23 Mart 2016 Çarşamba

KORKMUYORUZ!


13 Mart’ta Ankara’da patlattı bombayı hain eller... Otuz altı yurttaşımız yaşamını yitirdi.
19 Mart’ta İstanbul’da İstiklal Caddesiydi hedef... Üç İsrailli, bir İranlı turist öldürüldü.
Anakara’yı PKK ile İstanbul’u IŞİD’le vurdu hain el. Kim mi bu hain el? Defalarca yazdık, söyledik... Türkiye’de patlatılan her bombanın, halkımıza sıkılan her mermin arkasında ABD-İsrail var. Bu gerçeği kabul etmeden sorunu çözmek çok zor.
İstiklal Caddesinde patlayan bombadan sonra psikolojik bir harekât başlatıldı sosyal medyadan ve bazı basın-yayın organlarından. Halkı sokağa çıkarmamak, eve kapatmak için uğraş verilmekteydi. Terör karşısında sinmiş, başını evinin penceresinden çıkaramayan bir yurttaş topluluğu olsun isteniyordu. Bu nedenle yalan haber yayma yarışı başladı.
Yalan kolay yayılır her yana. Çünkü şekere sarılmış zehirdir. Şekerin tadı, çeker insanı. İnsan şekerin tadıyla kendinden geçerken yavaş yavaş zehirlendiğinin farkına varmaz.
Sosyal medya ve fısıltı gazetesinde yalan balonları uçurulurken geçmişe gittim, bazı anılar gözümde canlandı.
1983’ün Temmuz’unda askerlik görevimi yapmak için kısa dönem (dört ay) er olarak Antalya Topçular’a gitmiştim. Askerliğimizin birinci haftası dolmuştu ki bir haftalık şeker bayramı izni verildi. Herkes sevinçle izne gitti. İzin bitiminde yeniden teslim olduk birliğimize. Teslim olmamızla erken terhis haberleri yayıldı. Neredeyse herkesin Ankara’da, Genelkurmay’da bir tanıdığı vardı. “Neymiş efendim, falanca bölükteki birisinin Genelkurmay’daki yakını söylemiş, erken terhis olacakmış. Ama sakın kimseye söylemeyin!” Bu tür sözler döner dolaşır, yalanı söyleyene gelir, o da inanır kendi yalanına. Kimse de çıkıp şunu söylemiyordu: “Yahu kardeşim bu askerlik topu topu dört ay, neyin erken terhisi?”
1999 depreminin şaşkınlık zamanıydı. Koca İstanbul neredeyse sokakta gecelemekteydi. Apartmanların küçücük bahçelerinde, duvar diplerinde yataklar, mini mutfaklar kuruldu. Yapıların yıkılmasından korkan yurttaşlarımız evin içinden kaçıp apartmanların duvarlarının diplerine sığınmaktaydılar. Bu, ilginç bir durum tabi ki...
Günün konusu, deprem... Herkesin dilinde deprem... Halkımızın arasından nice deprem uzmanları(!) çıktı o zamanlar... Sosyal medya halkımızın gündeminde olmadığından fısıltı gazetesi, asıl belirleyiciydi kamuoyunun oluşmasında. Neredeyse herkesin Kandilli’de tanıdığı önemli biri vardı. Kandilli’de tanıdığı olmayanların da türlü üniversitelerin deprem profesörleriyle araları sıkı fıkıydı(!).
Tabi, insanların yetkili, önemli kişilerle tanışıklığı olunca istihbaratları da çok oluyor. “Bu gece sabaha karşı şiddetli bir deprem olacakmış. Yan apartmanın bahçesinde konuşurlarken işittim. Kandilli’den haber gelmiş onlara.” Buna benzer yalanlarla dolu yüzlerce balon uçurulurdu dakikalar içinde. Bu nedenle de yurttaş şaşkın, ne yapacağını bilmez bir durumda yazgısına boyun eğmiş olarak gününü miskince geçirirdi duvar diplerinde. O günlerde hep evimde yattım. Beşinci kattaki balkonumdan gökyüzünü doya doya seyrettim. Çünkü sokak lambalarının dışında ışık yanmadığından loş gecede yıldızları görülebiliyordu rahatlıkla. Arada sırada yükselen balonlardaki yalanları işitip eğlendim, kimi zaman da üzüldüm bu duruma.
Bugüne geldik, kentlerde bombalar patlamaya başlayınca fısıltı gazetesi harekete geçti. Neredeyse herkesin MİT’te, poliste bir tanıdığı var. Her saat kendilerine özel bilgiler geliyormuş o kişilerden. Yayılan yalan haberler o kadar çok ki zaman zaman semt adlarında gülünç karışımlar ortaya çıkmakta.
İstanbul’un neredeyse her semtinde canlı bombaların dolaştığı yalanı, kötü bir koku gibi kapladı sosyal medya ve fısıltı gazetesini. Otobüs duraklarında çocuklarını çekiştirerek bekleyen anneler, hastane bahçelerinde canlı bombaların nerelerde dolaştığını kanıtlarla anlatan hasta yakınları, uzak illerden İstanbul’daki yakınlarına telefonla istihbarat bilgileri(!) ulaştıran akrabalar, arkadaşlarına sessizce önemli bir bilgiyi veriyormuş gibi fısıltıyla konuşan yalan yayıcılar, kendisini önemli göstermek için güya ketum davranarak dişlerinin arasından anlaşılmaz sözcüklerle konuşur gibi yapan kimi görevliler, telsiz elinde caka satarken kendisine yaklaşanlara büyük devlet görevlisi edasıyla son gelen bir haberi(!) ciddiyetle anlatan bazı özel güvenlikçiler, dolma sarmaktan, börek yapmaktan yorulup canı sıkılan ve gece gündüz canlı bomba kovalayan ev kadınları, mahalle kahvesinde uyur, uyanık pinekleyen emekliler, yolculuk sırasında kulaklıkları takarak cep telefonuna yumulmuş, sanki Arşimet gibi bir buluşa imza atacakmış tavırlarıyla dünyadan uçmuş dalgın gençler... Hepsi fısıltı gazetesinin gönüllü muhabirleri... Otobüste, trende, metroda, dolmuşta, metrobüste, vapurda...  her yerde fısıltı gazetesi gündem yaratmakta.
Yalan haberler, ardı sıra düşmekte insanların beyinlerine bomba gibi. İnsanları canlı bombalar değil de bu yalanlar öldürecek nerdeyse. Neyse ki toplumumuzda sağduyusunu yitirmemiş insanlar çok. Bombalar patladığında korkmadığını haykıran aydınlarımız, siyasetçilerimiz, yurttaşlarımız var.
İstiklal Caddesinde bombanın patladığı yer bir gün sonra çiçek bahçesine, Türk bayrağı denizine dönüştü. Küçücük pusulalara, kocaman kâğıtlara yurttaşlarımız “Korkmuyoruz! Buradayız!” diye haykırışlarını yazmışlar. Terörün ve onu destekleyenlerin üzerine üzerine yürümüşler el birliğiyle. Sosyal medyanın, kimi basın-yayın organlarının, fısıltı gazetesinin çabalarını boşa çıkarırcasına cesaretle öne fırlamış sağduyulu yurttaşlarımız. Terörün psikolojik savaşını boşa çıkarmak için sokağa çıkmış, caddede yürümüşler.
Terörün istediği şey, insanların boyun eğmesi. Sokağa çıkamaması... Günlük yaşamın durması... Terörü evde oturarak değil, onu sokağa çıkıp alanları doldurarak yenebiliriz. O zaman ne duruyoruz? Hep birlikte haykıralım: KORKMUYORUZ!
                                                           Adil Hacıömeroğlu

                                                           23 Mart 2016

1 yorum:

  1. HAKSIZLIK ETMİŞSİNİZ BE HOCAM

    Nicedir korku toplumu yapıldığımız bir gerçek. Ama bahsettiğiniz konulara bakarak güleriz ağlanacak halimize misali eğlenceli olmuyor da değil hani. Haksızlık etmişsiniz dememdeki kasıt da Avrupa'dan bugün gelen haberler. Bakın Belçika Portekiz maçını Portekiz'e aldılar. Bir çok AB hükümetlerinden sokaklara fazlaca çıkılmaması istendi. Oysa biz ne kadar da tedbirliyiz. Biz önlemimizi olay olmadan alıyoruz. Deprem olmadan deprem olacak diyoruz evlerimizi boşaltıyoruz. Dolayısıyla bir depremde kayıp vermiyoruz!!! Terörü tüm şehirlerimize yayıp, sokaklara çıkmayı azaltıp vereceğimiz kayıpları asgariye indiriyoruz. Savaşı çıkmadan dillendirip evlerimize erzağı stoklayıp aç kalmıyoruz. Bunun neresi kötü Allah aşkınıza. Bir de birilerinin ne zaman gideceğini dillendiren oldu mu, değmeyin keyfimize...

    YanıtlaSil