1 Kasım 2015 Pazar

SANDIKTAN ÇÖZÜM ÇIKAR MI?


Bugün heyecansız geçen bir seçim kampanyasından sonra herkes sandık başına gidiyor. Türlü renkte görünen ve aslında birkaç renk olan siyasal partilerden birine oy verecek seçmen. Bazılarının abartarak amacı saptırdığı gibi, bugün ne Cumhuriyet ne de şeriat oylanacak. Yalnızca siyasal partilerin görünen programları seçmenin beğenisine sunulacak.
Seçimde “Cumhuriyet oylanıyor.” diyenler, başarısız olduklarında şimdiden bahaneyi bulmuşlar. Başarısız olduklarında kendileri değil, Cumhuriyet kaybedecek. Tabi bu arada bu siyaset cambazları, “Cumhuriyet kaybetti, şeriat kazandı.” diyerek emperyalizmin güdümündeki gerici irticaya peşinen bir utku kazandırmaktalar. Böyle bir aymazlığın Cumhuriyet sevgisiyle bir ilgisi olabilir mi?
Siyasetin kilitlendiği, yönetimsel çözümsüzlüğün arttığı bir dönemdeyiz. Türkiye’nin sorunları arttıkça siyasetçilerin sorunlar karşısında çaresizlikleri de çoğalmakta. Acaba bugün sandıktan çözüm çıkar mı?
Sandıktan çözümün çıkması tansıklara bağlı. Üç aşağı beş yukarı 7 Haziran’a benzer sonuçlar çıkar. Bir partinin tek başına iktidarı çıkarsa kıl payı olur. Koalisyon olasılığı güçlü. Sandık sonucu ne olursa olsun Türkiye, er geç yeni bir erken seçime gebe. Çünkü siyaset iktidar ve muhalefetiyle yönetemezlik, iktidarsızlık durumuyla karşı karşıya. Kısacası sistem çökmekte.
Muhalefet partilerinin iktidar partisine öykündüğü neredeyse aynı izlence ve söylemlerle ortaya çıktığı bir ortamda çözümün olmadığı peşinen kabullenilmiş demektir. Özellikle medya ve güç odaklarının birbirine benzer dört partiyi ön plana çıkarmasıyla çözümsüzlük, Türk seçmenine dayatılmıştır. Bu dört partinin Türkiye’nin temel sorunlarına bakışları ve çözümleri konusunda fazla bir farklılıkları yok! Yalnızca parti tabelaları ayrı. Hepsi NATO’cu, hepsi AB’ci, hepsi liberal ekonomiden yana...
Şöyle ki...
Türkiye’nin en can alıcı sorunu: terör... Dört parti de bunun basit bir güvenlik sorunu olduğunu düşünmekteler. Bir bölümü sorunun açılımla (yani terörle uzlaşmayla) bir bölümü yalnızca savaşarak çözümleneceğini düşünmekteler. Terörün emperyalizm tarafından ülkemizin başına bela edilmiş bir sorun olduğunu görememekteler. Terörle savaşımın emperyalizmle savaş olduğunun farkında değiller. Bu nedenle de oyalayıcı önlemlerle sonuç alabileceklerini düşünmekteler.
Türkiye’nin NATO üyeliğinin ülkemize tehdit yarattığı çok açıktır. Nedense TBMM’deki siyasal partilerin NATO’dan çıkmak gibi yaşamsal bir konuyu akıllarından geçirmemeleri ilginç olduğu kadar da düşündürücüdür.
Türkiye’nin ikinci en büyük sorunu ekonomidir. Üretim çökmüştür. Hem sanayi hem de tarım üretimi hızla gerilemekte. Buna bağlı olarak işsizlik de çığ gibi büyümekte. Ama nedense bu üretim düşüklüğünün nedenleri hiç konuşulmamakta. Türkiye’nin Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalamasından sonra üretim, gelişmiş ülkelerin insafına terk edilmiştir. Çağımızın kapitülasyonu diyebileceğimiz bu anlaşma, Türkiye’yi yiyip bitirmekte. Ancak ne yazık ki Türk siyaseti bu yaşamsal konuyu görmezden gelmekte. Türkiye’nin gerçeklerine uygun olmayan önerilerle ekonomiyi düzelteceklerini sanmaktalar.
Gümrük Birliği Anlaşmasına karşı çıkmayanların birbirlerinden farkları olabilir mi?
Yoksulluğun, işsizliğin, soygunun arttığı bozuk bir ekonomik düzende rejim dışı akımların, umutsuzluğun, terörün, adi suçların artması da doğaldır.
Siyasette sert kutuplaşmanın arttığı bir dönemdeyiz. Bu durum, çözümü zorlaştırmakta. Gerçeği ve sorunların çözümünü arayacak akılcı tutumun yerini inat almakta. “İnatla murat olmaz.” demiş atalarımız. Akılcılığın egemen olmadığı bir ortamda çözüm yollarını bulmak zordur. Çünkü akılcılığın ortadan kalkması; kişileri kör, sağır, dilsiz yapar. Türkiye bu kör dövüşünü uzun süre sürdüremez.
Her şeye karşın umutsuzluk bulutlarını dağıtmalıyız. Aklın ışığını çok değerli bir fidan gibi beslemeliyiz. Aklın egemen olduğu bir Türkiye’de sorunların çözümü de hızla bulunacak.
Gelecek günlerin aydınlık olacağına inancım tamdır. Cumhuriyet düşüncesinin yeniden altın dönemini yaşayacağı bir döneme geçişin doğum sancılarıdır bu sıkıntılı depreşmeler. Türkiye, Atatürk güneşinin aydınlığında yeniden büyük bir devrimin öngünündedir. Tarihin tekerleği hep ileriye döner. Onun kısa süreli patinajları kimseyi aldatmasın.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu

                                                                         1 Kasım 2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder