30 Haziran 2015 Salı

NEDEN YCHP?



Dostlarımızın birçoğu, son zamanlarda yazılarımda neden CHP değil de YCHP adını kullandığımı sormakta. Hatta bazıları, sitem etmekteler… Özellikle sosyal medyadaki okurlarım, bu adlandırmayı sert bir biçimde eleştirmekteler…

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki YCHP adlandırması bana ait değil, bu tanımlama partinin genel başkanı dâhil, birçok genel merkez yöneticilerince dile getirilmiştir. Burada amaç, Atatürk’ün CHP’si ile bağları koparmaktır.

            YCHP yöneticilerinin düşüncelerine, siyaset anlayışlarına katılmıyorum. Ancak durmuş saat bile günde iki kez doğruyu gösterir, düşüncesinden hareketle yeni CHP tanımına katılıyorum.

Genel merkez yöneticilerinin “Biz artık yeni CHP’yiz demeleri, doğru bir tanımlamadır. Çünkü partinin siyasal ve ideolojik anlamda Atatürk döneminin CHP’si ile yasal birkaç zorunluluk dışında hiçbir ilişkisi yoktur. Bu nedenle YCHP adlandırmasını benimsedik ve uzun süredir yazılarımızda bu adı kullanmaktayız.

“Biz Atatürk’ün CHP’si değiliz.” sözü Kılıçdaroğlu’na aittir. Yine “1930’ların CHP’si değiliz sözünü de Kılıçdaroğlu söylemiştir. Partinin genel başkanı, “Ben Dersimli Kemal’im!” diyerek Cumhuriyet’in devrimci ruhuna meydan okumuştur. Cumhuriyet’in devrimci ruhundan arınmış bir CHP olur mu?

Atatürk’ün CHP’si devrimciydi. Atatürk “arasız devrimler” diyerek Türkiye’nin gelecekteki siyasal anlayışına da yol göstermişti. Çağın dayattığı sorunları devrimlerle aşma amacını koymuştu CHP’nin önüne büyük kurtarıcı. Ülkenin siyasal tıkanıklığa uğradığı anlarda, toplumsal sorunların çözümsüzleştiği durumlarda “arasız devrimler” ulusun geleceğini yönlendirecek, kurtuluşun yolunu açacaktı.  Ne yazık ki CHP, 1938’den bu yana yavaş yavaş bu devrimci özünden uzaklaştırıldı. Hele son dönemde devrimci CHP, belleklerden silinmeye çalışıldı. Son günlerin moda söyleyişiyle YCHP yöneticileri, Atatürk’ün CHP’si ile araya mesafe koymaktalar.

Atatürk’ün CHP’si antiemperyalistti. CHP, emperyalizme karşı bir savaşı örgütlemişti. Emperyalizmin isteklerine boyun eğen değil, bu isteklere karşı duran bir siyasal örgüttü. Oysa YCHP, iktidar olma umudunu, emperyalist merkezlerin onayıyla sağlamaya çalışmakta. Atatürk’ün halkçılık programı yerine, emperyalizmin sol ayağı olan sosyal demokrasiyi kabul ederek küresel sömürü sisteminin bir parçası olmayı yeğledi.

CHP’nin ideolojisi altı oktur. Altıok’un ifade ettiği düşüncelerin çağın gerisinde kaldığını söylemek ya da savlamak, Türk Devrimi’nin inkârıdır. Daha açık bir deyişle Türk Devrimi’ni ortadan kaldırmak isteyen güçlere şirin görünme çabasıdır. Özellikle laiklik ilkesini “katı laikçilik” diyerek bir kenara itmek Türk Devrimi’nden vazgeçmektir. Böylesi bir aymazlık, ulusun dağılmasına neden olur. Bu da Türkiye’nin bölünmesi demektir.

Altı oku göğsünü gere gere savunamayan bir partinin adı ne olursa olsun CHP olamaz.

Atatürk ve arkadaşları, yani CHP’nin kurucuları hiçbir konuda halka yalan söylemediler, yurttaşı asılsız vaatlerle aldatmadılar. Yaptıkları her devrimin, her yeniliğin arkasında durdular. Gericilikle uzlaşmadılar. Tersine gericiliğin vatan topraklarından kökünü kazımak için amansız bir savaşım yürüttüler. Devrimci bir bakışla Türkiye’yi, gerici taassuptan kurtarmanın çarelerini aradılar.

Seçimden önce gerici ve emperyalizmin işbirlikçisi AKP’ye söylenmedik ağır söz bırakmayan YCHP yöneticilerinin seçimden sonra Cumhuriyet düşmanı bu partiyle koalisyon kurmak için can atmaları CHP’nin hangi anlayışına uyar? Tabi kafanı sandığın içine sokup devrimcilikten vazgeçersen sırası geldiğinde de gericiliğin payandası olursun çaktırmadan.

Başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet kurucularını savun(a)mayan bir partinin adı CHP olsa dahi CHP olamaz. CHP, Atatürk’ün partisidir. Bu nedenle bugünkü CHP ile aradaki farkı belirtmek yurtseverlik ödevidir. Kurtuluş mücadelesine önderlik eden, devrimleri gerçekleştiren, yurtta ve dünyada barışı savunan CHP’nin Atatürkçü kalıtına sahip çıkmalı. YCHP’nin geçmişini inkâr eden ve emperyalizme teslimiyet içeren politikalarından ayrı tutmalı CHP’yi. Hele Cumhuriyet’i korumaktan başka bir düşüncesi olmayan ve Atatürk’e bağlı CHP’nin özverili üyelerini, YCHP’den ayırmalı.

“Yeni” sözcüğü “değişimi, gelişimi” anlatan güzel bir sözcük, önad. Ne yazık ki AKP gericiliği sözcüklerimizin anlamsal içeriklerini boşaltmakta. “Yeni” sözcüğü de bu dönemde asıl anlamının karşıtı olabilecek anlamlarda kullanılmakta. “Yeni Türkiye” denerek egemen olan gericilik, “yeni” sözcüğünün anlamı arkasında saklandırılmakta. Yine Cumhuriyet gazetesinin başına “yeni” getirilerek devrimci, Kemalist özünden, tarihsel yükümlülüklerinden arındırılmakta. CHP’nin başına da “yeni” sözcüğü getirilerek gericilikle uzlaşmasına kılıf bulunmak istenmekte.

Devrimci olan yenidir. Emperyalizme, gericiliğe, bölücülüğe karşı durmak yenidir. Etnik bölünmeleri, mezhepçi siyaseti savunmak eskidir. Demokrasi adı altında halkı tutsak eden bir düzeni savunmak adına “yeni” desen de eskinin eskisidir. Bu nedenle yenilik, özünde süreklilik ve bulunan Atatürk Devrimi’ndedir. Tabi, bunu savunacak yürekli kişiler varsa…

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               26 Haziran 2015

29 Haziran 2015 Pazartesi

SURİYE, TÜRKİYE’NİN İÇİNDE


           
Suriye’de çatışmalar son günlerde gittikçe tırmanmakta. . Gerçi baştan beri tüm bölge ülkeleri güvenlik zafiyeti içindeydi. Özellikle PYD/PKK ile IŞİD arasındaki savaşın, Türkiye’nin sınırlarını aştığını söyleyebiliriz. Artık Suriye savaşı, bölgenin tüm ülkelerini kapsamakta.

Neden mi?

Türkiye’de, Suriye savaşının tarafları var. Siyasal alanda temsilcileri, destekçileri bulunmakta. Orada taraflar silahla savaşırken Türkiye’deki uzantıları da siyasal alanda psikolojik savaş yürütmekteler. HDP, açıkça PYD’nin yanında saf tutmakta. Ayn El Arap’a yapılan son IŞİD saldırısının hemen ardından Türkiye’yi suçlayan demeçler verildi. Gerekli bilgi toplanmadan, olay tam olarak anlaşılmadan açıklama yapmak art niyet değil de nedir?

IŞİD’in bomba yüklü aracının tam da Türkiye sınırına en yakın nokta olan Mürşitpınar sınır kapısının karşısında patlatılması ilginçtir. Bu eylemdeki amaç, Türkiye’yi oldubittilerle savaşın içine çekmektir. Sanki IŞİD, Türkiye topraklarından Ayn El Arap’a gitmiş gibi bir durum yaratma isteğidir bu. Zaten HDP’nin alelacele Türkiye’yi suçlayıcı açıklamasının nedeni de budur.

Türkiye’de yürütülmekte olan Suriye kaynaklı siyasal ve psikolojik savaş çok geçmeden silahlara da sarılmayı gerektirecek. Çünkü ABD-İsrail, Büyük Kürdistan’ı oluşturmak için var gücüyle çalışmakta.

PKK, sınırımızın yanı başında meydana gelen çatışmaları Türkiye’ye sıçratmak istemekte. Bu yolla da tüm Ortadoğu’yu saracak bir ateşin benzinini dökerek kibriti de elinde tutmakta. Bölücü örgüt, halkı sokaklara dökerek bir isyanın hazırlığı içindedir. Özellikle etkili olduğu birkaç il, ayaklanma provalarının merkezi olacak. Bu konuda uluslararası destek sağlama çalışmalarını da bir yandan sürdürmekte.

Ayn El Arap’taki IŞİD saldırısı, en çok PYD/PKK’ya yaramıştır. IŞİD’in kentte katliam yaptığını savlayarak kendini masum gösterecek. Tel Abyad’da yapmakta olduğu etnik temizliği bu yolla örtüp unutturacak. Dünya kamuoyuna “katliama uğrayan halk” görüntüsü vererek taraftar toplayıp desteğini artıracak. Mağduriyet ve masumiyet yaratarak Türkiye dâhil, bölge devletlerini zorba ilan edecek.

IŞİD, ABD ve İsrail desteğiyle Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesi konusunda kullanılmakta. Özellikle İkinci İsrail’in oluşmasında ve sınırlarının belirlenmesinde görev üstlenmiş durumda. Önümüzdeki günlerde IŞİD-PKK çatışması Türkiye topraklarına sıçrarsa şaşırmam. Çünkü Türkiye’ye göç eden Suriyeliler arasında kimlerin, ne amaçla bulunduğu bilinmemekte. Masum halkın yanı sıra birçok teröristin de kalabalıklar arasında kendilerini saklayıp kaybettikleri olasılığı yüksektir.

Türkiye, sınırda ve bölge illerinde güvenlik önlemlerini artırmalı. İzinsiz geçişler konusunda özenli davranmalı. Suriye’deki muhalif gruplara ödün vermemeli.

Türkiye askeri önlemlerin yanı sıra Esat yönetimiyle ilişkileri düzeltecek cesur girişimlerde bulunmalı. Suriye’de merkezi otoritenin güçlenmesi, bu ülkenin bölünmesini önler. Bu yolla kanlı çatışmalar son bulur. Terör örgütlerinin güçleri azalır. Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanması demek, Türkiye’nin bölünmemesi demektir.

Türkiye geleceğini kurtarmak, toprak bütünlüğünü korumak, Ortadoğu’da daha çok kan akıtılmasını önlemek için ivedilikle İran, Irak, Suriye ve Lübnan’la ittifak oluşturmalı. Bu ittifaka Mısır’ın katılması için de çalışmalı. Böyle bir birlik, ABD-İsrail saldırılarını püskürtür. Ortadoğu halkları arasında birliği güçlendirir. Bölge merkezli politika, BOP odaklı anlayışın yerine geçmeli. Yüzlerce yıllık komşuluk hakkı, ABD-İsrail’in çıkarlarına feda edilmemeli. Daha çok parçalanmış bir Ortadoğu’da kan ve gözyaşı dinmez.

Unutmayalım ki defne de zeytin de Akdeniz havzasının bitkileridir. Çölleri sulayan mazlumların kanından binlerce defne ve zeytin boy atmakta. Barışın kökleri toprağın derinliklerinde. Uygarlıkların yeşerdiği bu güzel topraklara barışı egemen kılmak çok mu zor? BOP’u etkisiz kılmak bölgedeki tüm ülkelerin birincil görevi. O zaman ne duruyoruz? Emperyalizmi bu topraklardan kovma zamanı gelmedi mi daha?

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               27 Haziran 2015

26 Haziran 2015 Cuma

YCHP VE MHP'NİN KOALİSYON KAVGASI

       
Son günlerde YCHP yöneticileri ile MHP yönetimi arasında bir kavga var. Her gün karşılıklı söz atışmaları sürmekte. Durup dururken bu kavga nereden çıktı?

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak aday çıkartarak işbirliği yapan ve RTE'yi cumhurbaşkanı seçtiren bu iki partinin yöneticilerinin arasına kara kedi mi girdi?

Seçim öncesi "Oylar bölünmesin!" diyerek Vatan Partisi'nin seçim barajını aşmaması için sözlü, yazılı basın ile sosyal medyada olağanüstü ortak bir kampanya başlatan YCHP ve MHP yönetimlerinin her gün birbirlerine saldırmalarının nedeni ne?

Her iki parti de seçim kampanyalarını, RTE'nin gitmesi üzerine kurdular. Sistemle savaşım yerine, kişilere odaklı bir politik çizgiyi amaçladılar. Sistemle savaşmak, onlar için olanaksızdı; çünkü her iki partinin yöneticileri de sistemin birer oyuncusu durumundalar.

Seçimden önce Kılıçdaroğlu'na ısrarla "AKP ile koalisyon kurar mısınız?" soruları soruldu. Hiçbirine "Kurmam!" demedi. Yuvarlak sözlerle soruları geçiştiren yanıtları yeğledi Kemal Bey. Bizler de seçim sonrasında bir AKP-CHP koalisyonunun gerçekleşeceğini ısrarla yazdık, söyledik. Özellikle Vatan Partisi sözcüleri bu gerçeğe parmak bastılar. Seçmeni uyardılar. AKP'yi dolayısıyla RTE'yi yıkacak ve sistemi değiştirecek gücün Vatan Partisi olduğunu dilimiz döndüğünce anlattık. Ne yazık ki bu çığlığımız medya tarafından efsunlanan seçmene ulaşmadı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin partisini, RTE'yi kurtarma müdürlüğü durumuna getirdiği bilinmekte. Milliyetçi olduğunu savlayan bir parti düşünün... Türkiye'ye atılan en büyük iftira olan "Ermeni soykırımı" davasında ortada yok! Ege Denizi'ndeki yüz elli iki adacık Yunanlılarca işgal edilince sesi soluğu çıkmamakta. Suriye'nin kuzeyinde Kürt devleti kurulurken üç maymunu  oynamakta. Türk köylüsünün tarlasını ektirmeyen, Türk sanayisini ortadan kaldıran Gümrük Birliği Antlaşmasına karşı suskun. Türkiye'nin başına bütün belaları açan ABD emperyalizmine karşı en küçük söylemi, eylemi olmayan bir parti ile milliyetçilik yan yana durur mu?

Şimdi kalkmış Kılıçdaroğlu ile Bahçeli kavgaya tutuşmuşlar. Neden mi? AKP ile koalisyon yapmak için... Kısacası RTE'yi kurtarmak için... Çünkü AKP demek, RTE demek. RTE'siz bir AKP düşünülebilir mi?

YCHP ve MHP'nin baştan beri birbirleriyle koalisyon yapma düşünceleri yok! Tek amaçları, AKP'nin yanına yamanmak, onu kurtarmak...

Kılıçdaroğlu, baştan beri AKP ile bir koalisyonun ortamını hazırlamakta. Seçim başarısızlığını bu yolla unutturmaya çalışmakta. YCHP yönetimi dar ufuklu bürokratlarla eğitimsiz ve egosunu tatmin için siyaset yapan kişilerden oluşmakta. Siyaseti, koltukta oturmak olarak görmekteler. Ne yazık ki 12 Eylül'le başlayan ve AKP ile sürmekte olan yeteneksiz siyasetçilik anlayışı, YCHP'ye de bulaşmış durumda.

Kılıçdaroğlu, uzlaşma pozlarıyla MHP'ye "siyasal rüşvet" denecek bir öneride bulundu. Başbakanlık... MHP, bu öneriyi reddetti. Kavganın nedeni bu sanılmakta. MHP, koalisyonu YCHP ile AKP'nin kurmasını istemekte. Nedeni açık... Çünkü hem iç hem dış gündem böyle bir ortaklığı gerektirmekte. "Üst akıl" da bu koalisyonu oluşturmak için kolları sıvamış durumda. Bu durumda MHP koalisyonlarda yer almak istemiyor. Koalisyona giren MHP biter, erir, gider. Onun var olma nedeni PKK... Açılım hem PKK'yı hem de MHP'yi güçlendirdi. Bileşik kaplar örneği...

AKP döneminin kadrolu muhalefet partilerinin bu kavgaları, gerçek sanılmasın. Göstermelik bir kavga bu... Amaç, seçmenin gözünü boyamak, algısını saptırmak... Her zaman olduğu gibi AKP kazançlı çıkacak bu durumdan. YCHP'nin AKP ile koalisyon görüşmelerinde pazarlık yapacak gücü bile yok! O kadar hevesliler ki pazarlık kozlarını çoktan açık ettiler. Unutulmasın ki Kılıçdaroğlu, bir kaset operasyonuyla koltuğuna oturtuldu. Kim getirdi onu oraya? Kemal Bey'in yaptıklarına bakın. Anlarsınız...

Not: 25 Haziran 2015 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.
Adil Hacıömeroğlu
23 Haziran 2015

25 Haziran 2015 Perşembe

YALANDAN YEMİN ETMEYİN!


23 Haziran 2015 günü, TBMM'de yemin töreni vardı. Eski bir alışkanlığımdır yemin törenlerini izlemek. Oturdum televizyonun karşısına, kısa süreli molalarla izledim yemin törenini.

Deniz Baykal, en yaşlı üye olarak başkanlık kürsüsünde. Deniz Bey, ilk kez 1973'te milletvekili seçildiğinde ben on dört yaşında,  lise bir öğrencisiydim. Yarım yüzyılı devirdik, Baykal hala milletvekili...

Başkanlık kürsüsündeki Baykal, heyecanlı ve mutluydu. İlk kez TBMM'ye giren çiçeği burnunda vekillerden daha heyecanlı olduğu söylenebilir.

Yemini okurken içeriğini duyumsayarak okuyan milletvekili sayısı çok az. Çoğu vekil, yasak savmak için yemin metnini okumakta. Yürekten okuyanlar, belli olmakta hemencecik... Sesteki heyecan, gözlerdeki ışık sarmalıyor Gazi Meclis'i. Metni okurken vurgulama ve tonlamalar yerli yerinde. Ne yazık ki böyle millet vekilleri çok değil...

AKP'liler, yemin metnini okurken "Atatürk, laiklik..." gibi çağdaş Türkiye'yi vurgulayan sözcükleri yuvarlamaktalar ağızlarında. Gözleri kaçamak bakışlar fırlatmakta ekranlara... Yandaşlarına "Yasalar böyle, zorunluluktan ant içiyorum." der gibiler...

MHP'li çoğu vekiller, yemindeki "Türk Milleti" bölümünü vurgulamaktalar.

YCHP'li vekillerin bir bölümünün yemin metnini usulen okudukları çok açık. Yemini duyumsayarak okuyan YCHP'li bazı milletvekilleri izleyenleri mutlu etmekte.

HDP'li vekillerin neredeyse hepsi, peşlerinden atlı geliyormuş gibi hızla okudular yemin metnini. Bu konuda önceden belirlenmiş bir eylem birliği var sanki... Amaç, okuduklarının anlaşılmasını önlemek. Ses tonları en düşük perdeden... Mırıldanır gibi okudu metni HDP'lilerin çoğu. "Atatürk, Türk..." sözcüklerini hep yuvarladılar ağızlarında. "Türk Milleti" yerine yarım ağızla "Türkiye milleti" diyenler de oldu. Ne yazık ki bu durumlarda yemin yinelenmesi gerekirken yinelenmedi. Çünkü Deniz Bey, mutluluk koltuğuna gömülmüştü. Huzursuzluk, tartışma istemiyordu.

İstiklal Marşı söylenirken HDP'lilerin dudaklarını bile kıpırdatmamaları gözlerden kaçmadı. Bölücü örgüt uzantısı olan HDP'nin Türkiye partisi olduğunu savlayanlar, bu durumdan ders çıkarırlar sanırım. Demek ki seçim mitinglerindeki Türk bayrakları, Atatürk posterleri bir kandırmacanın aracıymış.

Yazıyı ya da konuşmayı yeni sökenler gibi konuşan Eski İçişleri Bakanı Ala'nın yemin metnini yanlış okuması kimseyi şaşırtmadı. Zaten normal konuşmaları da pek anlaşılmıyor.

Yemin töreni sürerken bazı televizyonların canlı yayınlarına katılan kimi vekillerin yemin metnini eleştirmeleri ise ilginç. Yahu, be adam!.. İnanmadığın, eleştirdiğin bir yemin metninin içeriğine uyacağına neden namus ve şeref sözü veriyorsun. Namus ve şeref bu kadar ucuz mu?

Sözüm anayasanın ilk dört maddesini değiştirmek için pusuda bekleyen kimi vekillere... Namus ve şeref sözü verdiniz, unutmayın! O ettiğiniz yemin anayasanın ilk dört maddesini de içermekte... Benden anımsatması...

Dün gördüm ki, vekillerin çoğu yalandan yemin ettiler. İnanmadıkları şeyleri korumak için insan, namus ve şeref sözü verir mi? TBMM'nin açıldığı ilk gün inanmadığı şeyler için namus ve şeref sözü verenlerden, halk için bir şey yapmaları beklenebilir mi? Unutmayın ki: Hayvan yularından, insan sözünden tutulur.
Adil Hacıömeroğlu
24 Haziran 2015

22 Haziran 2015 Pazartesi

KILIÇDAROĞLU NEREYE KOŞUYOR?


Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Bahçeli'ye kurabilecekleri koalisyon hükümetinde başbakanlık önerdi. İlk bakışta olağanüstü siyasal özveri içeren bir öneri bu. Ancak işin asılına bakıldığında özveriden söz edilemez. Yalnızca son dönemeçten önceki önemli bir atak olarak görülebilir Kılıçdaroğlu'nun bu önerisi.

Kılıçdaroğlu'nun yüzde altmış olarak nitelediği ve koalisyon kurmalarını gerekli olduğunu söylediği üç parti: YCHP, MHP ve HDP. MHP, baştan HDP'nin  içeriden ya da dışarıdan destekleyeceği hiçbir ortaklıkta olmayacağını söyledi. Zaten böyle bir ortaklığı MHP yönetimi, tabanına anlatamaz. Bu nedenle böyle bir koalisyonun olma olasılığı yüzde sıfır. geriye AKP'li seçenekler kalmakta. AKP'nin büyük ortak olacağı ortaklıklar...

HDP, koalisyonlara girmekten yana değilmiş gibi gözükmekte. nedeni de açık. Bu partinin memlekete hizmet etmek gibi bir niyeti yok! Tek amaçları açılımın amacına ulaşması. Buna bağlı olarak da Öcalan'ın affı... Açılımı sürdürecek, bölücübaşını affedecek bir hükümeti kim kurarsa kursun HDP'nin tam desteğini alır.

MHP, baştan beri açılıma karşı. Bu nedenle AKP'nin sürdürmekte kararlı olduğu açılım süreci konusu bu iki partinin ortaklık yapmasının önündeki en önemli engel. AKP; açılımdan vaz geçerse bu engel ortadan kalkar. Bu olasılık çok zayıf. AKP'nin açılımdan vazgeçmesi, iç ve dış politikada bir dizi politika değişikliğini getirir. Bu durum, AKP'nin içeride ve dışarıda birçok ittifak ilişkisinin değişmesi anlamına gelir.

Kılıçdaroğlu'nun asıl amacının AKP ile büyük koalisyonu kurmak olduğunu defalarca yazdık, söyledik. Bu düşüncemizi seçimlerden önce de dile getirdik. YCHP yöneticileri bu konuda neredeyse hemfikir. Sorun tabanda... Parti tabanı AKP ile koalisyonu içine sindiremez. Bu nedenle de seçmenleri ikna etmek için birtakım siyasal hamlelere gereksinim var. Seçimlerin hemen sonrasında merkez ve yandaş medya kamuoyunu böyle bir koalisyona hazırlamak için özel çabalar göstermekteler.

Kılıçdaroğlu'nun Bahçeli'ye başbakanlık önerisi, AKP'ye giden yolda kendi seçmenlerini ikna etme, engelleri ortadan kaldırma atağıdır. Önce olamayacakları deneyip göstererek olabilecek olanı kamuoyunun önüne çıkarma hazırlığıdır.

Kılıçdaroğlu ve ekibi, seçmenlerine: "Bakın her seçeneği denedik, hertürlü özveride bulunduk; ama olmadı. Ülkeyi zor bir dönemde hükümetsiz bırakmamak için AKP ile koalisyona razı olduk. Ne yapalım, seçeneğimiz kalmamıştı." diyebilmek için uygun ortam yaratmaya çalışmaktalar.

ABD sözcüleri, emperyalizmin sesi olan dış basın, Küresel semayenin tahsildarı Derviş, Türkiye'deki sıcak para patronları, HDP/PKK, liberaller, dönek solcular... oturup düşündüğümüzde aklımıza gelebilecek ne kadar Cumhuriyet yıkıcısı ve Atatürk düşmanı varsa hepsi AKP ve YCHP koalisyonu için kolları sıvamış durumdalar. Çünkü mevcut sıcak paraya dayalı, üretimden uzak sistemin sürmesinden yanalar. En önemlisi de açılım sürecinin süemesinden istemekteler. Özerkliğin anayasaya sokularak Türkiye'nin bölünmesi önündeki anayasal engelin ortadan kaldırılmasıdır asıl amaç.

AKP-YCHP koalisyonunu istemeyenler mi kimler? Ulusalcılar, Kemalistler, Türkiye'nin bölünmesine karşı olanlar, ABD emperyalizmin oyunlarını fark edenler, emperyalizmin her türlüsüne karşı yıllardır savaşanlar, yüreği vatan ve Cumhuriyet için çarpanlar, uşaklığı reddedenler, Türkiye'yi Washington ve Brüksel'den değil de Ankara'dan yönetmek isteyenler...

Kılıçdaroğlu, kollarını sonuna kadar açarak AKP'ye koşmakta. Koşarken ayaklarının takılacağı engelleri yok etmek için özverili maskeler takınarak hem de... Kollarını açıp soluk soluğa koşmasının nedeni ise açılıma asker olmak içindir.

Kemal Bey, başbakan olmak istemiyormuş. Olmak isteseydi HDP'nin seçim barajını aşması için yürekten desteklerini sunar mıydı? Kendi partisinin başarısı yerine, başka bir partinin başarısına sevinir miydi?

Ey CHP'li kardeşim, oynanan bu oyuna kanma sakın. Özveri gösterileri gözünü boyamasın! Atatürk'ün kalıtına sahip çıkmak her zamankinde daha çok önemli. CHP, emperyalistlerin oyunlarında rol almak için değil, bu oyunları bozmak için kurulan bir partidir. Hele AKP'nin on iki yıllık Cumhuriyet düşmanı politikalarını aklamak, CHP'li yöneticilerin işi olmasa gerek.

Not: 22 Haziran 2015 tarihli Aydınlık gazetesinde "Açılımın devamı için AKP-CHP koalisyonu" başlığıyla yayımlanmıştır.

                                Adil Hacıömeroğlu
20 Haziran 2015

21 Haziran 2015 Pazar

KILIÇDAROĞLU, BAYKAL'A NEDEN KIZGIN?


7 Haziran seçimleri yapıldı. 10 Haziran'da Deniz Baykal, Erdoğan'la görüştü beklenmedik bir biçimde. Herkes görüşmenin içeriği konusunda farklı görüşler ileri sürdü. 

Birçok kişi, Erdoğan-Baykal görüşmesinin AKP ile YCHP arasında bir yakınlaşmayı sağlamaya yönelik olduğu düşüncesinde birleşti. Bunun iki parti arasında olası bir koalisyonun ön görüşmesi olduğu algısı kamuoyunca benimsendi. 

Baykal, Erdoğan'la görüşmeye giderken çocuklar gibi şendi. Kendince çok önemli bir iş yapıyormuşçasına mutluydu. Önemli bir uzlaşmanın sağlayıcısı pozlarındaydı. Görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, bu görüşmenin Kılıçdaroğlu'nun bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini söyledi. Açıklamadan sonra partisinin genel başkanıyla görüşmeye gitti. Bu görüşmede Erdoğan'la iki saat boyunca neler konuştuklarını anlatmıştır sanırım. 

Deniz Bey, Erdoğan'dan 9 Haziran gecesi görüşme önerisini alıyor. Ancak o gece değil, sabahleyin Kılıçdaroğlu'nu haberdar ediyor. Kılıçdaroğlu da görüşmenin üzerinden günler geçtikten sonra şöyle demekte: "Bilgim dâhilindeydi görüşme. Baykal gitmeye niyetliydi. Ben 'Sakın kaçak sarayda olmasın.' ve 'Koalisyon konusu olmasın.' dedim. Ama içeride koalisyon da görüşülmüş. Sayın Deniz Baykal'ın o gece bana neden ulaşamadığını ise ben de anlamadım. Tam tersine o gece saat 24.00'ten sonra ayaktaydım ve uyumuyordum." Bu sözlerden anlaşılacağı üzere Kılıçdaroğlu, bu görüşmenin olması konusunda gönülsüzmüş. İstemediği konuların da konuşulduğunu belirmekte Kemal Bey. Durum böyleyse neden on gün sustun? Neden zamanında bu görüşmenin partiyi bağlamayacağını söylemedin?

Kılıçdaroğlu kızgın Baykal'a. Hem de çok... 

Baykal, Erdoğan'la görüşmeden ayrılırken ayaküstü yaptığı açıklamada "RTE'nin her türlü koalisyon fikrine açık olduğunu" söyledi. Aradan neredeyse on gün geçti. Kılıçdaroğlu, Baykal-Erdoğan görüşmesiyle ilgili olarak kızgınlık dolu, biraz da eski genel başkanını suçlayıcı bir açıklama yaptı. Neden bu kadar bekledi Kemal Bey acaba? Deniz Bey'e kızgınlığının nedeni ne?

Seçimlerden önce kotarılan AKP-YCHP koalisyonu, kamuoyu alıştırıla alıştırıla açıklanacaktı. Sessiz ve derinden giderek koalisyonun çatısı çatılacaktı. "Türkiye'yi girdiği darboğazdan kurtarmak, toplumdaki kutuplaşmayı önlemek için iki büyük partinin bir araya geldiği" öne sürülecekti. Toplum da bu özverili kahramanları(!) alkışlayacaktı vatan sevgilerine(!) hayran kalarak. 

Ne yazık ki Baykal'ın görüşme sonrası açıklaması işleri terse döndürdü. CHP tabanı, AKP ile koalisyona şiddetle tepki gösterip direnmeye başladı. Böylece Kılıçdaroğlu ve ekibinin işi zorlaştı. Koalisyon planı önceden kamuoyuna çıtlatıldı. Bu da işleri zorlaştırdı tabi ki... Kızgınlığın nedeni, önceden yapılan hesapların bozulup sapa sarması. 
         Bekleyelim bakalım, eteklerden daha ne taşlar dökülecek? 
Adil Hacıömeroğlu
20 Haziran 2015

19 Haziran 2015 Cuma

ABD, KÜRT KORİDORUNU YARILADI

ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Suriye'ye saldırmaktaki asıl amacının Ortadoğu'da bir Kürt devleti (2.İsrail) kurdurmak olduğunu aklı başında ve yüreğinde birazcık emperyalizm karşıtlığı olan herkes yazdı, söyledi. Ne yazık ki ABD'nin dümen suyuna gitmeyi çağdaşlık ve özgürlük sayan kimi aymazlar, bu gerçeği görmediler.

PKK/PYD, önce Suriye'nin kuzeyinde kantonlar kurdu. Bu kantonları merkezi yönetimden ayırarak kendi anlayışlarına göre yönettiler. Bu kantonlara, devletçikler de denebilir. Şimdi sıra geldi bu devletçiklerin birleşmesine....

PKK/PYD, doğudaki Cizire ile batıdaki Ayn El Arap kantonlarını birleştirmek için harekete geçti. Karadan PKK/PYD güçleri, havadan ABD uçakları topyekun bir savaş başlattılar. IŞİD'in elinde bulunan Tel Abyad'ı kuşattılar. ABD ve müttefiki PKK/PYD'nin kente yaklaşmasıyla çevre köylerde yaşayan halk Türkiye sınırına yığıldı. Daha sonra Tel Abyad boşaldı. Türkiye sınırına yığılan çaresiz insanların Türkmen ve Araplardan oluşması ilginç. PKK/PYD, Kürt olmayan halkı bölgeden sürerek etnik temizlik yapmakta. Bu etnik temizlik karşısında Türkiye ve dünyadaki insan hakları örgütleri, demokrasi ve barışı dilinden düşürmeyen iki yüzlüler suskun.

Suriye haritasını gözümüzün önüne getirdiğimizde kuzeyde doğudan batıya doğru PKK/PYD işgalinde bir bölgenin oluşturulduğunu görmekteyiz. Daha batıda PKK/PYD kontrolünde Afrin var. Önümüzdeki günlerde ABD destekli bölücü örgüt, kuzeydeki koridoru Afrin'e de uzatacak. Böylece Akdeniz'e ulaşmak kolaylaşacak. Suriye çatır çatır bölünmekte. Hem de AKP hükümetlerinin desteğinde. Orada kurulmakta olan Kürt devletçiği, AKP'nin Suriye konusundaki yanlış politikaları sonucunda oluştu.

Irak'ın kuzeyinde zaten ABD korumasında bir Barzanistan var. Kürtçü bölücü örgütlerin uzun vadeli amaçları ne? Dört parçadan oluşan Büyük Kürdistan'ı kurmak. Bu işin Irak ve Suriye ayağı tamam... Sırada Türkiye ve İran ayakları var.

Türkiye'yi yöneten aymazlar, Lozan'ı rafa kaldıracak bir ayrışma sürecine destek oldular, olmaktalar... Suriye ve Irak'ın bölünmesi demek, Türkiye'nin de bölünmesi demek. Bu kadar yalın ve açık bir gerçeği görememek ancak "aymazlık" ve "ihanet" sözcükleriyle açıklanabilir.

Suriye'deki bölücü yangın pek yakında Türkiye'ye de sıçrayacak. Bu nedenle Türkiye, Suriye konusundaki politikalarını değiştirmeli. Esat'ın terörizm ve bölücülüğe karşı verdiği savaşımı desteklemeli. Türkiye ile Şam yönetimi işbirliği yapmalı. Suriye'nin toprak bütünlüğü sağlanırsa Türkiye'nin de bütünlüğü korunur. Yoksa durum çok vahim...

ABD çıkarları uğruna Ortadoğu paramparça edilmekte. Ortadoğu halklarının kanları, emperyalist çıkarlar için oluk oluk kupkuru toprağı sulamakta. Ne yazık ki Ortadoğu'nun mazlum halklarının içinden çıkan işbirlikçiler ABD çıkarlarına hizmet ederek altlarındaki toprağın kaymasına neden olmaktalar. İhanet, çatal dilli bir zehirli yılan gibi ölüm kusmakta eski uygarlıkların boy attığı kardeşlik topraklarında.
         Ortadoğu halklarının uygarlık geleneği, kardeşlik duygusu, bağımsız yaşama isteği emperyalizmin amaçlarını er geç boşa çıkaracak. Zaman, emperyalizme karşı birleşme zamanıdır.
Adil Hacıömeroğlu
18 Haziran 2015

YCHP'NİN KOALİSYON İLKELERİ


YCHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, partisinin koalisyona katılma ilkelerini açıkladı. Tabi, bunu yaparak her hangi bir koalisyonda yer alma konusundaki isteğini de belirtmiş oldu. Kılıçdaroğlu ne pahasına olursa olsun hükümette yer almak istemekte. 

Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı ilkeler, temel sorunları çözmeye yönelik değil. Daha çok göz boyayarak CHP tabanını avutmak niyetinde. Olası bir AKP koalisyonu için seçmenini ikna etmenin peşinde Kemal Bey.

Kılıçdaroğlu'nun koalisyon için öne sürdüğü ilkelerden biri, anayasa değişikliği... Anayasa değişikliği denince özellikle "özgürlükçü bir anayasa" ya da "12 Eylül anayasasının değiştirilmesi" sözleri kulağa hoş gelmekte ve bu sözler, çok sayıda yandaş da bulmakta. Ancak "12 Eylül anayasasını değiştirip özgürlükçü bir anayasa yapacağız." diyerek anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemez ilk üç maddesinin tartışmaya açılması, geriye dönüşü olmayan  bir yanlışın yapılmasıdır. Kılıçdaroğlu, bu konuda kamuoyuna ve parti tabanına tatmin edici bir açıklama yapmalı. 

"Yeni dış politika oluşturulması" maddesi de koalisyon ilkelerinden bir tanesi. "Yeni dış politika oluşturulurken" özellikle Ortadoğu'da var olan parçalanma konusunda ne düşünmekteler? Irak ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması konusunda ABD politikalarından ayrı duracaklar mı? Güneyimizde kurulmakta olan İkinci İsrail konusunda ne yapacaklar? ABD'nin Akdeniz'e açmakta olduğu Kürt koridorunu destekliyorlar mı, yoksa iktidar olduklarında bu Amerikan projesini nasıl engelleyecekler? Türkiye'nin endüstrisini, tarım ve hayvancılığını mahveden Gümrük Birliği Antlaşması için ne düşünüyorlar? Bu soruların yanıtları açıkça verilmeli. Eğer bu konuda var olan duruma uygun davranılacaksa dış politikada bir değişiklik olmayacak demektir.

Kemal Bey'in koalisyon ilkeleri arasında özelleştirmelerin olmaması büyük bir eksiklik. Özelleştirmelerle Türkiye, üretimden vazgeçerek tüketime yönelmiştir. Sanayisi tükenmiştir. Tarıma dayalı endüstri kuruluşları talan ettirilince çiftçinin tarlası boş kalmıştır. YCHP, bu konuda ne düşünmektedir? Devlet, ekonomide yeniden yer alacak mı; yoksa halk, bugün olduğu gibi vahşi kapitalizmin insafına mı terk edilecek? 

YCHP'nin koalisyon ilkeleri arasında "planlı ekonomi" maddesini göremeyince şaşırdığımı söyleyebilirim. Planlı ekonomi, sanayiyi geliştirmenin ve tarımda üretimi artırmanın olmazsa olmazıdır. Bu da Atatürk'ün CHP'sinin Türkiye'ye bir armağanıdır. 1930'lu yıllarda büyüme rekorlarının kırılması bundandır. Ekonominin dinamizmini oluşturan kalkınma planları, bizim gibi yoksulu ve işsizi bol bir ülkede yaşamsaldır. 

Kılıçdaroğlu, özellikle AKP ile koalisyon yaparlarsa kendilerine oy veren seçmenin sert muhalefetiyle karşılaşacağının farkında. Bu nedenle seçmene hoş gelecek yüzeysel konularla gönül almaya çalışmakta. Türkiye'de birçok sorunun temeli olan ekonomi ve dış politikada AKP'dan farklı olan düşünceler, ayrıntılı olarak anlatılmalı kamuoyuna. 

Emperyalizme karşı savaşmak için kurulan CHP, ABD ve küresel güçlerin dayattıkları siyasete mi teslim olacak, yoksa tarihsel misyonu gereği bağımsızlıktan yana mı olacak? İşte, bütün sorun bunun yanıtında yatmakta.

Yıkılan Cumhuriyet kurumları konusunda YCHP'nin tavrı ne olacak? Bu kurumların yeniden toplum yaşamına kazandırılması için neler yapılacak? Kılıçdaroğlu'nun koalisyon ilkeleri, Cumhuriyet kurumlarının yıkıntıları üzerinde mi yükselecek? Cumhuriyet olmadan çağdaş bir Türkiye kurmak olanaklı olur mu? 

Beklerdik ki Kılıçdaroğlu'nun koalisyon ilkelerinin başında Cumhuriyet'in yeniden kazanılması olsun. Ne yazık ki Cumhuriyet'i koruma düşüncesi, ülküsü YCHP yöneticilerinin gündeminde yok! Cumhuriyet'siz bir YCHP ne işe yarar?

 Not: 18 Haziran 2015 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.
 
Adil Hacıömeroğlu 
16 Haziran 2015


12 Haziran 2015 Cuma

YCHP YÖNETİMİ SEÇİM KAZANMADI, DEMEYİN!

YCHP yöneticilerinin 7 Haziran seçimlerinden önce yaptıkları açıklamalar ilgi çekiciydi. Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere birçok genel merkez yöneticisi, HDP'nin seçim barajını aşması için yurttaşları yönlendirici açıklamalar yaptılar. Açık söylemek gerekirse kendi partilerine oy istemek yerine, bölücü bir partinin güçlenmesi için çaba gösterdiler. Aslında bu durum, hem parti tüzüğüne göre suçtur hem kurultayın iradesini kötüye kullanmadır hem de ahlaki açıdan uygunsuzdur. Çünkü bir yönetici, görevini en iyi yaparak iş ahlakına uygun davranmalı.

Bazı YCHP yöneticilerinin HDP aşkı seçimden sonra da sürmekte. YCHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, seçim gecesi yaptığı açıklamada: "Görülüyor ki CHP seçmeni, HDP'ye verdiği oyla demokrasinin kazanmasını sağlamıştır." Tekin'in demokrasi anlayışına hayranlık(!) duymamak elde değil. Kırk bin kişinin öldürülmesinden sorumlu PKK'nın siyasal uzantısı bir partiye böylesine demokratik bir misyon yüklemek demokrasinin"d"sinden haberi olmayanların yapacağı bir iş. 

Tekin'in seçim öncesi HDP'nin seçim barajını aşması konusundaki telkinlerine en çok uyan ise doğum yeri Ardahanlı seçmenler. Yıllardır CHP'nin kazandığı milletvekilliği bu kez HDP'ye geçti. 

Tekin, yöneticisi bulunduğu partinin başarısızlığını irdelemek yerine, başka bir partinin başarısına sevinmektedir. Başka bir partinin başarısından övünç duyan yöneticilerle YCHP'nin seçim kazanması olanaklı mı?

YCHP'nin ikinci adamı Tekin HDP'nin başarısına sevinir de belediye başkanları susup dururlar mı? Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, "Milletvekilliği seçiminde partisinin kentte ilk kez birinci olması ve HDP'nin de barajı aşması üzerine Cumhuriyet Meydanı'nda halka teşekkür pilavı" dağıttı. İşe bakın! Kentte birinciliği kutluyorsan güzel... Ancak HDP'nin barajı aşması neden söz konusu? Sen hangi partinin üyesisin? 

Çanakkale belediye başkanının asıl yaptığı iş, HDP'nin başarısını kutlamak. "CHP'nin kentte birinci olması kutlaması" asıl amacı örtmek için... Halktan gelecek olası tepkileri böylece önleyebileceğini düşünmekte.

Adı "Cumhuriyet" olan bir alanda bölücü ve Atatürk düşmanı bir partinin başarısını kutlamak, Atatürk'ün kurduğu bir partinin yöneticisine yakışır mı?

YCHP'nin genel başkan yardımcılarından Şafak Pavey, Demirtaş'la Atatürk Havaalanı'nda karşılaşıyor. Demirtaş'a söyledikleri ilginç... "Birlikte iyi salladık diye düşünüyorum." Pavey, bu sözleriyle HDP ile ittifakı açıklamakta. HDP'nin seçim barajını aşmasından ne kadar çok mutlu olduğunu saklamakta.

AKP-HDP/PKK, Cumhuriyet'i birlikte yıktılar. Atatürk devrimlerine karşı ortaklaşa var güçleriyle savaştılar. Şimdi sıra vatanı bölmeye geldi. YCHP yöneticileri Cumhuriyet yıkıcısı HDP'ye destek oldu seçimlerde. Şimdi de sıra AKP ile hükümet kurmaya geldi. Cumhuriyet'in yıkıntılarını ortadan kaldırma görevini YCHP yöneticilerine yaptırmakta bir üst akıl...

Neredeyse herkes YCHP yönetiminin bugüne kadar seçim kazanamadığını söylemekte. Tamam, doğrudur bu düşünce. Ancak haksızlık yapmayalım Kılıçdaroğlu'na ve ekibine... 

YCHP yöneticileri kendi partilerine seçim kaybettiriyorlar; ama baksanıza HDP'ye seçim kazandırdılar. Bu başarı değil mi? Daha önce de RTE'yi yoktan var etmediler mi? 

Övünmek de sevinmek de haklarıdır. 

        Not: 12 Haziran 2015 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

Adil Hacıömeroğlu
10 Haziran 2015

11 Haziran 2015 Perşembe

AKP-CHP KOALİSYONU

7 Haziran seçiminin sonucuna göre koalisyon kaçınılmaz. Gerçi dışarıdan destekli kurulacak bir azınlık hükümeti de seçenekler arasındadır; ancak böyle bir hükümetin ömrü uzun olmaz. Dışarıdan destekleyen partinin akla mantığa sığmaz isteklerine boyun eğmek zorunda kalır çoğu zaman.

Bakmayın seçim gecesinden itibaren parti sözcülerinin söyledikleri sözlere... Efendim falan parti kırmızı çizgilerini açıklamış... Filan parti koalisyonlara razı değilmiş... Bunların hepsi "İstemiyorum, yan cebime koy." tavırları. 

Siyaset omurgasızlaştı. İyi yalan söylemek, çabucak kıvırmak beceri sayılmakta. Kırmızı çizgileri olduğunu söyleyenler, kalkarlar derler ki: "Ülkemizi hükümetsiz bırakmamak ve kaosa yol açmamak için koalisyona evet dedik." Bu yalana inananlar da "Bakın şu siyasetçilere, memleket için nasıl da özveride bulunmaktalar..." diye düşünüverirler.

Neden koalisyon? 

TBMM'de yer alacak dört parti de erken seçim istemez bu aşamada. Çünkü dördü de aldıkları oydan memnun. Seçim risk taşır. Var olan gücünü koruyamamak söz konusu olabilir. Ayrıca milyarlarca lira harcayarak TBMM'ye giren vekiller, ballı emekliliği kazanmak ister. 

  Koalisyon isteği, daha çok dış desteklidir. ABD ve küresel para babaları hükümet istemekteler ivedilikle. Aylar öncesinden bu hükümetin ortaklarını da söylediler açıkça: AKP-CHP... Vatan Partisi sözcüleri seçim süreci boyunca bu koalisyonun olacağını defalarca söylediler. Ne yazık ki merkez ve yandaş medyanın yalanlarına alışmış birçok kişi bu gerçeğe inanmak istemedi. Yazılarımızda Kemal Derviş'in (emperyalizmin tahsildarının) İstanbul'a gelip yerleştiğini ve amacının da AKP-CHP koalisyonunu kurmak olduğunu yazdık. Ama hep hayal kurmakla suçlandık. 

Neden AKP-CHP koalisyonu?

İlk neden bölünme açılımının sürmesi... Kurucu parti karşı çıktığı sürece bölünme anayasası kabul edilemez. YCHP yönetimi, açılım konusunda AKP'den daha çok istekli. Zaten CHP'ye kaset operasyonu bunun için yapılmadı mı? Açılıma HDP de destek verdiğine göre anayasa değişiklikleri TBMM'den kolayca geçebilecek ve halk oylamasına gerek kalmayacak. 

AKP-CHP koalisyonunun ikinci ve en önemli nedeni ise Türkiye'nin ekonomisidir. Türkiye, 24 Ocak kararlarıyla üretimden vazgeçerek tüketime yöneldi. Sürekli borçlanarak dışa bağımlılığını daha çok artırdı her geçen yıl. Dünya para merkezlerinin isteğiyle davranılmakta. Şu an uygulanmakta olan finansa dayalı ekonomik sistemin sürmesinden yana küresel emperyalizm. Bu nedenle de sıkıntı istenmiyor. 

AKP-CHP koalisyonun alt yapısı hazırlanmaya başladı bile. Önümüzdeki günlerde özellikle CHP tabanını ikna çalışmaları başlayacak medyada. Bu koalisyonun Türkiye'ye büyük yararlar (!) sağlayacağı yönünde tartışmalar olacak. İşin merkezine de "demokrasi, barış, kardeşlik" konacak. Anlaşılacağı üzere zehir, şekere sarılarak yedirilecek kamuoyuna. 

Kılıçdaroğlu Cumhuriyet gazetesine: "Siyasi intikam yok, devri sabık yaratmayacağız." diyerek AKP'ye zeytin dalı uzattı. Bu sözler bir uzlaşma arayışına zemin yaratmanın ilk kıvılcımı. Şimdi CHP'li seçmen soracak: "Cumhuriyet yıkıcılığı, Ortadoğu'daki savaş suçları, Türkiye'yi böldürme açılımları, yolsuzluklar, hırsızlıklar ne olacak?" diye... Ne olacak, medyanın beyin yıkama operasyonuyla üzerine bir bardak su içilecek... 

Önümüzdeki aylarda ekonomik bunalım derinleşecek. PKK'nın Türkiye'yi bölme atakları yoğunlaşacak. Bu işlerin günahlarını CHP'nin sırtına yıkacak gibi. CHP'ye bir tuzak kurulmakta. Tıpkı 2001'de DSP'ye kurulan tuzak gibi... Tuzağı kuran aynı: ABD ve tahsildarı Derviş... Tuzağa düşenler mi? Ulusalcılar, Kemalistler ve Cumhuriyetçiler...

Seçimde bir kısım seçmenini HDP'ye oy vermeye yönelten YCHP yöneticileri, böyle yaparak bölücü örgütü TBMM'ye soktu. Şimdi sıra AKP'yi aklamakta... Atatürk ve Cumhuriyet'in en büyük düşmanı iki parti YCHP sayesinde Cumhuriyet yıkıcılıkları nedeniyle meşrulaşıp ödüllendiriliyorlar. Hayırlı olsun, diyeceğiz; ama bu işte hayır yok ki!
Adil Hacıömeroğlu
10 Haziran 2015

9 Haziran 2015 Salı

7 HAZİRAN'DA KİM KAZANDI?

7 Haziran'da seçimler yapıldı. Sandıklar açıldığında birçok kişinin tahmin ettiği sonuçlar ortaya çıktı. ABD ve küresel sermayenin istediği partiler, TBMM'ye girdi. Bundan da anlaşılıyor ki tüketim ekonomisi sürecek. BOP kapsamında yürütülen dış politikadan vazgeçilmeyecek...

Seçim sonuçlarına bakılınca görünürde HDP'nin büyük bir başarısı var. Bir önceki genel seçime göre oylarını yüzde yüzden fazla artırdı. Seçim propaganda süreci boyunca AKP, YCHP ve MHP bölücü partinin barajı aşması için ellerinden geleni yaptı. 

Şöyle ki...

AKP ve RTE, seçim günü yaklaştıkça neredeyse tüm propagandalarında HDP/PKK'yı hedef aldılar. Seçim sanki AKP ile HDP arasında oluyormuş gibi bir algı yarattılar kamuoyunda. Bu nedenle de özellikle CHP seçmenlerinden önemli bir bölüm AKP-RTE karşıtlığı esas alınarak HDP'ye oy verdi. Bir başka deyişle AKP-RTE, HDP'nin barajı aşması için önemli bir kitleyi bölücü partiye yönlendirdi. Zaten açılım politikalarıyla Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunda yaşayan Kürt kökenli yurttaşları HDP/PKK'ya terk etti. Oradaki yurttaşlara, siyasal olarak HDP'den başka bir seçenek bırakmadı. Bir başka deyişle Kürt kökenli yurttaşlarımızı PKK'nın kucağına attı AKP. PKK'yı ve Öcalan'ı aklama yarışına girdi AKP sözcüleri. Aslında HDP/PKK'yı cilalama işini, önce AKP başlattı.

YCHP'ye gelince...

Seçim süreci başladığı andan itibaren başta Kılıçdaroğlu olmak üzere birçok YCHP yöneticisi, HDP'nin barajı aşması gerektiğini söylediler. Bu söylemler, zaman zaman yinelendi. Bu yolla CHP seçmenlerinden bir bölümü, HDP'ye oy vermeye yönlendirildi. Siyasette tarihte rastlanmadık bir biçimde bir partinin yöneticileri, kendi seçmenlerinin başka bir partiye oy vermesini istediler. Hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu iradesini reddeden bölücü bir partiye yönlendirildi seçmen. Bu YCHP yönetiminin bakış açısını anlamak bakımından önemlidir. Parti yöneticilerinin asıl görevi kendi partilerinin güçlenmesini sağlamaktır. Bu da daha çok oy alarak olur. 

Ya MHP?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim propaganda süreci boyunca HDP/PKK'yi pek eleştirmedi. Bu yolla da seçim, AKP ile HDP arasında geçiyormuş tuzağına düştü. Bu nedenle HDP'nin barajı aşmasına katkı yaptı. Milliyetçi olduğunu söyleyen bir partinin bölücü bir örgütü seçim süreci boyunca eleştirmemesi ilginç değil mi? Doğu Perinçek'in "Ermeni Soykırımı" yalanına karşı başlattığı hukuk savaşının önemli bir ayağı olan AİHM'deki davada ortalıkta görünmedi MHP yöneticileri. Böylece Türkiye'nin yanında yer almadılar. Ayrıca AKP hükümetleri döneminde Ege Denizi'nde yüz elli iki adacığın Yunanistan tarafından işgaline karşı da nedense suskun kaldı MHP. Bundan da anlaşılmaktadır ki Bahçeli liderliğindeki MHP, küresel güçlerin dayattığı bir milliyetçilik anlayışıyla davranmaktadır. Türkiye'nin sözde değil, özde milliyetçilere gereksinimi var. 

Seçimde AKP, belirgin bir oy yitimine uğramıştır. Bu nedenle seçimin asıl yenilenidir. 

YCHP, yüzde bir civarında oy yitirmiştir. Seçimin ikinci yenilenidir. 

MHP ise yüzde üçe yakın bir oy artışı sağlasa da oldukça yıpranmış bir iktidar partisine karşı bir üstünlük sağlayamamıştır. Bu nedenle seçimin kaybedenlerindendir. 

HDP'nin oylarını artırması ise Türkiye'nin kaybetmesidir. Lozan'ın tehlikeye girmesidir. Ulusal birliğe, ihanet hançerinin saplanmasıdır. 

Seçim sonuçlarına bakıldığında Gümrük Birliğinden, NATO'dan yana olanlar; BOP'a karşı çıkmayanlar, Türkiye'nin kurucu iradesini savunmayanlar kazandı. 

Kaybedense Türk Ulusu'dur. Türkiye Cumhuriyeti'dir. Üretim ekonomisidir. Asıl kazanan ise küresel emperyalizmdir.
Adil Hacıömeroğlu
9 Haziran 2015

7 Haziran 2015 Pazar

SEÇİM, YENİ BİR UMUT MU?

Türkiye, bugün sandığa gitmekte. Amaç, siyaseti tazelemek... Demokrasisi oturmuş ülkelerde yıpranan iktidar partileri, yerlerini yeni projeleri ve dinamik kadroları olan muhalefet partilerine bırakırlar seçimlerde. Ülkemizde ne yazık ki böyle olmuyor.İktidarla birlikte muhalefet de yıpranıyor. 

İktidarla muhalefetin birlikte yıprandığı bir başka demokratik ülke yok sanırım. Bu nedenle bugünkü seçimlerde halkın umudu zayıf... Seçim sonuçları açıklandıktan sonra mevcut yönetim anlayışının fazlaca değişmesi olası değil. Çünkü medyanın yönlendirmesi ve TBMM içindeki partilerin politik olarak birbirine yaklaşması seçmenin kafasını karıştırmakta. 

Seçimden sonra kurulacak hükümet büyük sorunlarla karşılaşacak. Türkiye, tarihinin en ağır ekonomik, siyasal bunalımını yaşamakta. Bunlara güvenlik sorunu da eklenmeli. Sandıktan çıkması olası hükümet seçenekleriyle bu sorunlar çözülemez. Çözülemeyen sorunlar daha da büyür. 

Türkiye'nin ekonomik ve siyasal sorunları, dış politikadaki yanlışlarla birleşmiş durumda. Neredeyse tüm komşularıyla kavgalı ya da küs olan bir ülkenin iç sorunlarına çözüm bulması olanaksız. Öncelikle dış sorunlar, akılcılıkla ortadan kaldırılmalı. Bunun olması için de Türkiye, ABD ve Batı Avrupa ülkeleriyle anlaşmalarını yeniden gözden geçirmeli. İvedilikle Türkiye'yi işsiz ve aşsız bırakan Gümrük Birliği Antlaşması rafa kaldırılmalı. 

NATO, Türkiye için tehdit oluşturmakta. Bu konuda da gerekli ulusal tavır gösterilmeli.

Yukarıda belirttiğimiz sorunlar ancak bir milli hükümet programıyla aşılır. Kısa vadede böyle bir olasılık yok. 

Seçim sonucu ne olursa olsun, kim kazanırsa kazansın bir, bilemediniz bir buçuk yıl sonra erken seçim var. İşte, o zaman milli hükümet seçeneği Türkiye gündeminin birinci sırasına oturacak. Çünkü iş göremez ve umut yaratamaz muhalefete, ülkeyi iflasa sürükleyen bir iktidar partisine bu seçimde seçmenler son kez oy verecek. Yıllar süren bir muhalefet başarısızlığını, halkın uzun süre taşıması olanaksız. Muhalefete, siyasete yeni kan gerek. Yarından itibaren Türkiye siyasal gündeminin belirleyici gücü Vatan Partisi olacak yüzde kaç oy alırsa alsın. Çünkü halka, milli çözümler sunmakta. Üreten ve birleşen Türkiye diyen bir siyaset anlayışını kim engelleyebilir ki?
         Not: Bu yazı, sandıklar açılmadan yazılmıştır.
Adil Hacıömeroğlu
7 Haziran 2015
        

5 Haziran 2015 Cuma

BEYTÜŞŞEBAP'TAN YÜKSEKOVA'YA

         
Vatan Partisi, 2 Haziran 2015 günü Hakkâri'nin Yüksekova İlçesinde miting yaptı. Hem de tüm engellemelere karşın... Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, burada kardeşlik ve birlik iletisini Türkiye'nin dört bir yanına duyurdu.

Vatan Partisi'nin Yüksekova mitingi büyük engellemelerle karşılaştı. En başta kent dışından Yüksekova'ya gidişler engellendi. THY, Vatanlılara kiralık uçak da bilet de vermedi. Amaç, mitinge katılacakların sayısını az tutmaktı. Oysa, AKP yöneticilerinin unuttuğu bir şey var: Siyasette nicelikten çok nitelik önemlidir. Davasına inanan insanlar azınlık da olsalar, hedeflerine varmak için sabır ve azimle savaşım verirler.

Yüksekova mitingine, Hakkârililerin katılımını önlemek içinse kentin on kilometre dışında bir yer gösterildi. Orası, güvenlik güçlerince çembere alındı ve halk, miting alanına sokulmadı. Tüm engellemelere karşın Sayın Doğu Perinçek'in kardeşlik iletisi gök kubbede yankılandı ve işitmez kulaklarda yer etti.

Yüksekova havaalanında bir polis memurunun Perinçek'e: "Mitingde Türk Bayrağı dalgalandırmak için size emniyet izin verecek mi?" demesi, AKP iktidarının Türkiye'yi getirdiği durumu anlamak açısından önemlidir. Yurdun bir köşesinde Türk Bayrağını taşımak, dalgalandırmak  ne zamandan beri izne tabidir?

Bayrak, bir ülkenin egemenliğinin, bağımsızlığının ve özgürlüğünün simgesidir. Eğer, kendi topraklarınızda bayrağınızı dalgalandıramıyorsanız, o topraktan vazgeçtiğinizi gösterir. Açıkça söylemek gerekirse yurdun bir bölümünü egemenliğinizin dışında bıraktınız demektir. Bu duruma yol açan devlet yöneticileri suç işlemişsayılırlar. Bunun cezası da yasalarımızda bellidir.

2 Eylül 2012 gecesi Beytüşşebap'ta (çuvalcı ABD'li generalin tam da ziyareti sırasında) askeri lojmanların balkonundaki Türk Bayrağı, terör örgütü yandaşları tahrik olmasın diye indirilmişti. O günden sonra Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde açılım nedeniyle bayraktan vazgeçilir oldu. Dağdaki teröristler, kentlere indi. Oralardaki kamu dizeni, terör örgütünün insafına terk edildi.

İşte, 2 Eylül 2012 gecesi Beytüşşebap'ta indirilen Türk Bayrağı, Doğu Perinçek liderliğindeki vatan fedailerince Yüksekova mitinginde yeniden dalgalandırıldı. İnen Türk Bayrağı yeniden toprağına kavuştu. Bu nedenle 2 Haziran 2015, tarihsel bir gündür. Türk Milletini ayrıştırmak isteyen ABD piyonu AKP-PKK'nın ihanetinin gerilediği, birliğin ve kardeşliğin güçlendiği bir gündür 2 Haziran.

Konunun daha iyi anlaşılması için BEYTÜŞEBAP'TA İNEN BAYRAK  http://adiladalet.blogspot.com.tr/2012/09/beytussebapta-inen-bayrak.html yazısını okumakta yarar var.
Adil Hacıömeroğlu
5 Haziran 2015

2 Haziran 2015 Salı

HDPNİN BARAJ AŞIRTICILARI

Son aylarda HDP/PKK'yı cilalamak için merkez medya seferberlik başlatmış durumda. Seçim yaklaştıkça HDP/PKK'yı parlatma çalışmaları hız kazandı. Kimler mi yapıyor bu işi? 

Sahte solcular, liberaller, yetmez ama evetçi dönekler, omurgasız sözde aydınlar, ilkesiz siyaset dehaları(?), ABD ve AB yandaşlığını çağdaşlık sanan ufuksuz zavallılar, koltuk düşkünü bazı üniversite hocaları, küresel emperyalizmin projelerini yinelemeyi görev edinen televizyon papağanları, yaşamı boyunca Cumhuriyet ideolojisini özümseyememiş güya laiklikten yana görünen köşe yazıcıları, Türkiye ve dünyadaki siyasal gelişmelerden habersiz kimi politikacılar...

"AKP iktidarı yıkılmalı." Evet, yıkılmalı... Ama nasıl? "HDP seçim barajını aşarsa AKP yıkılır." Kafaya bakınız. AKP kim, HDP kim? İkisi de BOP'un Türkiye'deki piyonları... İkisi de 12 Eylül rejiminin Türkiye'nin başına bela ettiği ABD yapımı Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları...

AKP ve PKK Cumhuriyet'i birlikte yıktılar. Ortadoğu'da akan kandan ikisi de sorumlu. Her ikisi de ABD'den rol istemekte... 

AKP'li Gül, ABD ile iki sayfa dokuz maddelik gizli anlaşma yapmıştı. Bu yolla da ABD'ye teslim olmuştu. 

HDP/PKK mı? Peşmergenin Ayn El Arap'a geçişi sırasında "Biji Serok Obama!" bağırışlarıyla yeri göğü inletmişlerdi. Obama'nın kendi önderleri olduğunu haykırmışlardı. Yani lidere bağlılık...

AKP'nin de HDP/PKK'nın da esinlendiği ideolojik önder Said-i Nursi'dir. Her ikisi de Şeyh Sait'i yüceltmekte. Ortaçağ karanlığını savunmakta birlikteler... Cumhuriyet'e, çağdaşlığa karşı savaşmakta ortaklar.

HDP/PKK'nin garanti milletvekilliği kazanacağı bağımsız adaylarla seçime girmek yerine parti olarak baraja rağmen seçime girmesinde asıl karar verici Öcalan'dır. Öcalan'ın da Hakan Fidan'dan bağımsız hareket etmediği bilinmekte. Bu da şu demektir: HDP'nin parti olarak seçime girmesi bir AKP projesidir. Amaç, bölücü örgütü medya cilalamalarıyla halkın gözünde masum ve mağdur göstermek. Bu yolla da açılım/bölünme sürecini hızlandırarak Cumhuriyet'i yıkmak...

Şimdi kalkmış bazı aklıevveller Amerika yapımı HDP/PKK ile BOP eşbaşkanını devirecekler. El insaf... Biraz akıl ve mantık... HDP ile AKP devrilir mi?

Neymiş efendim, HDP barajı aşarsa elli civarında milletvekili alırmış. Barajı aşamazsa bu vekillerin hepsi AKP'ye gidermiş. Sanki HDP'nin alacağı vekiller TBMM'ye girince bölücü amaçlarından vazgeçerek Cumhuriyet'in yeniden kurulması için savaşım verecekler(!). 

Eğer HDP barajı aşarsa Türkiye'nin bölünme süreci hızlanır. Koalisyon görüşmelerinde pazarlık gücü artar. Anayasa değişikliği isteği, hangi partiyle olursa olsun kuracakları ya da dışarıdan destekleyecekleri hükümetin programının ilk maddesi olur. Kısacası, Türkiye TBMM'nin içinden hızla bölünmeye gider. Halkın büyük çoğunluğu bu duruma sessiz kalmaz, halk duruma el koyar. 

HDP/PKK, barajı aşmazsa ne olur? Haksızlığa uğradıklarının propagandasını yaparlar. Medya, liberaller ve şaşkın solcuların desteğiyle mağduriyet üretmeye çalışırlar. Diyarbakır'da kendi meclislerini açmaya çalışırlar. Bu durum kabul görmez. Ardından isyan denemesi yapar bölücü örgüt. Bu da örgütün intiharı olur. 

HDP'nin seçim barajını aşması için olağanüstü çaba gösterenlerin, Vatan Partisi'nin barajda kalması için saldırgan bir tutum izlemeleri ilginçtir. Türkiye'yi bölmek isteyen terör örgütünün temsilcileri TBMM'ye girsin ama vatanseverler Atatürk'ün meclisinde olmasın öyle mi? ABD güdümlü PKK sever bu zevatlar, acaba bu düşünceleriyle kime hizmet etmekteler? Kime mi? Yanıtı çok basit... Efendilerine...
Adil Hacıömeroğlu
1 Haziran 2015