19 Mart 2016 Cumartesi

ABD, ANKARA’YI BOMBALIYOR


13 Mart 2016 günü ABD, Türkiye’nin kalbi Ankara’yı üçüncü kez PKK aracılığıyla bombaladı ve otuz yedi yurttaşımızı katletti. Olay sonrası, Kızılay’daki Güvenpark çevresi savaş alanını andırmaktaydı. ABD ve taşeron PKK, bu kez güvenlik güçlerini değil; sivil yurttaşları hedef almıştı. Bu durum göstermektedir ki emperyalizm, Türkiye’ye topyekûn savaş açmıştır. Bu savaşta sivil, asker, polis, etnik köken, inanç farklılığı gözetmeksizin saldırmakta ülkemize, ulusumuza.
ABD, Türkiye’ye karşı son aylarda beş saldırı yaptı. Suruç, Sultanahmet ve Ankara Gar Meydanı’nı IŞİD aracılığıyla bombaladı. Merasim Sokak ve Güvenpark’taki saldırı da ise piyon PKK idi. Ha IŞİD ha da PKK, ABD için fark etmiyor. Terörün taşeron örgütleri değişmekte, ancak hedef değişmemekte. Hedef ,Türkiye... Hedef, Türkiye’nin bağımsızlığı ve ulusal bütünlüğü... Hedef, Ortadoğu’daki enerji kaynaklarını kolayca sömürmek. Hedef, İkinci İsrail’i kurmak... Hedef, ulus devletleri yok ederek bölgemizi ABD piyonu terör örgütlerinin at koşturdukları bir alan durumuna getirmek...
Israrla vurgulayarak söylüyoruz: Türkiye PKK ile savaşmıyor, hele Kürtlerle hiç değil. Türkiye, ABD-İsrail’le savaşmakta. Türkiye, küresel egemenlerin kendisini köleleştirme saldırılarına karşı haklı bir savunma yamakta. Tıpkı 1919’da olduğu gibi... Dün Anzavurlar, Delibaş Mehmetler, Şeyh Saitler ne ise bugün de PKK odur. PKK, halka karşı suç işleyen ve ABD isteklerini yaşama geçirmek için saldıran bir terör örgütü. Süslü propagandalarla PKK’nın kanlı ellerini, işbirlikçi anlayışını, ihanetçi duruşunu temize çıkarmaya çalışanlar boşuna uğraşmaktalar. Vicdanı olmayan ve emperyalizmin yarattığı bir örgüt, halk dostu olmaz.
Peki, Ankara saldırısı neden yapıldı?
Önce saldırı öncesine gidelim. ABD sözcüleri her fırsatta PKK’ya karşı sürdürülen temizlik operasyonunun bitirilmesi için açıklamalar yaptılar. Bu açıklamalar bölücü örgütü korumak içindi. Emperyalizmin bu kadar çok sevdiği bir örgüt, halkın dostu olabilir mi? Dünyanın neresinde olursa olsun bir örgütün, bir siyasal kümenin haklı olup olmadığı, doğru yolda bulunup bulunmadığı onun emperyalizme göre konumlanmasından anlarız. Emperyalizmin kucağına oturmuşsanız sözünüzle, düşüncelerinizle, varsa silahınızla halkın karşısındasınız. Hele emperyalizmin korumasına, yardımlarına muhtaç bir örgütün halktan yana olması olanaksızlık ötesinde bir şey...
ABD, Ankara saldırısıyla hendeklere gömülmekte olan PKK’ya el uzatmakta. Bu elle onu, hendeklerden çekip çıkarmayı ummakta. Yenilmekte olduğu Ortadoğu’da en sadık müttefikini kurtarma girişiminde bulunmakta. Ne yazık ki bu tür girişimler, hem ABD’yi hem de piyon örgütlerini daha da zora sokmakta. Çünkü Türkiye ve Ortadoğu ülkeleri, ABD’nin, taşeron örgütlerin ihanet dolu yüzlerini daha iyi görmekte.
ABD sözcüleri, açılım/çözüm süreci siyasetine yeniden dönülmesini ısrarla söylemekteler. Çünkü “çözüm süreci” sürdüğü dönemde PKK hendekler kazdı. O hendekleri bombalarla doldurdu. Çözüm süreci boyunca PKK, birçok kentimizde kendi yönettiği özerk bölgeler oluşturmaya başladı. Türkiye’nin bazı kentlerinin bir bölücü örgütçe yönetilmesinin ne anlama geldiğini düşünebiliyor musunuz? Bu durum, topraklarımızın bir bölümünde başka bir devletin egemenliğinin resmen ilan edildiğinin görüntüsüdür. İşte, ABD-İsrail’in dönmek istediği çözüm süreci, bu durumdur. Ne yazık ki Türkiye gerçeklerinden uzak yaşayan kimi sözde aydınlar da bu günlerde “Çözüm süreci de çözüm süreci!” diye tutturmaktalar. Böylece de ABD-İsrail çıkarlarına hizmetin şampiyonluğunu yapmaktalar.
Türkiye, ne pahasına olursa olsun “çözüm süreci” adı verilen bir ihanet sürecine yeniden dönmemeli. Yeniden hendekler kazılmamalı kentlerimizde. Kentlerimiz yeniden silah ve bomba deposu durumuna getirilmemeli. Bugün çözüm sürecinin Türkiye’yi bölmek isteyen ABD’nin bir siyaseti olduğunu sağır sultan bile işitti. Bu konuyu, yeniden gündeme getirmek ABD çıkarlarına açıkça hizmettir.
ABD, beş ay içinde Türkiye’nin başkentini üç kez bombaladı. Bu, açıkça savaş ilanıdır. Asıl sorun şudur: Biz, bu durum karşısında asıl düşman ve onun piyonlarıyla mı savaşacağız, yoksa yapay düşmanlar yaratarak havaya yumruk mu sallayacağız? Öncelikle baş düşmanla savaşarak onun karşısında zafer kazanmalı. Böylece de Türkiye’nin bütünlüğünü korumalı. Sonrasında ülkemizin diğer sorunlarını halletmek çok kolay olacaktır.
Tarih, 1919’da güneş batmayan İngiliz sömürgeciliğini yenerek yok etme görevini önümüze koymuştu. Bu görevi başarıyla yaptık ve mazlum milletlerin bağımsızlık savaşına öncülük ettik. Bugün ise tarih, ABD emperyalizmini tarihin çöplüğüne gönderme fırsatını önümüze koymuş durumda. Eğer ABD emperyalizmini bu haklı savaşımızda yenersek ABD de tıpkı İngiltere gibi dünya egemenliğini yitirecek ve dünyanın ezilen milletleri bağımsızlıklarını kazanacak. O zaman ne duruyoruz? Tarihin altın tepsi içinde sunduğu bu fırsatı değerlendirelim. Dünyanın en kanlı emperyalist gücünü, hak ettiği mezara gömelim.
                                               Adil Hacıömeroğlu
                                               19 Mart 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder