23 Temmuz 2015 Perşembe

ŞEHİTLER, BİZİM ŞEHİTLERİMİZ

                                   

Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’nde görev yapan iki polisimiz şehit edildi. Okan Acar ve Feyyaz Yumuşak’ı yaşamdan koparan ise PKK. Bölücü örgüt olayın ardından eylemi üstlenen açıklama yaptı. Polislerimize Tanrı’dan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum.

Saldırıyı, PKK’nın gençlik yapılanması HPG üstlendi. Bölücü örgüt: “DAİŞ (IŞİD) çeteleriyle işbirliği içinde olan iki polise karşı bir cezalandırma eylemi gerçekleştirildiğini” açıkladı. Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere iki polisimizin şehit edilmesi, PKK’nın Suruç katliamının intikamını almak içindir.

Şimdi burada geçtiğimiz günlerde HDP Eş Başkanlarından Figen Yüksekdağ’ın gözlerden kaçan bir açıklamasına değinmeliyiz. “Biz sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye ve PYD’ye yaslıyoruz. Bunu söylemekte ve savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz. Sırtımızı kime yasladığımızı söylüyoruz, bundan sonra da yaslamaya devam edeceğiz.” demekte Yüksekdağ.

YPJ, YPG ve PYD kim? PKK’nın yan örgütleri, kolları… Bu örgütler nerede faaliyetteler? Suriye’nin kuzeyinde… Destekçileri ve koruyucuları kimler? ABD ve İsrail… Bu örgütler, ne işle uğraşırlar? Terör eylemi yaparlar ABD’ye hizmet için… Bu örgütlerin, tabi ki PKK’nın asıl düşmanı kim? Türkiye…

Sırtını PKK’ya yasladığını söyleyen HDP’nin eş başkanı öncelikle suç işlemekte. Neden mi? Terör örgütünü övüp işbirliği yaptığını itiraf ettiği için…

Yüksekdağ, Ceylanpınar’da şehit edilen iki polisin öldürülmesini destekliyor mu? Bu soruyu yanıtlamalı öncelikle. Çünkü bu katliamı yapan, “sırtını yasladığı” bölücü örgüt.

7 Haziran seçimlerinden önce Türkiye partisi olduklarını söyleyen tüm HDP yöneticileri, Yüksekdağ’ın açıklamasına katılıp katılmadıklarını açıklamalılar. Kimin yanında olduklarını açıkça belirtmeliler. Türkiye’nin yanındalar mı, yoksa bölücü örgütün mü?

HDP/PKK’yı barış güvercini yapmaya çalışan aydın bozuntuları, iki polisin ve Adıyaman’da şehit edilen askerimizin öldürülmesi konusunda ne düşünmekteler? İnsanları katleden bir örgütten barış güvercini olur mu?

Seçimlerde HDP’ye baraj aşırtmak için olağanüstü çaba gösteren aymazlara da sözümüz var? Ardahan’da köy minibüsünü tarayan; polisi, askeri şehit eden bölücü örgüte “sırtını yaslayan” bir partiye destek verdiğiniz için pişman mısınız? PKK’nın kanlı eylemleri karşısında küçük de olsa bir vicdan azabı duyuyor musunuz?

Yüksekdağ’ın açıklamasından anlaşılacağı üzere HDP’nin demokratik yollarda siyaset yapma amacı yok! Bölücü örgüte “sırtını yaslayan” bir partinin siyaseti, silahtır.

Önce Suruç’ta ABD bombası patlatıldı, sonra Ceylanpınar’da polislerimiz öldürüldü. ABD-İsrail’in iki piyonu PKK ve IŞİD peş peşe yurttaşlarımızı katletmekte. ABD, piyonu olan iki terör örgütüyle Türkiye’ye savaş açmıştır. Bizler bu savaşta nerede duracağız?

Ey bir adım ötesini göremeyen siyasetçiler, işbirlikçiliği aydın olmak sanan zavallılar, HDP’ye baraj aşırtmak için sosyal medyada yurtseverlerle kavga eden aldatılmış kimi yurttaşlar, daha dün kırk bin kişiyi katleden PKK’yı mazlum görmeye çalışan saf yürekli halkım… Bu gaflet uykusu ne kadar sürecek? Vatan elden gidiyor farkında mısınız?

Şehitler bizim şehitlerimizdir. Onlara saygı duymak yurttaşlık ve insanlık görevimizdir. Suruç’ta PKK tarafından ölümün kucağına atılan gençler de bizimdir. Hem vatanımızı hem de insanımızı savunmanın zamanıdır.

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               22 Temmuz 2015

22 Temmuz 2015 Çarşamba

PKK, SINIR ÇİZİYOR

                                               

12 Temmuz 2015 günü Ardahan’ın Göle İlçesi’nde pikniğe giden bir araç taranıyor. Bu saldırıda Kanber Morkoç adlı yurttaş yaşamını yitirdi. HDP, saldırının sorumlusu olarak askeri gösterdi. Suçsuz bir köylünün öldürülmesini fırsata dönüştürerek geniş bir propagandaya başladı bölücüler. Tam da güvenlik güçlerine saldırı kampanyasına dönüşmek üzereyken olay, gerçek ortaya çıktı.

Boşuna dememiş atalarımız: “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” diye. Saldırıdan iki gün sonra Ulusal Kanal’ın internet sayfasında PKK’nın bölge sorumlularının telsiz konuşmaları yayımlandı. Üç gün sonra da yani 15 Temmuz’da bu kez Aydınlık gazetesinde manşete çıktı telsiz konuşmaları. Bu konuşmalardan anlaşıldığı üzere köylüleri taşıyan dolmuşu tarayan PKK. Sonrasında da Kanber Morkoç’un cenaze törenine katılanlar da HDP’liler. Kısacası, PKK öldürüyor; HDP cenaze töreni düzenliyor suçsuz yurttaşa.

Tarih, 20 Temmuz 2015… Tarih, 20 Temmuz 2015… Yer, Adıyaman… PKK’lılar, Jandarma Uzman Onbaşı Müsellim Ünal’ı şehit ettiler.

Neden mi?

Adıyaman-Çelikhan yolu üzerinde Koçali Barajı yapılmakta.

Niçin mi?

Yüzlerce hektarlık kurak, çorak araziyi sulamak için... Yani Adıyaman köylüsüne daha çok aş, daha çok iş sağlamak için... Toprağın verimini artırmak için…

PKK, baraj inşaatını engellemek için iş makinelerini yakmakta. Zaman zaman taciz ateşi açmakta. Bu yolla Adıyaman köylüsünün aş ve iş sahibi olmasını engellemekte. Kendini barış güvercini olarak sunan ve de Kürtlerin hakları için savaştığını söyleyen bölücü örgüt, ne yazık ki köylülerin ekmek kazanma haklarını engellemekte.

Ardahan ve Adıyaman, PKK’nın daha önceden çok fazla etkili olduğu ve eylem yaptığı iller değil. Açılım süreciyle Güneydoğu ile Doğu Anadolu’nun bir bölümünü PKK’ya terk edildi. AKP hükümeti sözde demokratikleşme paketleriyle bu bölgelerdeki güvenlik güçlerini karargâhlarına hapsetti. Dağlardaki teröristler kentlere indi. Halk, bölücü örgütün insafına bırakıldı. Neredeyse bölgedeki birçok ilimiz, PKK’nın kontrolüne girdi. Böylece özgüveni artan bölücüler, eylemlerini sözde devlerinin sınır illerine kaydırdı. Amaçları kendi sınırlarını belirlerken, bir yandan da saldırılarla demografik durumu de3ğiştirmek. Bu yolla da hem Karadeniz’e hem de Akdeniz’e açılacak yolları bulmak.

Ardahan ve Adıyaman saldırılarına benzer eylemler, önümüzdeki günlerde de olabilir. Türkiye’yi yönetenler, bu tehlikeyi görmeli. Açılım denen rezillikte vazgeçilmeli. Güvenlik güçleri, bölgede duruma yeniden egemen olmalı. Siyasetçiler oy uğruna aymazlık yapmamalı. Türkiye’nin BOP tuzağından kurtulmasının zamanı gelmedi mi daha?

                                   Adil Hacıömeroğlu
                                   21 Temmuz 2015



21 Temmuz 2015 Salı

SURUÇ’TA BOMBAYI KİM PATLATTI?

                                    

20 Temmuz 2015 sabahı Türkiye, Suruç’taki patlamayla uyandı. Bayram sonrası ilk iş gününde terörün kanlı eli otuz iki yurttaşımızın yaşamına son verdi. Yüzü aşkın da yaralı var.

İç ve dış medya,  patlama olur olmaz hemen işin sorumlusunu da açıkladı. IŞİD… Olay yeri incelemesi yapılmamış. Patlayıcının özellikleri ortaya çıkmamış. IŞİD, eylemi üstlenmemiş. Ama iç ve dış medya olayın faili konusunda hemfikir. Sanki patlamayı gerçekleştirenler, önceden dört bir yana haber salmış gibi…

Bir eylemi, kimin yaptığını ya da yaptırdığını anlamak için olayın sonucuna bakmalı. Bu eylemden kimin ya da kimlerin çıkar sağladığını görmeli.

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, Suruç’ta patlayan bombanın hedefi Türkiye’dir. Amaç, Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektir. Türkiye’de çatışmacı bir ortam yaratarak ve halkı hedef alan kanlı eylemler yaparak PKK’nın işini kolaylaştırmaktır. PKK’nın kanlı eylemlerine zemin hazırlamaktır.  Bölgesel ayaklanma çıkarmak için halkı kışkırtacak ortam yaratmaktır amaç. Suruç’taki patlama, PKK’yı kuzu postuna sokma eylemidir.

Suruç’taki bomba, Suriye’nin kuzeyinde açılmakta olan ihanet koridorunun amaca ulaşması içindir. İkinci İsrail’in kurulması amacıyla var olan engelleri temizlemek için otuz iki gencin yaşamına son verilmiştir. İhanet koridorunun önündeki en büyük engellerden biri Türkiye’dir. Türkiye, izin vermediği sürece İkinci İsrail kurulamaz. Bu nedenle Türkiye’nin ABD planları karşısında diz çöktürülmesi gerekir. Suruç’ta patlayan bomba, ABD’nin Türkiye’ye tehdit iletisidir. Önemli olan Türk tarafının bu iletiyi nasıl okuyacağıdır. Buna karşı alınacak tutum, Türkiye’nin de Ortadoğu’nun da yazgısını belirleyecek niteliktedir.

Gelelim, HDP yöneticilerinin konuyla ilgili açıklamalarına…

Suruç patlamasının ardında HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın ilk açıklaması ilginçtir. “Halkımız, siyasi kurumlarımız, sivil toplum örgütleri, belediyeler, meslek örgütleri gibi bütün toplumsal yapılar kendi güvenlik tedbirlerini de geliştirmelidir.” Bu açıklamayla HDP, kendi güvenlik örgütünü oluşturmak istediğini açıkça söylemekte. Çağrıda bulunduğu kurumlara ve kişilerin silahlanmalarını istemekte. Peki, kime karşı bu silahlanma? IŞİD’e karşı mı? Ya da IŞİD’i piyasaya süren ABD’ye karşı mı?

Hiçbiri değil tabi ki… PKK/HDP’nin silahlanma isteği, Türkiye’ye karşıdır. Amaçları, durumdan vazife çıkararak kendilerini mazlum göstererek silahlanmalarının haklı zeminini oluşturmaktır. Kendilerince kuracakları devletin parçalarını bir araya getirmektir.

Suruç patlamasının ikinci gününde Demirtaş, TBMM’yi olağanüstü toplantıya çağırmakta. Niçin mi?

“Birincisi, çözüm süreci. Çözüm süreci eğer parlamentonun dahiliyle, alacağı kararla selamete kavuşursa barışı sağlamamız daha kolaylaşacak. İkincisi, Türkiye’nin Rojava bölgesiyle ilişkileri… Dış politika ve IŞİD tehdidi de üçüncü gündem maddemiz olmalı.” demekte Demirtaş.

Eğer, Suruç’a bombayı IŞİD atmışsa (Büyük bir olasılıkla öyledir.) bunun çözüm süreciyle ilişkisi nedir? Demek ki HDP, bu katliamdan kendince yararlı bir sonuca gitmek istemekte. Bölünme sürecinin hızlanarak bir üst aşamaya girmesini istemekteler. Bölünme sürecinin TBMM’ce onaylanması için Suruç bombası sarılmakta bölücüler.

Türkiye’nin güneyindeki egemen devlet Suriye’dir. Düzeltilmesi, TBMM’nin ağırlığını koyması gereken ilişki, Ankara ile Şam’ın yakınlaşması ve teröre, bölücülüğe karşı işbirliği yapmasıdır. TBMM’nin bölücülerce Rojava adı verilen ihanet koridoruyla ilişkileri düzenlemesi demek, kendi varoluşunu inkârdır. Demirtaş, bu önerisiyle Türkiye’nin kendi meclisince bölünmesi için karar vermesini istemekte. Kısacası ihanete ortak aramakta.

Demirtaş’ın TBMM’nin olağanüstü toplanması için öne sürdüğü üçüncü madde de diğerlerine hizmet etmekte. Türkiye’yi de diğer Ortadoğu ülkelerini de asıl tehdit eden ABD-İsrail’dir. IŞİD ise bu tehditte ABD’nin küçük bir piyonudur, tıpkı PKK gibi.

IŞİD, yaptığı eylemlerle İkinci İsrail’in sınırlarını çizmekte. İhanet koridorunun oluşması için taşeronluk yapmakta. Bu konuda AKP hükümetlerinin aymazlıkları, Türkiye’ye zarar vermiştir, verecektir de… Türkiye, kendi toprak bütünlüğünü, güvenliğini, varoluşunu hedef alan planların içinde olmamalı. ABD-İsrail cephesine karşı durmalı. En kısa zamanda Şam’a dostluk elini uzatmalı. Ortadoğu ve Türkiye’de barış emperyalist planlara karşı çıkarak sağlanır. Emperyalistlerden rol bekleyenler, barışa hizmet edemezler.

Bombacını adresini arayanlar farklı yerlere bakmasınlar. Bomba, ABD-İsrail planıdır. Sahnede görünenlerse PKK ve IŞİD.

                                                Adil Hacıömeroğlu
                                               21 Temmuz 2015









9 Temmuz 2015 Perşembe

BİR BİLİM ADAMININ ACIKLI DURUMU



Yusuf Halaçoğlu… Tarih Profesörü… Özellikle Osmanlı dönemindeki Türk yerleşmeleriyle ilgili araştırmaları ilgi çekti kamuoyunda…

Atatürk’ün kurduğu Türk Tarih Kurumu’nun başkanlığını yaptı bir süre. 12 Eylül yönetiminin bağımsızlığını yok ederek devlet dairesi yaptığı Kurum’dan Evren Paşa’nın ardılı olan AKP iktidarınca görevinden alındı.

Halaçoğlu, 2011 seçimlerinde MHP’den milletvekili seçildi. Yıllarca Osmanlı arşivlerinde dirsek çürüten bir bilim adamı önceleri bocaladı siyasette. Sonra uyum sağladı partisiyle. Siyasette var olmanın yolunun lidere biat etmekten geçtiğini çok geçmeden öğrendi. Bilim adamının özgür, başı dik duruşunun yerini, günlük siyasetin gelgitleri arasında geçmişini ve tarihi unutan biri geldi.

Halaçoğlu, Baykal’ın TBMM başkanlığı için MHP adına görüş bildiriyor CHP’li Gök’e. Gök de bu bilgileri yetiştiriyor anında Baykal’a. Gizli kalması gereken bir görüşmenin taraflarını bir televizyonun canlı yayınında açık ediyor Baykal. Bu açıklama, Halaçoğlu’nu zor durumda bırakıyor. Canlı yayına bağlanarak kendisine atfedilen konuşmayı inkâr ediyor. CHP sözcüsü, Halaçoğlu’nu yalancı çıkarıyor açıklamalarıyla.

Halaçoğlu, MHP’nin Baykal’a neden oy vermediğini açıklamak, bu arada da kendini temize çıkarmak için basın toplantısı yapıyor. “Biz eğer Sayın Baykal’ı desteklemiş olsaydık kamuoyunda şunlar yansıyacaktı: ‘Siz, Baykal’ı seçtiniz, bir muhalif adı altında AKP’nin tabiriyle dinsiz bir partinin, inançsız bir partinin adamını seçtiniz.’ diye bize yükleneceklerdi.” demekte Yusuf Halaçoğlu. Bu sözler, ayıp ötesi bir söylem. Siyasette din sömürüsünün ulaştığı düzeysizliğin, nasıl bir bataklıkta debelenmekte olduğunun bir göstergesi Halaçoğlu’nun bu sözleri.

Türkiye’de çok partili yaşama geçildikten sonra sağcı politikacılar her fırsatta ama az, ama çok CHP’yi din karşıtlığıyla suçlamışlardır. Suçlamalar, çoğu zaman ima yoluyla yapılmıştır. Ezanın ve Kuran’ın Türkçeleşmesi konusundan tutun, yaşam tarzının çağdaş ölçülere getirilmesine kadar olan birçok devrim sağcı politikacıların birçoğunca din karşıtlığı olarak yorumlanmış. AKP iktidarıyla din bezirgânlığı zirve yapmış durumda. Aslında CHP nezdinde dinsizlik iftirası atılan Atatürk ve Cumhuriyet kurucularıdır. Bu söylemlerle Türk halkı, giderek gericiliğin pençesine düşürülmüş; Atatürk’ten, Cumhuriyet değerlerinden, modern yaşamdan, düşünceden ve anlayıştan uzaklaştırılmış. Sağ düşünce sistemi, bu yolla oy devşirirken Türkiye kaybetmiş.

Halaçoğlu, TBMM başkanlığı seçimiyle ilgili yaptığı görüşmede söyledikleriyle liderinin iradesine ters düşmüştür. Yürürlükte olan siyaset anlayışı gereğince üstüne vazife olmayan işlere karışmıştır. Üstelik görüşmede söylediklerinin gerçek olduğu kamuoyunca anlaşılınca halkın ve liderin önünde zor durumda kalmıştır. Suçluluk duygusuyla sert bir iftirayla kendini aklama yolunu seçmiş. Dinsizlik iftirasını attığı kim? Cumhuriyet’in kurucusu ve laikliğin mimarı, Atatürk.

Yusuf Halaçoğlu, TTK’nın başında bulunmuş bir kişi olarak başta Atatürk’e karşı ayıp etmiştir. Laik Cumhuriyet’e karşı yakışıksız bir iftiranın tarafı olmuş. Sayın bilim adamı, bu söylemleriyle kendi tarih bilincinin de sakatlığını ortaya koymuştur. Ne için? Günlük politik çıkar için… Bilim namusuna uymayan bir yol için…

Halaçoğlu’nun sözleri, bir bilim adamının düştüğü acıklı durumu göstermekte. Bilim, iftira atmaz, gerçeğin peşinde koşar soluk soluğa…

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               9 Temmuz 2015

4 Temmuz 2015 Cumartesi

İHANET KORİDORU NASIL YOK EDİLİR?



PYD/PKK’nın, ABD ve diğer müttefikleriyle Türkiye sınırı boyunca oluşturmakta olduğu ihanet koridoru, askeri çözümleri gündeme getirdi. Türkiye’nin Suriye topraklarına askeri müdahalesi, komşu ülkenin bölünmesini önler mi? İhanet koridoru, Ortadoğu’yu nasıl biçimlendirir? Bu sorular enine boyuna yanıtlanmadan olayların gelecekteki boyutları anlaşılamaz.

Öncelikle Suriye’nin tüm karışıklıklara karşın egemen bir ülke olduğunu belirtmeliyiz. Suriye’nin meşru bir yönetimi var. Bu yönetimin başındaki kişi de Beşar Esat… Suriye ve dolayısıyla da Ortadoğu’daki emperyalist planlara karşı çıkmak, onları etkisiz kılmak için öncelikle bölge ülkelerinin toprak bütünlüklerine ve egemenlik haklarına saygılı olmak gerek.

 Esat yönetiminin izni olmadan Suriye topraklarına yapılacak her askeri müdahale yanlıştır. Çünkü bu, Suriye’nin egemenlik haklarının ihlalidir. Esat yönetiminin varlığını hiçe saymaktır. Esat yönetiminin izni olmadan Suriye’ye yapılacak her türlü müdahale bu ülkedeki karışıklığı artırır. Şam’ı zayıflatır. Bölünmeye çanak tutar.

İhanet koridoru, dört ülkenin (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) bölünmesinin önemli bir adımıdır. Ayrıca ABD denetiminde gelecekte kurulacak Büyük İsrail’in oluşturulması için önemli bir dönemeçtir. İhanet koridorunun varlığı, tüm bölgeyi ateşe ve kana boğar.

Neden ihanet koridoru?

Çünkü ihanet koridorunun mimarı ABD ve İsrail’dir. Emperyalizm kendi çıkarını düşünür. Emperyalist bir plandan mazlum halklara bir yarar gelmez. Hele zalimliği tescillenmiş ABD ve İsrail’in Ortadoğu için iyi düşler kurması olanaksızdır. Akdeniz’e açılmak istenen ABD-İsrail koridoru, dört ülkenin bölünmesini gerektirmekte. Yani Kürtlerle Arap, Türk ve Farsların çatışması demek bu. Böyle bir durum, yıllarca sürecek can kayıplarına neden olacak.  Ayrıca Ortadoğu’nun zenginlik kaynakları, kargaşa ortamında emperyalistlerce yağmalanacak.  Bölge devletleri parçalanıp ufalanırken ABD ve İsrail büyüyecek. ABD ve İsrail çıkarları uğruna Ortadoğu’yu kan gölüne döndürecek bir sınır değişikliği tüm bölge halklarına ihanettir. Bu nedenle de bunun adı olsa olsa “ihanet koridoru” olur.

Bir devleti yöneten siyasilerdir. TSK’nın yapacağı eylemlere yön verecek olan da siyasal erktir. Ergenekon, Balyoz gibi kumpas davalarından sonra TSK’nın siyasal iradeye rağmen inisiyatif alması olanaksızdır. Ne yazık ki bu kumpas davaları nedeniyle TSK, az da olsa halk nezdinde itibar kaybetmiştir. Şu anki siyasal durum, TSK’nın öne çıkmasını engelleyecektir. TBMM’deki partilerin siyasal görüşleri ortada. Var olan TBMM çoğunluğu, Esat’la uzlaşmaya karşıdır. Partilerin tabanları, yönetimlerine büyük baskılar yapması gerek. Halkın baskı unsuru olmasıyla parti yönetimleri Türkiye’nin ulusal çıkarları yönünde karar alabilir. Bu nedenle ihanet koridoruna yapılacak askeri müdahalede sorumluluğu siyasal iktidar yüklenmeli.

İhanet koridorunun oluşmasını önlemek için ivedilikle neler yapılabilir?

Doğru siyaset gerçekleşebilecek amaçları öne çıkarmaktır. Olmayacak olanı öne çıkararak enerji tüketmek bir işe yaramaz. Bu nedenle gerçekçi amaçlar uğruna var gücümüzle çalışmalıyız.

Esat yönetimine karşı savaşan terör gruplarının nerdeyse hepsinin lojistik desteği büyük bir oranda Türkiye’den yapılmakta. Buna IŞİD ve YPG/PKK de dâhil… Zaten Suriye’de emperyalizmin işini kolaylaştıran da bu iki örgüt. Bu nedenle Türkiye öncelikle sınır güvenliğini sağlamalı. Sınırdan deyim yerindeyse kuş uçurtmamalı. Çok acil insani amaçlar dışında her türlü insan ve mal geçişi önlenmeli. Kontrol altına alınmış bir sınır, terör gruplarının yaşamsal kaynaklarını kurutacaktır.

Birçok kişi; “IŞİD’i anladık da YPG/PKK’ya Türkiye’den yardım mı gidiyor?” sorusunu soracak. Evet, YPG’nin en zor durumlarda kaldığı anlarda, Türkiye kapılarını açmıştır. Ayn El Arap’ta sıkışmış PYD/PKK’yı kurtaran Türkiye’dir. Yani bölücü örgüte kahramanlık destanı(!) yazdırtan AKP hükümeti olmuştur. Nasıl mı? Peşmerge kıyafetli ayrılıkçı savaşçılar, Türkiye topraklarını kullanarak geçmiştir Ayn El Arap’a. Yaralı teröristler Türk hastanelerinde tedavi olmuştur. İmha edilmekte olan bir terör örgütü AKP hükümetinin aymazlığıyla yaşama döndürülmüştür. Bu nedenle sınır güvenliği önemlidir.

Türkiye’nin milli güçleri, hükümetin Esat yönetimiyle iyi ilişkiler kurması için çaba harcamalı. Ankara, Şam’la barışmalı, işbirliği yapmalı. Eğer Esat yönetimi isterse ortak askeri harekâtlar düzenlenebilir. Terör gruplarının ortadan kaldırılması için askeri ve siyasal işbirliği gereklidir.

Türkiye; başta Rusya, İran, Mısır ve Irak olmak üzere Suriye’nin gerçek dostlarıyla ilişkilerini geliştirmelidir. Bölgesel işbirliği, ABD ve İsrail’in hareket alanını daraltacaktır. Böylece de terör gruplarının destekleri azalacaktır.

Türkiye’nin Suriye lehine bir diplomatik atak yapması için, milli güçler seferber olmalı. Bu konuda hükümet üzerinde baskı oluşturulmalı.

İncirlik üssü başta olmak üzere Türkiye topraklarında bulunan ABD’nin tüm askeri etkinlikleri sona erdirilmeli. Hava sahası, ABD ve İsrail’in askeri amaçlı uçuşlarına kapatılmalı. Bu konuda Türkiye’nin devrimci milli güçleri öncü olmalı. Kamuoyu oluşturmak için her türlü eylem biçimi kullanılmalı. Vatanın bütünlüğünden yana her yurttaş, sorumluluk alarak BOP’un amaçlarını ve ihanet koridorunun yıkıcılığını halka bıkmadan, usanmadan anlatmalı. Her türlü medya organını kullanarak kamuoyunda duyarlılık oluşturulması sağlanmalı.

Suriye bölündüğünde Türkiye de bölünür. Irak parça parça olduğunda Türkiye iç barışını sağlayamaz.  Bu nedenle Türkiye’nin güvenliği İran, Irak ve Suriye’nin güvenliğine, istikrarına bağlıdır. Bu dört ülke, güvenlikleri konusunda işbirliği yapmak zorundadır. İhanet koridorunu ve işbirlikçi hainliği önlemenin yolu budur.

                                               Adil Hacıömeroğlu
                                               1 Temmuz 2015




2 Temmuz 2015 Perşembe

KOLTUK DEĞNEKLERİ



Yıl, 2002… DSP, MHP ve ANAP koalisyonu işbaşında… Türkiye, büyük bir ekonomik bunalımı atlatmış. Hükümet, Derviş tarafından kundaklanmış. DSP paramparça… Hükümetin TBMM’de desteği kaybolmamış, yoluna devam edebilir durumda…

AKP yeni kurulmuş, arkasında büyük bir medya ve uluslararası destek var. Devlet Bahçeli erken seçimin tarihini açıklıyor durup dururken… TBMM’deki diğer partiler seçimden kaçmamak adına Bahçeli’nin kararına uyuyorlar.

Ve erken seçim oluyor. AKP tek başına iktidar… TBMM’deki tüm partiler meclis dışında kalıyor. Tabi Bahçeli’nin partisi MHP de…

AKP iktidarda, ama lideri Erdoğan siyasal yasaklı… Milletvekili seçilmesi olanaksız... Deniz Baykal, demokrat(!) davranma adına RTE’nin yasağını, AKP ile işbirliği yaparak anayasa değişikliğiyle kaldırıyor.

Sözün kısası RTE, Baykal sayesinde başbakan oluyor.

Yıl 2007… AKP iktidarına karşı tarihimizin en büyük kitle gösterileri yapıldı. Cumhuriyet mitingleri… AKP yıkıldı, gitti… Derken…

Deniz Bey seçim mitingi bile yapmadı. Kendi koltuğunu kurtardı, ama AKP güçlenerek iktidarını sürdürdü.

Yine 2007 yılı… Cumhurbaşkanlığı seçimi var. AKP adayı Gül, anayasal engele takıldı. Hani, şu ünlü 367 engeli… Engelli koşu ustası Bahçeli devreye giriyor. MHP grubu, TBMM’deki yerini alıyor ve Gül, Çankaya’ya çıkıyor.

Tarih, 19 Ekim 2009… AKP, Türkiye’ye Habur rezaletini yaşatıyor. Halktan büyük tepki var RTE’ye. AKP’nin kamuoyu desteği hızla düşmekte, CHP’nin oyları yükselmekte. Mayıs 2010’da Baykal’a kaset komplosu yapılıyor. Deniz Bey’in istifa ederek ayrıldığı koltuğa Kılıçdaroğlu oturuyor.

12 Eylül 2010’da anayasa değişikliği için halkoylaması var. CHP, hayır oyu için çalışmakta. Kemal Bey, PKK’ya af çıkarılmasından söz ediyor. Her şey ters yüz oluyor birden… Yükselen CHP’nin kamuoyu desteği azalırken erimekte olan AKP yükselişe geçiyor. Halk oylamasında AKP’nin istediği oluyor. Yasama ve yürütmeden sonra yargı da AKP’nin denetimine giriveriyor.

Yıl 2014… Cumhurbaşkanlığı seçimi var. RTE hemen aday olmuyor, gözü muhalefetin göstereceği adayda… Birden YCHP ve MHP çatı oluşturuyor. Çatıya da Ekmeleddin İhsanoğlu’nu oturtuyorlar. Kimsenin tanıyıp bilmediği bir aday… Herkes şaşkın… Ancak Ekmeleddin Bey’i tanımayan Kılıçdaroğlu ile Bahçeli mutlu… Çatı adayı için ortak bir miting bile düzenlemedi YCHP ve MHP. Sonuç mu? RTE, kaçak saraya oturdu kurtarıcıları sayesinde…

Yıl 2015… Genel seçimler yapılacak. AKP düşüşte. Devlet çökmekte… Ülke parçalanmanın eşiğinde… Dört bir yanımız ateş çemberi… RTE korku içinde… Sarayında huzursuz. Uykusunda karabasanlar var. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli imdadına yetişiyor. 7 Haziran seçimlerini kazanmamak için ellerinden geleni yapıyorlar. Sonuç: AKP, hafif hasarla seçimi atlatıyor.

10 Haziran 2015… RTE, Baykal’ı kabul ediyor. Deniz Bey’in ağzı kulaklarında… Kendisini önemli siyasal aktör sanmakta… Oyun kurucu RTE… Bakışları şeytani…

Deniz Bey, RTE’den aldığı gazla kolları sıvamış durumda… YCHP yöneticileri siyaset yaptıklarını sanmaktalar. Laf kalabalığının politika olduğunu düşünmekteler…

Üç muhalefet partisi, üç aday çıkarıyor TBMM başkanlığı için. RTE’nin kurguladığı tuzağa düştüler kahramanca(!)…

 Sonuç: Çatıcı Bahçeli mızıkçılık yaptı geçersiz oy verdirdi, kendi vekillerine. Kılıçdaroğlu uyudu bir adım ötesini göremedi. Ve yıkılmakta olan AKP’ye yaşam öpücüğü verdiler birlikte. TBMM başkanlık koltuğuna patinaj yaparak konuşan bir AKP’liyi oturttular.

Siyasiler, birbirlerini suçlayadursunlar…

Yurttaş öfkeli… CHP’liler Bahçeli’yi, MHP’liler Baykal ve Kılıçdaroğlu’nu suçlamakta… Arada HDP’ye laf çakanlar da var. RTE ise bu gece huzur içinde bir uyku için yorganı başına çekmekte. Sabaha kadar düşlerinde hep şeytani bir gülümsemeyle bakacak sarayının duvarlarına…

Eee, ne demiş atalarımız? “Deli bile düştüğü çukura iki kez düşmez.”  Bu, kaçıncı çukur?

RTE ve AKP koltuk değnekleri olduğu sürece hep ayakta kalır? Koltuk değnekleri mi kimler? Yıllardır yazıyoruz. Yazdıkça da kalemimize öfkeler kusulmakta. RTE; Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve Baykal’a bunca yılın iyilikleri için minnet duyuyor mudur acaba?
                                              

Adil Hacıömeroğlu
                                               1 Temmuz 2015

                                              






1 Temmuz 2015 Çarşamba

BAHÇELİ’NİN HAMLESİ



MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, TBMM başkanlığı seçimindeki davranışları ilginç. Çoğu kişi Bahçeli’yi, AKP adayının önünü açmakla suçlamakta. Bunun asıl nedeni, Devlet Bey’in AKP her tökezlediğinde ona uzattığı yardım elidir. Bu nedenle de Bahçeli’ye ve partisine AKP’nin koltuk değneği denildi. Bu yakıştırma nedeniyle kamuoyu haksız da sayılmaz.

MHP; CHP ile yapılması olası koalisyonun yolunu HDP’nin desteğine gerek duyulduğu için reddetti. Bahçeli “HDP ile yan yana bir görüntü vermeyeceklerini” ısrarla belirtmekte. TBMM başkanlığı seçiminde de aynı tutumunu daha da katılaştırarak sürdürmekte Devlet Bey.

TBMM başkanının son tur oylamada seçileceği çok açık. Çünkü meclis aritmetiği bunu gerektirmekte. Hiçbir partinin tek başına ilk üç turda TBMM başkanını seçecek kadar vekili yok. Ancak dördüncü turda en çok oyu alan aday TBMM başkanı olabiliyor.

Yukarıdaki aritmetik gerçekler çok açıkken Bahçeli neden ters bir tutum içinde? Bu kadar yalın bir gerçeği neden görmüyor?

Devlet Bahçeli, her şeyin farkında… TBMM’deki matematiksel gerçeği belki de herkesten çok iyi kavramakta…

Bahçeli, TBMM başkanlığında takındığı ödünsüz tutumla CHP üzerinden hesaplar yapmakta. Bu hesapların ilki, AKP adayı Yılmaz’ın kesin kazanacağını gören CHP’yi, İhsanoğlu’nu desteklemeye zorlamak. Zaten grup konuşmasında, CHP’den cumhurbaşkanlığı çatı adayı olan Ekmeleddin Bey’i desteklemesini istedi. CHP’ye, cumhurbaşkanlığı seçimindeki çatının bozulmaması konusunda öneride bulundu. Yılların MHP’lileri dururken İhsanoğlu’nun Bahçeli tarafından TBMM başkanlığına aday gösterilmesi ilginç değil mi?

Peki, diyelim ki CHP’liler üçüncü turda AKP adayının kazanmasının garanti olduğunu görüp Ekmeleddin Bey’i desteklediler. Bu yolla da MHP adayı İhsanoğlu,  dördüncü tura kaldı. Son turda İhsanoğlu’nun seçilmesi için CHP ve MHP’nin oyları yeteli mi? Değil tabi ki… O zaman ne olacak? HDP desteği gerekecek… Bu durumda HDP ikilemde kalacak. AKP ya da MHP adayından birini desteklemek zorunda kalacaklar. Diğer bir seçenekleri ise boş oy vermek ya da genel kurula katılmamak…

HDP, seçim barajını AKP karşıtlığıyla aştı. Bu nedenle TBMM başkanlık seçiminde AKP adayına oy vermeleri durumunda seçim sürecinde söyledikleri boşa gitmiş olacak. Böyle bir durum karşısında MHP, hem AKP’ye hem de HDP’ye “açılım kardeşliği” üzerinden yüklenecek. Her iki partiyi de sıkıştırmayı amaçlayan bir hamle bu.

Peki, Bahçeli, HDP’nin kendi adaylarını desteklemesine ne der? Sesini çıkarmaz. “Desteği biz istemedik, onların kararı…” der, konuyu kapatır. Ancak bu durum, MHP’nin HDP desteğinde CHP ile koalisyonunu gündeme getirir.

Bahçeli’nin CHP’ye yönelik ikinci hamlesi de şudur: Baykal’ın kazanamayacağını gören CHP’li vekillerin üçüncü turda farklı partilere oy verebileceğini düşünmesidir. Böylece ilk iki turda fire veren CHP grubunun biraz daha dağınık bir görüntü vermesini sağlamak.  Böylece olası bir erken seçimde CHP’den oy devşirmek.

Bahçeli’nin hesabı tutmazsa ne olur? AKP’nin koltuk değnekliği bir kez daha kanıtlanır. Bu da kendi açısından çok önemli değil.

                                               Adil Hacıömeroğlu

                                               1 Temmuz 2015