Türkiye’deki ılımlı İslamcılar, Hamas ortaya çıkıncaya kadar Filistin davasına duyarsızdı. Filistin, hep Türk solunun ilgi alanında oldu. FKÖ’nün laik yapısı, Türkiye’deki dinidarların ilgisini çekmedi. Ne zamanki kendi ideolojik çizgilerinde bir oluşum ortaya çıktı, Filistin akıllarına geldi. Çünkü tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’deki ılımlı İslam da bir ABD projesiydi. Dayanışma, insani değil, ideolojik...

RTE çıkmış, bağırıyor “İslam dünyası nerede?” diye. Nerede olacak? Çoğunluğunun yöneticileri ABD-İsrail müttefiki. ABD-İsrail desteğiyle Ortadoğu’yu, tabi kendi ülkelerini, paramparça etmekle meşguller.

Ey Erdoğan, Filistin direnişinin tüm destekçilerini ABD ve İsrail’le el ele vererek yok ettiniz. BOP eşbaşkanı olarak Filistin’i öksüz bıraktınız. Filistin’in efsanevi lideri Arafat neden zehirlenip öldürüldü sorup soruşturdunuz mu? Filistin’in birliğini simgeleyen Arafat’ı çözümün önündeki en büyük engel olarak niteleyen sen değil miydin ey Tayyip?

Saddam ve Kaddafi neden hunharca öldürüldü ey Tayyip? Suriye’de Esat neden yıkılmak istendi, biliyor musun bunu? Neden aylardır Suriye’de kan akmakta bunun farkında mısın? Irak, Suriye ve Libya’nın Filistin davasının en büyük dayanakları olduğunu sen nereden bileceksin ki Tayyip? Çünkü senin ideolojik örgünde emperyalizme karşı savaşmak diye bir şey yok! Sen, bir hizmetin adamısın. O hizmeti de yapıyorsun layıkıyla.

Filistin’in destek kaleleri bir bir yıkılırken Ortadoğu’da, İsrail’in müttefikleri çoğaldı İslam dünyasında. Bak Tayyip, Barzanistan diye bir yer var, biliyor musun? Hani seninle Davutoğlu’nun üstün çabalarıyla kurulan, herkesin ikinci İsrail dediği bir devletçik. Suudi Arabistan ve Katar’la el ele bölmektesiniz güzelim Irak’ı. IŞİD adlı örgütü bir ihanet hançeri olarak sapladınız ABD-İsrail desteğiyle Irak’ın kürek kemikleri arasına.

Irak’ta bir buçuk milyon insan ölürken tek damla gözyaşı dökmedin ey Tayyip! Yalnızca sen mi? Suud Kralı ve Katar Emiri de... Suriye’de, Müslümanların kafaları, desteklediğiniz çetelerce kesilirken gözyaşlarınıza ne oldu? Libya, düşmanlaştırılan aşiretler ve ithal çetelerin boğazlaşmasına terk edilirken sen neredeydin ey eşbaşkan?

Şimdi kalkmışsın, İslam dünyasının desteğini aramaktasın Filistin’de. Sayenizde İslam dünyası bir birlerini boğazlamaktalar. Hem de emperyalist projeler uğruna... Nerdeyse İslam ülkelerinin tümünde çatışma var, kan akmakta. Ey AKP yöneticileri, sordunuz mu kendi kendinize şu soruyu: “Neden her yerde öldürülenler hep Müslümanlar?” diye. Sorun da nelere gözü kapalı imzalar attığınızı, destekler verdiğinizi anlayın! Anlayınca belki pişmanlık duyarsınız gaflet yolunda...

Tam da cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde saldırdı İsrail, Gazze’ye. Tabi, bir de ramazan ayı... Eee, RTE; kaçırır mı bu fırsatı? Timsah gözyaşlarını akıtır miting alanlarına ve iftar sofralarına. Yüreğinin yirmi dört saat, İslam dünyasının acılarıyla kan revan olduğunu anlatır durur. Kimse de çıkıp sormaz ona: Ey Tayyip, Malatya Kürecik’teki radarları İsrail’in güvenliği için neden kurdurdun oraya? Yine RTE’nin miting alanlarında oy uğruna döktüğü gözyaşlarına gözyaşı karıştıranların aklına gelmez Gazze’yi bombalayan İsrail jetlerinin yakıtlarının Türkiye’den gönderildiği.

Gazze’yi siz yaktınız, siz... Filistinli çocuklar sizin yüzünüzden kurşunlanmakta... Filistinli anneler sizin yüzünüzden gözyaşlarına boğulmaktalar. Gazzeli babalar, çocuklarının kanlı cesetlerini sizin yüzünüzden kucaklayıp bağırlarına basmaktalar. Gazze’de gözyaşları kanla karışıp sizin yüzünüzden kaynayan kumları sulamakta.

Siz kim misiniz?

Siz, yeşil dolarlara aldanarak insanlığını unutanlarsınız...

Siz, koltuk sevdasıyla doğup büyüdüğünüz topraklara ihanet edenlersiniz...

Siz, bilgisizliğinizle İslam toplumunun kollarına esaret zincirlerini dolayanlarsınız...

Siz, ABD ve İsrail’i Efendi sayanlarsınız...

Siz, Ortaçağ’ın ideolojik bataklığına saplanarak toplumlarınızı geri bırakanlarsınız...

Siz, BOP’a ortak olup İslam dünyasını etnik kökenlere ve mezheplere göre paramparça edenlersiniz...

Siz, kendi halkını kandıran siyasetçilersiniz. Siz insanların dinsel duygularını siyaset için kullananlarsınız...

Gazze,de dökülen kanın sorumlusu ABD ve İsrail’dir. Yaşadığımız coğrafyada emperyalizme karşı çıkmayanlar, ABD ve İsrail’le el ele yakmaktalar Gazze’yi. Yangın, yakanlarca söndürülemez. Yakanlar, benzin döker ancak...
                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               18 Temmuz 2014

18 Temmuz 2014 Cuma

YILLARIN GAZETECİSİ HALKI SUÇLARSA...


Yılların gazetecisi Uğur Dündar, 16 Temmuz 2014 tarihli Sözcü Gazetesindeki köşesindeki yazısına “Sonuç Şezlong Lobisine Bağlı” başlığını atmış. Türkiye’nin geleceğini büyük ölçüde belirleyecek cumhurbaşkanlığı seçimi çatı adayının yitirmesi durumunda şimdiden suçluyu bulmuş. Şezlong lobisi...

Son yıllarda RTE sayesinde her şeyin lobisi oluştu. Her şeyin altında bir lobi var. AKP’nin lobi yaratma modasına Sayın Dündar da katılmış görünüyor. AKP’li siyasetçilerin lobiler icat etmesinin nedeni, gerçekleri örtbas etmek içindir. Acaba Uğur Bey de CHP yönetiminin suçunu halka atmak için mi bu şezlong lobisini ortaya çıkardı?

“AKP’nin seçim taktiği belli. Tayyip Erdoğan’a oy vermeyecek olan seçmen kitlesini sandığa gitmekten vazgeçirmek! Tıpkı 12 Eylül 2010’daki Anayasa Referandumu’nda olduğu gibi.” demekte Dündar. “Yetmez, ama evetçiler”in propagandasından etkilenen çoğunluğunu CHP’lilerin oluşturduğu seçmenlerin oy vermek yerine dinlenceyi yeğlediklerini söylemekte Uğur Dündar. Bu nedenle de “şezlongçuları” sorumlu tutmakta.
           
            12 Eylül 2010’da yapılan Anayasa değişikliğiyle ilgili halk oylamasının sonuçlarını iyi değerlendirmek için, öncelikle daha önce gelişen birkaç olayı iyi değerlendirmeli. 
           
Habur rezaleti olmuştu ve AKP oyları hızla düşmekteydi. Tam da bu sırada CHP’de genel başkan değişti ve Kılıçdaroğlu, halkoylamasından kısa bir süre önce “genel af” söylemini dile getirerek AKP’ye can simidi uzattı. Düşüşte olan AKP, kendini toparlarken oyları yükselmekte olan CHP de inişe geçmeye başladı. Şimdi bu durumda suçlu Dündar’ın “şezlongçuları” mıdır, yoksa halkı sandıktan uzaklaştıran Kılıçdaroğlu mudur? Siyasetçi, seçmene güven ve heyecan vermelidir. Eğer bu olmuyorsa, başarısızlık durumunda halkı suçlamak ya da sorumluluğu yurttaşa yüklemek yanlıştır.
           
“CHP  gömleği giymiş ‘Ak troller’, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yükselen popülaritesi karşısında her türlü kara propaganda yöntemine başvurarak, şezlongçuları sandığa gitmemeye zorluyor. AKP’nin paralı askerleri, CHP’li seçmenler gibi görünerek mesajlar yayıyor. Ekmel Bey’i savunanları karalayıp yıldırmaya çalışıyor.” diyerek sürdürmekte yazısını Sayın Dündar.
           
Öncelikle Uğur Dündar’ın “şezlongçular” dediği kişileri tanıması gerek. Bu kitlenin eğitim düzeyi yüksek olup siyasal olayları izlerler. Sosyal medyada birkaç “Ak trol”ün söylemiyle düşünceleri değişmez.
           
Sayın Dündar, Cumhuriyet’e bağlı yurttaşların düşüncelerinin küçük bir yelle uçup gideceğini mi sanıyorsunuz? Onların, iki tümceyi doğru dürüst yazamayan bir “Ak trol”ün sözüyle ülkülerinden vazgeçeceğini mi düşüyorsunuz? Eğer böyle düşünüyorsanız, büyük yanılgı içindesiniz. Çünkü bu işler, sizin söylediğiniz kadar kolay değil.
           
Cumhurbaşkanlığı seçiminde büyük bir çoğunluk ya seçime gitmeyeceğini ya da boş oy kullanacağını söylemekteler. Nedeni de çatı adayına güvenmediklerindendir. Konuştuğum birçok kişi, “Ekmel ya da Tayyip ne fark eder?” demekteler. Halkın beğeni ve güvenini kazanacak bir adayı çıkaramayan Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin hiç mi suçu yok? İki muhalefet liderinin sorumluluklarını hiçe sayarak “şezlong lobisi” yaratmaya gerek var mı? Kendi seçmeninin eğilimini anlamayan siyasetçilerdir Cumhuriyet’in geleceğini karartanlar.

Başarısızlıklar karşısında halkı suçlamak, aydın kolaycılığıdır. Halkın zekâsını, düşüncesini, ülküsünü ciddiye almayan ve saygı duymayan aydın mantığıdır Erdoğanları yaratan. Yılların gazetecisi olarak Uğur Dündar’ın şimdiden olası bir seçim başarısızlığının suçunu halka yüklemesi bir telaşı da göstermektedir.

Sayın Dündar, bu yazısıyla “kefil” olduğu İhsanoğlu’nun seçimi yitireceğini görmektedir. Yoksa bu yazısının laik seçmen üzerinde olumsuz etki yaratacağını bilmesi gerekir. Suçlanan yurttaşla seçim kazanılmaz Sayın Dündar! Halkı en iyi ikna etme yöntemi, karar verici konumdaki siyasetçilerin doğru kararlarıdır.

Siyasetçinin gafletinin suçu, seçmene yüklenmez. Seçmeni, sandığa götürecek olan siyasal parti yöneticileridir. Öncelikle onlara, halk inanmalı ve güvenmeli. Eğer 10 Ağustos’ta RTE, Çankaya’ya çıkarsa bunun sorumluları: Kılıçdaroğlu, Bahçeli, parti disiplinini lidere kul olmak sanan özgüvensiz parti yöneticileri, Cumhuriyetçi bir adaya fırsat vermeyen milletvekilleri ve doğruyu zamanında, testi kırılmadan, haykırmayan aydınlardır. Herkes, zamanında söylemediği sözün sorumlusudur. Kimse, lobi icat ederek sorumluluktan kaçamaz.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           17 Temmuz 2014


17 Temmuz 2014 Perşembe

İSRAİL’İN YANDAŞI AKP


Erdoğan, Gazze söz konusu olunca İsrail’e desteksiz atıp tutmakta. Neden mi? Söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmamakta da ondan. Söze gelince İsrail’e düşmanmış gibi görünür, oysa gerçekte Tel Aviv’in iyi bir dostudur.

Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin ihalesi İsrail’e verildi AKP hükümetince. Bu da yetmedi, Galataport İsrailli işadamı Ofer’in oldu. Ancak Türk yargısı, Ofer’in aldığı bu ihaleye izin vermedi.

Türkiye, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de İsrail’e 861 milyon dolarlık ürün satmaktaydı. 2013’te dışsatımımız 2.6 milyar dolara yükseldi.

2002’de İsrail’den 544 milyon dolarlık dışalım yaparken 2013’te İsrail, Türkiye’ye 2.4 milyar dolarlık mal satmış.

AKP’nin on iki yıllık iktidarı döneminde kuru gürültüler, çevre kirliliği yaratırken İsrail’le ticaret katlanarak artmış. İsrail’e yapılan dışsatım üç kat çoğalmış. Dışalımsa dört kat... Bu rakamlar TÜİK’ten alınmış, 16 Temmuz 2014 tarihli Aydınlık’ta yayımlanmış. 2014’te de ticaret tam gaz sürmekte.

Hele, Burak Erdoğan’ın gemiciklerinin İsrail limanlarına taşıdığı yüklere çok dikkat çekmekte? RTE, iç politika aracı olsun diye İsrail’e esip gürlerken oğlunun bu ülkeyle yükselen ticareti ilginç. Acaba o gemicikler ne taşıyor İsrail’e?

Ya, Barzanistan petrolünün AKP hükümetinin aracılığıyla İsrail’e satılmasına ne demeli?  Yani Gazze’yi vuran İsrail ordusunun tankının, uçağının, hücumbotunun, askeri araçlarının yakıtı AKP’den. Ondan sonra da kalk Gazze için ağla, olacak iş mi? Bunlar, timsah gözyaşları...

AKP hükümetinin İsrail’le yaptığı bu ticaret nedeniyle Gazze’deki sivil insanların ölümünde payının olduğu söylenebilir.

İsrail’in can düşmanı Esat’ı devirmek için varını, yoğunu harcayan Erdoğan’ın bu tavrı da kime dost, kimlere düşman olduğunu göstermiyor mu?

Suriye ve Irak’la dış ticaretini yok ediyorsun, İsrail’le artırıyorsun. Ondan sonra da çıkıp İsrail’e düşmanmışsın gibi bağırıp çağırıyorsun. Neden? Türk halkının temiz dinsel duygularını sömürmek için. Halktan oy devşirmek için. İslam’ı, Amerikancı ılımlı İslam’a evirerek İsrail-ABD hizmetine sokmak için.

Ey AKP’nin şark kurnazı politikacıları! Sizi uyarıyorum. Yatsı ezanı okunmak üzere... Mumunuz titremeye başladı bile, çok da is yapıyor.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       17 Temmuz 2014


16 Temmuz 2014 Çarşamba

TIPIŞ TIPIŞ GİTMEK


Kılıçdaroğlu, eski parti yöneticileriyle milletvekillerini toplantıya çağırdı. Neden mi? İhsanoğlu’na destek vermeleri için. Tabi, burada CHP’nin tüm üyelerinin Ekmeleddin Bey konusunda bütünlük içinde olduğunu da göstermek istedi kamuoyuna.

Kaç seçim geçti. Cumhuriyet en bunalımlı dönemlerini yaşadı. Yaşamsal değerdeki 30 Mart yerel seçimlerinde eski yöneticilerin ve milletvekillerinin düşüncesi alınmadı. Ne zaman ki gösterdikleri cumhurbaşkanı adayı, halktan gerekli karşılığı bulmadı, parti bütünlüğü akla geldi.

Kemal Bey’in telaşlı olduğu gözlenmekte. Çünkü çatı adayı bir fiyasko... Çatı adayının seçimi kaybedeceğine Kemal Bey de inanmakta. Büyük bir hezimet olmaması için çabalamakta. İhsanoğlu’nu aday yaparak Çankaya’nın yoluna RTE için kırmızı halı döşendiğine artık herkes inanmakta. Ekmeleddin Bey’i hararetle destekleyenler de seçimin 3 Temmuz’da bittiğinin farkındalar. Ama ne yapsınlar? Namus belası... Sonuna kadar götürecekler işi.

Kılıçdaroğlu’nun eski yönetici ve milletvekillerinin katıldığı toplantıda söylediği sözler ilginç. Önce dil sürçmesi olduğunu düşündüm. Bir sonraki gün grup toplantısında aynı sözleri yineleyince üzerinde durmanın gerekli olduğunu düşündüm.

“Her kuruşun hesabının sorulmasını istiyorsan, özgürce yaşayıp tatil yapmak istiyorsan, senin hayatına birisi gelip müdahale etmesin diye düşünüyorsan, sandığa gideceksin. Şakası makası yok, Ekmeleddin İhsanoğlu’na oyunu vereceksin. Tıpış tıpış sandığa gideceksiniz, demokrasinin gereğini yapacaksınız.” demekte Kemal Bey. Burada “tıpış tıpış” sözü ilgi çekmekte...

Kılıçdaroğlu’nun ne demek istediğini anlamak için öncelikle “tıpış tıpış ne demek ona bakalım.

Tıpış tıpış 2) mec. İster istemez bir yere gitmek veya bir yerden ayrılmak. (TDK Türkçe Sözlük, 2009)

Tıpış tıpış gitmek: İstemediği halde zorunluluk duyarak gitmek. (Ömer Asım Aksoy, Deyimler Sözlüğü)

“Tıpış tıpış” sözünün her iki anlamında da istemeden yapılan iş, anlamı var. Ayrıca istenmeyen bir şeyi zorunlu olarak yapma anlamı da var.

Kemal Bey, bu sözle insanları sandığa gitmeleri için zorunlu tutmakta. Kendisi de çatı adayının beğenilmediğinin farkında. Telaşla ne söylediğinin de farkında değil.

Ey Kılıçdaroğlu! Seçmenler senin çiftliğinde maraban değil. Pazardan satın aldığın kölelerin de değil. Halkı, sen emir erin mi sanıyorsun? Bu sözler CHP Genel Başkanına da demokrasiye inandığını söyleyen birine de dilinden özgürlük sözcüğünü düşürmeyen bir siyasetçiye de yakışmaz. Önce halkın düşüncesine saygı göstermeli. Onları, sandıktan uzaklaştıran nedenleri belirlemeli siyasetçiler.

Ben, beklerdim ki Kemal Bey halktan özür dilesin. “ Ne yapalım, doğru 1bir cumhurbaşkanı adayı belirleyemedik, özür dilerim.” desin. Bundan sonra da halktan bir yüce gönüllülük beklediğini söyleyip oy istesin.

Kemal Bey’in yukarıdaki sözleri, tam da boykotçuların sandığa gitme eğilimi gösterdiği bir anda söylendi. Zamanlama ilginçtir.

Kılıçdaroğlu, yukarıdaki sözlerle halkı kışkırtmakta. Cumhuriyet’in özgür bireylerine emrivaki yaparak onlarla zıtlaşmakta. Bu yolla da onların sandığa gitmemesine neden olmakta. Böylece de RTE’nin birinci turda sorunsuz bir biçimde kazanmasına yardım etmekte. Kemal Bey’in Tayyip’e olan sevgisini anlamak olanaksız.

Bir yere “tıpış tıpış gitmesi”  gerekenler varsa halkın isteklerini hiçe sayan politikacılardır. Oturdukları koltukların hakkını veremeyen siyasetçiler gitmelidir Kemal Bey, hem de ivedilikle...
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           15 Temmuz 2014



15 Temmuz 2014 Salı

TAYYİPÇİ SAHTE ÜNLÜLER


Günler öncesinden kamuoyu büyük bir beklentinin içine sokuldu. Neymiş efendim, RTE cumhurbaşkanlığı vizyon belgesini açıklayacakmış. Yandaş basın öyle bir abartı ki işi, sanki bu konuşmayla işsizlik, terör bitecek, toplumun tüm sorunlarına sihirli bir el değip her şey kuş tüyü hafifliğinde halledilecek. 

Büyük bir salonda çağrılılar yerini aldı. Çağrılanların özellikleri anlatıla anlatıla bitirilemedi. Amerikanvari bir düzenleme göze çarptı. Tayyip kendince başkan olacak ya... Eee, bir de ABD’yi suyolu yapmış biri olarak Sam Amca’ya özenmesi doğal. Hem ABD başkanlarından neyi eksik? Boy bos fena sayılmaz. Ense kulak da yerinde... Şovmenliği de iyi sayılır. Rolünü iyi oynar, senaryonun dışına çıkmaz. Geride ne kaldı? Şovmenliğini göstermek...

RTE’nin vizyon vizyon dediği her zamanki konuşmalarından farksız. Ona selam, buna selam, ona fırça, buna azar... Yıllardır sürekli bıkmadan yinelenerek söylenen sözler... Tabi, yıllardır da dinlenen... Dünyada hiçbir şey bilmeyen biri, Türkiye’de Tayyip’ten önce bir şey yapılmamış sanır. Neredeyse “Ay’a ilk ayak basan kişi benim.” diyecek de ABD’li dostlarının yüzü suyu hürmetine susuyor. Yarın öbür gün “Kanser ilacını buldum.” dese inanacak olanlar, az değil.

RTE vizyon belgesini açıkladıktan sonra sosyal medya çalkalandı. Neden mi? Konuşmanın içeriğiyle değil, toplantıya katılan sahte ünlüler nedeniyle...

AKP toplantısına giden sahte ünlülere bazı kişiler sanatçı, diyor; ama yanlış... Niye mi? Sanatçı üretici, yaratıcı kişidir. Bu sahte ünlülerin hangisinin bir yaratısı var? Hiçbirinin... Tersine tüketiyorlar her şeyi. Sanatı, kültürü, sporu, yaşamı, doğayı, toplumu, değerleri, insanlığı tüketmekteler aç kurt gibi. Onlara paraya tapınmaları söylendi. Onlar da tapınmaktalar para tanrılarına. “Soyun!” diyorlar, soyunuyorlar. “Giyin!” diyorlar, giyiniyorlar. “Sansansiyon yarat!” dediklerinde, “Emrin olur!” demekteler anında.

Aşkı ayağa düşürten sahte ünlüler... Kadını ve erkeğiyle toplumu uyutmak için var güçleriyle çalışmaktalar. Televizyonlarda sahte bir yaşamın ışıltılı gösterisini sunmaktalar her gün halka. Milyonlarca genç, onlar gibi olma umuduyla ülke sorunlarına sırtını dönmekte. Düş evreninin pırıltılı ışıklarıyla mahzenlerin loş karanlığına yuvarlanmaktalar sessizce. Onlar pırıltılı sahte ışıklara bakarken ülkesinin tüm maddi ve manevi değerleri sel olup akmakta ayaklarının altında, fakat farkında değil yitirdiklerinin.

Uzaktan bakınca bir şey sanıyorsun sahte şöhreti. Ancak ya ağzını açtığında... Derin bir bilgisizliğin karanlığı, bir sis gibi çöküyor pırıltılı yaşamlarının üstüne. Bilgisizliğin, mutsuzluğun fıskiyesi fışkırıyor ortalığa. Zaman geçip yaş ilerledikçe medyanın kullanacağı bir şey kalmadığında azap dolu bir yaşamın cenderesinde debelenmekte sahte ünlü. Başlanıyor eski defterler karıştırılmaya, müflis bezirgân gibi. Vefasızlık suçlamaları yapılıyor,  pişmanlık gözyaşlarıyla. Ne yapsın zavallı? Kendisi de yıllarca söylenen yalanlara inanmış. Kendini gerçek bir sanatçı ve ünlü sanmış. Çok geç vakitte anlıyor işin gerçeğini, ama yapacağı bir şey kalmıyor.

Eskiden padişahların, kralların saraylarında soytarılar bulunurdu. Türlü hokkabazlıkla eğlendirirlerdi efendilerini. Bunun karşılığında çil çil altınlar. Şimdi de medyanın yarattığı sahte ünlüler çıktı ortaya. Görevleri halkı uyutmak, efendileri daha iyi soysun diye yurttaşı. Bu kişilere de bol sıfırlı çekler yazılıyor cömertçe. Her adımları, her şeyleri olay olmakta. Halkın bir bölümü inanmakta bu sahte görüntülere ne yazık ki...

Şimdi bazı dostlar hayıflanmaktalar içten içe bu sahte ünlülere... “Neden katılmışlarmış RTE’nin toplantısına? Neden destek vermişler Tayyip’e?” diye. Neden olacak? Onlara parayı veren kim? Onların beyazcamda neredeyse her gün endam etmelerini sağlayan kim? Efendileri... Efendileri kim? Tayyip... O halde, gitmeyip de ne yapacaklar? Kuzu kuzu gidecekler...

Bazı eski, yeni sporcular da vardı vizyon belgesinin açıklandığı toplantıda. Kumar borcu yüzünden iflas etmiş, kaçak araba getirdiği için cezaevine girmiş olanların eli mahkûm. Çünkü yaşamları efendiye bağlı. Çıkar hortumlarıyla beslenmekteler iktidar havuzundan. Onurlu yaşamakla, paralı yaşamak arasında doğru seçeneğe yönelmek her yiğidin harcı değil bu dünyada. Üç kuruş için üç bin takla atarsan efendiye kul olmak zorundasın.

Sözüm uluslar arası başarılarını emeğiyle kazanmış birkaç sporcuyadır. Para ise para var. Ünse ün de var. Neden boyun eğersin siyasal erke? Tüm ulusun sevdiği bir adam olmak varken neden bir hizbin adamı olursun? Böyle yaparak kendi emeğini hiçe saydığının farkında mısın?

Birkaç gündür öfkesi geçmeyen, sahte ünlülere halâ kızmakta olan dostlara gelince... Kızma kardeşim, arkadaşım, yoldaşım. Kızıp da kendini harap etme. Almazsın o sahte ünlünün kasetini... İzlemezsin birbirinin tekrarı olan dizileri... Olur, biter. Bak, senin yüzünden paraları istiflemekte bu AKP vizyonlu sahte ünlüler. Sen; onları izlerken, içeriksiz şarkılarını dinlerken soyuluyor ülken. Önce kendine kız. “Onun için verdiğim paraya, harcadığım zamana lanet olsun!” de. Bak, o zaman neler değişiyor bu güzel ülkede.

O futbolcular için canhıraş kavgalara giren taraftar kardeşim! Sen de yaptığından pişmanlık duy. Evinin nafakasını bu AKP vizyonlulara harcadığın için bin kez pişman ol. Bu nedenle karşı türbinlere yaptığın küfürlerden yüzün kızarsın bin kez.

Toplumu uyuşturan popçularla, BOP’çular için paramızı, zamanımızı emeğimizi harcadık çoğu zaman boşu boşuna. Gözümüzü kırpmadık öyle mi? Ama üç kuruşu çok gördük bir kitap, dergi, gazete için.

Şimdi ders çıkarma zamanıdır yaşamdan. Adama değer ver kardeşim, arkadaşım, yoldaşım! Bugüne kadar kaç bilim, sanat, kültür adamının adını öğrendin? Hangisini çocuğuna, eşine dostuna örnek alsın, diye anlattın? Şu anda bile evinde hangi televizyon kanalını izlemektesin? Dürüst davran! Yoksa hala o sahte ünlülerde midir gözün? Ne olur söyle...
                                                           Adil Hacıömeroğlu

                                                           14 Temmuz 2014

14 Temmuz 2014 Pazartesi

AKP’Lİ OLMAYAN TAYYİPÇİLER 2


Cumhurbaşkanlığı seçimine bir aydan az süre var. Gerçi propaganda dönemi resmen başlamadı, ama mahallelerde, caddelerde, sokaklarda, aile toplantılarında, komşu ziyaretlerinde seçim gündem değil.

AKP taraftarları kendi adaylarını benimsemiş durumdalar. Zaten AKP üyeleri, ortaya çıkıp 2012’den beri yapılan seçimlerde partilerini, adaylarını savunmuyorlar. Onlar kendi aralarında konuşmaktalar.

Sorun muhalefet seçmeninde... Çatı adayı, seçmence gönülden benimsenmediğinden insanlar kenarda durmayı yeğlemekteler. İhsanoğlu’na kerhen oy verecek seçmenler çoğunlukta. Kerhen oy verecek kişiden, adayı yürekli bir biçimde savunması beklenemez. Hem CHP hem de MHP tabanı çekingen ve utangaç bir biçimde kendi arkadaşlarını iknanın peşinde. Adayın belirlenmesi konusunda homurtular sürmekte. Her iki muhalefet partisinin tabanında, genel merkezlerine karşı müthiş bir öfke var. Çünkü AKP’lilerin karşısına çıkıp göğüslerini gere gere savunacakları bir adayları yok.

Bazı gazete yazarları ve parti yöneticileri, “İhsanoğlu’nu beğenmiyorsan Tayyip’e oy ver.” diyerek kararsız seçmeni terörize etmekteler. İhsanoğlu’nun adaylığının eleştirilmesi hoş karşılanmıyor. Bu baskı yöntemini neredeyse her seçimde gördük. Ne yazık ki bu yöntem, geri tepti ve AKP’ye yaradı. AKP’ye oy veren yurttaşları “Makarnacı, kömürcü koyunlar...” diye niteledi aynı anlayış yıllarca. Buna hep karşı çıktık. Bir kişiyi aşağılayarak onun oyunu alamazsınız, dedik. Bu tür nitelemeler, AKP seçmeninin kemikleşmesine neden oldu.

Ne yazık ki AKP seçmenini aşağılayarak kazanmak(!) isteyen sözde aydınlar bu kez, İhsanoğlu’nu eleştiren CHP ve MHP’lilere karşı aynı biçimde davranmaktalar. Onları “Tayyipçilikle” suçlayarak güya İhsanoğlu’na destek kazanacaklar.

Önce eleştiriye saygı... Eleştiriye saygı göstermeyen kişi, gericidir, gerici. Bir de karşındakini dinleme inceliğini göstereceksin. Neden eleştirdiğine bakacaksın.

“Efendim, parti genel başkanları çatı adayını gösterdi, siz neden eleştiriyorsunuz?” demekte bazı dostlar. Neden mi eleştiriyorum? Yurttaş olduğum için... Kendi aklıyla düşünen bir birey olduğum için...

Tabi, bu arada kişileri ya da grupları yaftalamak da işin bir başka yönü. Ne yazık ki bazı kişiler, İhsanoğlu’nu destekleyeceğim diye “Kemalist, ulusalcı” kavramlarına savaş açmaktalar. “Çatı adayına Kemalistler karşıymış. Nasıl olur bu?”

Kişilere biat etmemeyi, biz Atatürk’ten öğrendik. Gerçeğin peşinden koşmayı görev bildik. Türkiye’de Amerikancı sağcılığın düştüğü bataklığın adıdır “biat”. Nedense CHP içinde genel başkana yapılan kayıtsız koşulsuz “biat”ın, sağcılaşma bataklığına doğru bir koşu olduğunu belirtmeliyim. İşte, Cumhuriyet’i yıkan budur. Aşiret kültürü gereğince “Kol kırılır, yen içinde kalır.” Anlayışı. “Aman eleştirmeyelim. Eleştirsek de öyle ortalık da değil. Zamanı gelince eleştirirsin...” gibi sözlerle lidere bağlılık baskısı yapılmakta. Peki, o eleştirme zamanı ne zaman gelecek? Bu zamana kim karar verecek? Yoksa eleştiri zamanını da lider mi belirleyecek?

Kimlere “Tayyipçi suçlaması yapıyorsunuz? 2002’den beri AKP iktidarını eleştirenlere... AKP’nin zulmüne karşı gözünü kırpmadan direnenlere... Haziran Direnişi’nde alanları dolduranlara... Silivri tutsakevini kuşatanlara... AKP iktidarının her türlü baskısına karşı sesini kesmeyenlere... Öyle mi?

Kararsız ve oy kullanmayacağını söyleyenlerin, İhsanoğlu’na oy vereceğini belirten seçmenlerden daha çok olduğu bir durumda sen kalkıyorsun kendi arkadaşlarınla zıtlaşıyorsun. Onu “Tayyipçilikle” suçluyorsun. Bununla ne yapmaya çalışıyorsun? Kararsız ve sandığa gitmeyeceğini söyleyenlerin sayılarını mı artırmak istemektesin? Bak arkadaş, sen görünürde çatı adayını desteliyorsan da gerçekte Tayyip’e çalışıyorsun. Onun ilk turda seçilmesi için çalıştığının farkında mısın? Anlaşılacağı üzere 2002’den beri AKP üyesi olmayan gizli “Tayyipçiler” cansiperane çalışmaktalar RTE’ye. Önce AKP’ye oy veren seçmeni ittiler var güçleriyle Tayyip’in kucağına. Şimdi de Cumhuriyet güçlerini bölmekteler...

Bazıları merak ettikleri için söyleyeyim. Neden biat etmiyorum? Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ile Bursa Nutku’nu usumdan bir an olsun çıkarmadığım için. Atatürk’ün Söylev’de anlattıklarını içselleştirdiğim için... Sağcılığın yurduma, ulusuma yarar getirmeyeceğini bildiğim için... “Biat”ın Ortaçağ düzeninde olabileceğine inandığım için... Ve kendime Atatürk’ü, Tıbbiyeli Hikmet’i, Hasan Tahsin’i, Mustafa Necati’yi, Mahmut Esat’ı, Doktor Reşit Galip’i örnek aldığım için...

Biat edecektiysek lidere, Cumhuriyet’e ne gerek vardı? Cumhuriyet devrimi, Ortaçağ’ın biat anlayışını yıkmak için gerçekleştirildi. Yaşasın laik Cumhuriyet!
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           13 Temmuz 2014