3 Mart 2016 Perşembe

HUKUK TANIMAZ İŞGALCİ


Önce Cumhurbaşkanı(!) Erdoğan’ın eşi Emine Hanım: “Türkiye’nin doksan yıllık enkazını kaldırdık.” dedi. Hanımefendi’nin “enkaz” dediği şey, Cumhuriyet. Tüm varlığını borçlu olduğu Cumhuriyet...
Yobaz topluluğu, yıllardır hep Cumhuriyet’i düşman bildi. Dolayısıyla da Türkiye’yi... Türkiye’yi “dâr-ül harp” olarak nitelediler. Yani “savaş,  kavga alanı” ... Türkiye, savaş alanı olduğuna göre savaşanlar kimler? Bir yanda Türkiye Cumhuriyeti... Diğer yanda emperyalizmin güdümündeki yobaz takımı... İşte Emine Hanım’ın “enkaz” dediği ve kaldırdıklarını söylediği şey, Cumhuriyet. Yani kısaca diyor ki: “Biz bu savaşı kazandık, Cumhuriyet’i yıktık.” Emine Erdoğan’ın bu sözleri zafer sarhoşluğuyla söylenmiş sözlerdir.
Eee, Emine Hanım zafer sarhoşluğuyla konuşur da RTE durur mu? Bir gün sonra geçiyor mikrofonun karşısına ve hukuk sistemine öfke kusuyor. Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül ile ilgili verdiği tahliye kararına isyan ediyor.
RTE: “Bunu kabul etmek durumunda değilim. Karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.” demekte. Neyle ilgili bu öfke? Anayasa Mahkemesi kararıyla ilgili... Yani yargı kararına uymayacağını söylemekte, anayasayı koruyacağına dair yemin eden cumhurbaşkanı(!). Peki, anayasayı en üst düzeyde korumak zorunda olan birisi, bu işi yapmazsa anayasayı kim koruyacak? Bir cumhurbaşkanı, temsil ettiği ülkenin yargı kurumlarıyla sürekli savaşırsa o ülkede hukuk ne duruma gelir acaba?
RTE, kendi hukukunu oluşturmanın peşinde. Çağdaş hukuk kuralları onu rahatsız etmekte. Tarafsız, bağımsız yargı onun sinir uçlarına dokunmakta. Yaptığı işlerden hukuk karşısında sorumlu olmak istememekte. Hatta yargı kurumları karar alırken kendi görüşüne başvurmasını beklemekte. Erdoğan’ın baştan beri başkanlık sisteminde ısrar etmesinin nedeni de bu.
RTE ve AKP’nin anayasa değişikliğini ısrarla istemelerinin nedeni başkanlık sistemi. Hukukun devre dışı olduğu bir başkanlık sisteminden yanalar. Bu, bir nevi padişahlık... Bu nedenle de şeriat hukukunu egemen kılmak peşindeler. “Demokrasi” ve “özgürlük” sözcükleri, diktatörlük zehrinin şekere sarılmış biçimi. Ne yazık ki AKP dışındaki partiler ve birçok dernek, sendika ve meslek odası bu tuzağa düşmekteler. Yani şeker sarılmış zehri yutmaktalar. Bu zehir, toplumu tüm çağdaş değerlerden koparıp Türkiye’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü tehlikeye atacak nitelikte.
Erdoğan ailesi, Cumhuriyet’e ve hukuka topyekûn savaş açmış durumda. Hukuk tanımazlığı alışkanlık edinmişler. RTE, ettiği yemini bozmuştur. Yemin etmemiş sayılır bu durumuyla. Anayasanın emrettiği yemini bozan ya da yukarıdaki sözleriyle anayasaya uymayan bir kişi, cumhurbaşkanlığı orununda işgalcidir. Hele de bu kişi, anayasaya uymuyorsa işgalciliği daha da pekişmiştir. Bu yasadışı durum sona erdirilmeli.
Hukuku tanımayan bir kişi, yarın kendisi ya da partisi seçimleri kaybettiğinde hukuka uyacak mı? Halkın kararına saygı gösterecek mi? Yani, demokrasinin gereği olarak muhalefet görevini yapacak mı? Hiç sanmıyorum.
Diktatörlerin çoğu sandıkla göreve gelir, ancak hiçbiri sandıkla gitmez. Bu gerçeği de anımsatayım istedim.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           2 Mart 2016


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder