24 Ocak 2016 Pazar

MUSTAFA KOÇ’UN ÖLÜMÜ


21 Ocak 2016 sabahı, Mustafa Koç’un geçirdiği kalp krizi nedeniyle Beykoz Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı haberi neredeyse tüm televizyonlarda birinci haber oldu. Türkiye’nin en büyük patronu, Beykoz’da acil servisteydi. Belki de ömrü boyunca önünden bile geçmediği bir hastanede yaşam savaşı vermekteydi. Çoğu kişiyi şaşkınlığa sürükleyen de bu durumdu.
Öncelikle merhuma Tanrı’dan rahmet, Koç ailesine sabır dilerim.
Mustafa Koç, kalp hastasıydı. Türkiye’nin en büyük özel hastanelerinden birinin sahibiydi. Önemli bir işadamıydı. Sağlık kontrollerini zamanında yaptırdığını düşünüyoruz. Bu sağlık kontrollerinde kalp krizi riskinin belirlenmemesi ilginç. Diyelim ki, belirlendi… Bu konuda bir planlanmanın olmaması büyük eksiklik. Türkiye’nin en büyük holdingini yöneten birinin kalp krizi geçirdiğinde hangi hastaneye, hangi yolla götürüleceği önceden planlanıp belirlenmesi gerekmez miydi? Hatta sağlık sorununu ön plana alarak hastaneye en kısa sürede ulaşabileceği bir yerde evini kuramaz mıydı? Burada öngörüsüzlük, en küçük olasılığı bile değerlendirmeyişin bir ihmali yok mu?
Türkiye’nin patronlarına “Hayır!” diyebilecek danışmanlara, işvereni de olsa yanlış yaptığında ona doğru yolu göstermede ısrarcı olabilecek doktorlara gereksinimi var.
Asıl büyük felaket, Koç’un hastalığının risk durumunun belirlenmemiş olmasıdır. Türkiye’de sağlık sistemi hızla özelleştirilmekte. Özelleştirme, sağlık sistemini mahvetmekte. Kamu kurumları hızla güç yitirmekte. Birçok kamu hastanesine yıllardır bir çivi bile çakılmadı. Kamu hastaneleri lime lime dökülmekte. Özel hastaneler ise süslenip püslenip göz boyamakta. Beş yıldızlı otel konforuyla hastaların, pardon müşterilerin gözleri boyanmakta.
 Ne yazık ki birçok doktor, popülist tavırlarla medyatik olmanın peşinde. Bir televizyonda ekran yüzü olmak için bin takla atanlar az değil. Televizyonlarda popüler olup özel hastanelerde başköşelere kurulanları da unutmamak gerek. Ne kadar popüler, ne kadar ekran yüzüysen o kadar çok hastan/müşterin olmakta. Bu durum, bilim yapmayı, tıbbi yenilikleri izlemeyi, idealizmi yok etmekte.
Mustafa Koç’un Beykoz’dan kendi hastanelerine götürülmesi iyi mi olmuştur, kötü mü? Böyle bir soru sormak yanlış… Çünkü sonuç ortada… Hasta yaşamını yitirmiştir ne yazık ki…
Popüler, göz boyayıcı iş yapmak toplumumuzun en büyük sorunu. Bu durum, neredeyse tüm sektörlerde egemen olmakta. Buna bir de torpil eklenince her şey mahvolmakta. İnsanlar, hak etmedikleri işlerde, üst orunlarda toplum yaşamına zarar vermekteler. Özellikle üniversitelerde idealist, çalışkan, üretken kişilerin yükselmesinin önünün tıkalı olması bir başka sorun. Bilim yuvalarında bile bazı hocaların kişilikli, dik duruşlu asistanlar yerine uysal koyunları araması dikkat çekicidir.
Bir doktor düşünün… İki yabancı dili, üst düzeyde bilsin. Daha uzman olmadan beş makalesi tıp dergilerinde yayımlansın (Bu arada yıllardır öğretim üyeliği koltuğunu işgal edip tıp dergilerinin yolunu bilmeyenler var.) . Güneydoğu’nun bir ilçe hastanesi koşularında yapılmayacak bir ameliyatı başarıyla yapsın ve hastasını kurtarsın. Bu başarı gazetelerde haber olsun. Koca ilçe yediden yetmişe terörle değil de bilimle anıldıkları için gururlansın.... Ama bu idealist doktora öğretim üyesi olma yolu kapatılmakta. Neden mi? Orun sahibi kişileri hoş tutmasını bilmediği için… Bilim namusunu popüler olmaya yeğlediği için…
Sağlık sistemi baştan ayağa değişmeli. Hem de ivedilikle… İdealizmin yok olduğu meslekler halka hizmet etmekte zorlanır. Önce mesleki idealizm…
Özelleştirilen ve popülerlik bataklığına gömülen sağlık sistemi, Türkiye’nin en varsıl kişisinin yoksul kişilerle eşitlemekte hastane acil servisinde. İlginç olan da bu değil mi?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           24 Ocak 2016



1 yorum:

  1. Benzer bir durum, iş sağlığı ve güvenliği alanında var. İş yeri hekimlerinin, ne doğru düzgün muayene yapacak bir Odası ne de yeterli tıbbi aleti var. Varsa yoksa, tüzüksel kağıtları doldurup, arşivleyerek, istihdam edildiği Ortak iş Sağlığı ve Güvenliği firmasının patronu ne buyuruyorsa o yönde rapor hazırlayarak mesailerini dolduruyorlar. İdealist bir kaç hekim çıkıp da bağımsız ve saygın bir denetleme kuruluşu oluşturmuyor. TTB ise sadece maaş zammı için kılını kıpırdatıyor.

    YanıtlaSil