29 Mayıs 2016 Pazar

AMERİKA’NIN SAVAŞI


PKK/PYD’nin Suriye’nin Rakka kentine düzenledikleri harekâtta ABD askerlerinin kollarındaki YPG ve YPJ armaları gözlerden kaçmadı. Öteden beri PKK saflarında ABD askerlerinin savaştıklarını söyleyenler, böylece haklı çıktı yine.
Peki, YPG ve YPJ nedir? YPG, PKK/PYD’nin askeri kanadıdır. Açılımı da “Halk Koruma Birlikleri”dir. YPJ ise “Kadın Koruma Birlikleri”... Güneydoğu’daki “Hendek Savaşı’”da Türk güvenlik güçleri karşısında yenilen PKK militanları etek giyerek kaçarken onların ağabeyleri durumundaki ABD askerlerinin de etek altına saklanarak YPJ arması taşımaları normaldir.
ABD, Irak ve Suriye’deki çatışmalarda açıkça tarafını belli etmekte. Ortadoğu halklarının karşısında olduğunu hem sözlü hem de eylemli olarak ortaya koymakta. PKK/PYD’nin kendilerinin kara gücü olduğunu defalarca söyledi Amerika sözcüleri. Ortadoğu halklarının karşısında olan ABD’nin Türkiye’ye dost olması beklenebilir mi? Ama ne yazık ki Türkiye’yi yönetenler, bu durumu nedense anlamak istemediler bir türlü. Bu anlamamazlık, Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini tehdit etmekte.
Türkiye’nin Güneydoğu kentlerinde PKK’ya karşı başlattıkları vatan savaşının aslında ABD-İsrail’e karşı yapıldığını defalarca söyledik. Ülkemiz, ABD emperyalizmine karşı bir savunma savaşı yapmakta. Savunduğu şey de vatanı... Bu durumu anlamayan iktidar ve muhalefet partileri havanda su dövmekteler. Bununla da kalmayıp ABD’den iktidar icazeti almak için kendi aralarında yarışmaktalar. ABD’nin barış ve demokrasi söylevlerine inanan aymazlar, Türkiye’yi uçuruma sürüklemek istemekteler. Türkiye, emperyalizme karşı verilen bir bağımsızlık savaşıyla kurtuldu ve kuruldu. Bağımsızlık olmadan ne Cumhuriyet ne de demokrasi olur. Yaşam da olmaz bağımsızlık olmadan...
ABD askerleri, PKK/PYD arması taşıyarak Türkiye’ye açıkça şunu söylemekte: “Ben, bu savaşta PKK’nın yanında, senin karşındayım.” Burada verilen ileti çok açıktır. Tabi anlayana... Bu durum, açıkça hem de dünya kamuoyunun gözleri önünde savaş ilanıdır Türkiye’ye.
PKK’yı solcu ve halk dostu sanarak ona destek veren sol gruplara da bir sözümüz var burada. PKK’nın kuyruğuna takılıp terör örgütüne destek vererek ABD’ye hizmet ettiğinizin farkında mısınız? Ne zamandan beri solcular emperyalizmin maşası oldular? Emperyalizmin maşası olunca solcu ve ilerici olunmaz. En büyük gericilik, emperyalizme hizmettir.
PKK’lılar dün “Biji Serok Obama!” sloganları atmışlardı. Bugünse ABD askerleriyle omuz omuzalar. Her dönemde emperyalizmin piyonu oldular. Kime karşı? Türklere, Kürtlere, Araplara, Farslara ... karşı.
Şimdi sorumuz şu: Güneydoğu’da hendeklere gömülen PKK saflarında ölü ele geçirilen kaç tane yabancı uyruklu terörist var? Bu yabancılar, hangi ülkenin yurttaşı? Ayrıca terör örgütünün kullandığı silahların menşei ne? Hangi dost(?) ülkelerin silahları Türkiye’ye karşı kullanılmakta? Geçen günlerde düşürülen Türk helikopteri kimin silahıyla vuruldu? Bu soruların yanıtları kamuoyuna verilmelidir. Verilmelidir ki dostu, düşmanı tanıyalım.
Tüm olanlardan sonra İncirlik üssü halâ açık mı kalacak? Düşmanı kendi topraklarımızda mı besleyip konuklayacağız? Vatan savaşında gaflete yer yok! Bu savaş, ABD’nin savaşı... PKK ve IŞİD piyon... Türkiye, ABD ile savaşını kazanmak zorunda. Çünkü var olmak için buna mecburuz.
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           28 Mayıs 2016




9 Mayıs 2016 Pazartesi

DAVUTOĞLU KİMİN ADAMI?


Başta muhalefet partileri olmak üzere bazı çevreler, Davutoğlu’nun başbakanlık ve AKP genel başkanlığı görevlerinden alınmasını demokratik bulmamışlar.  Biraz daha ileri giderek “Serok Ahmet”ten bir demokrasi kahramanı yaratmaya çalışmaktalar. “Serok” sıfatını kendi kendine almıştır Diyarbakır gezisinde. Yoksa ona bu sıfatı veren başkaları değil.
Ha, unutmadan da söyleyelim... Aynı Diyarbakır gezisinde temsil ettiği Türkiye Cumhuriyeti yasalarını hiçe sayarak kentimizin resmi adını bir yana bırakarak feodaliteyi çağrıştıran “Diyarbekir” sözünü kullanmıştır. Anlaşılacağı üzere bu gezide açılımcılık, feodaliteyi hortlatma vardı.
Her zamanki gibi liberallerin kuyruğuna takılan TBMM’de temsil edilen muhalefet partileri, “Serok Ahmet”in görevden el çektirilmesinin antidemokratik olmadığını söylemekteler. Peki, bu doğru mudur?
Davutoğlu, bulunduğu görevlere nasıl geldi? Önce bu sorunun yanıtını verelim. “Hoca”nın siyasal geçmişi yok! AKP’ye önce Abdullah Gül’ün dış politika danışmanı olarak katıldı. Daha sonra TBMM dışından dışişleri bakanı oldu. 2011 seçimlerinde de milletvekili seçildi. Bugün Türkiye’nin başındaki bütün belaların gelmesinin mimarıdır kendisi. “Stratejik Derinlik” saçmalığıyla BOP’un oyuncağı olmuş bir dış politika oluşturmuş, bu da Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmiş. “Komşularla sıfır sorun” diyerek ortaya çıktı, sonunda “sıfır komşulu” bir Türkiye kaldı geride. Ergen çocuk hayalleriyle dış politika oluşturmaya çalıştı. Sonunda yalnızlaşan bir Türkiye var. Buna da “Değerli Yalnızlık” adını koydu hazret.
Davutoğlu’nu en büyük hayali, Osmanlıyı yeniden diriltmek. Bu nedenle de “Yeni Osmanlıcılık” hayaliyle ABD projelerinin hizmet eri oldu ne yazık ki...
RTE, cumhurbaşkanı seçilince AKP genel başkanlığı ve başbakanlık boş kaldı. Sözden çıkmayan, Erdoğan’ın dediklerini yapacak, kısacası sahibinin sesi olabilecek birine gereksinim vardı. Bu konuya en uygun Davutoğlu bulundu ve bu görevlere RTE’ce getirildi. Yani anlaşılacağı üzere bu görevlere seçilmedi Davutoğlu, atandı. Şimdi bu göreve geliş demokratik mi? Değil... O zaman görevden gidiş nasıl demokratik olacak? Liberallerin kuyruğundaki muhalefet bu adamcağızın göreve geliş biçimini neden eleştirmediler zamanında? Unutulmasın ki, bir kişi nasıl gelirse bir göreve öyle ayrılır o görevden. Davutoğlu’nu RTE getirdi, RTE de götürdü.
Gelelim yazımızın başlığına... Davutoğlu’nun gidişine en çok üzülen kim?
Dünyaca ünlü Amerikan merkezli dış politika dergisi Foreign Policy: “Amerika Ankara’daki adamını kaybetti.” diyerek Davutoğlu’nun kimlerin işine yaradığını açıkça söylemiş.
Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada ise: “Başbakan Davutoğlu, ABD’nin iyi bir ortağıydı.” denmiş.
Şimdi akla şu soru gelmekte: ABD’nin Davutoğlu aşkı nedendir? Anlatalım... Davutoğlu’nun uyguladığı dış politika, a’dan z’ye ABD çıkarlarına hizmet etti. “Hoca”nın stratejik derinliği, Ortadoğu’yu alt kimlikler savaşına sürükledi. Başta Türkiye olmak üzere tüm komşuların güvenliği tehlike altına girdi.
Davutoğlu’nun görevden alınmasıyla bir dış politika değişikliğinin olacağı olasıdır. Halkımız “Her şerden bir hayır çıkar.” der. Davutoğlu’nun gidişiyle Türkiye’nin Suriye ile barışma iradesi dünden daha güçlü olacaktır. Rusya ile ilişkilerin düzelme olasılığı düne göre daha çok artmıştır. Suriye ve Rusya ile ilişkilerin düzelmesi, tüm bölgede olumlu rüzgârların esmesine neden olacak. Bu da Türkiye’nin lehinedir.
Davutoğlu’nun gidişine ABD üzülüyorsa biz sevinmeliyiz. Çünkü Türkiye’nin çıkarları Amerika ile çatışmakta. ABD’nin çıkarına olan Türkiye’nin aleyhinedir. ABD  çıkarlarına hizmet eden biri Türkiye’nin başından gidiyorsa bu, hayırlıdır.
Davutoğlu’nun peşinden ağlayan muhalefete gelince... Onlar gözyaşlarıyla ABD’ye yalvarmaktalar. Demekteler ki: “Davutoğlu gitti, ama biz varız ABD’ye hizmet için. Bizi görün!”
Türkiye, ABD’den uzaklaşarak Avrasya’ya yaklaşmakta. Olması gereken yere doğru gitmekte Türkiye. Bu durum AKP’nin iradesiyle değil; tarihin, koşulların ve halkın zorlamasıyla olmakta. Unutulmasın ki dünya ülkeleri arasında ABD karşıtlığının en yüksek olduğu ülke, Türkiye.
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                       8 Mayıs 2016



8 Mayıs 2016 Pazar

YOL MU, YOL ARKADAŞI MI ÖNEMLİ?


Başbakan ve AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, her iki görevinden de tereyağından kıl çeker gibi çekilip olması gereken yere gönderildi. Bu durum karşısında Davutoğlu’nun açıklaması ilginçti. Kendince bir şeyler söyledi.
Derin felsefi(!) sözler ettiğini sanan biri Davutoğlu. İdealist görünmeye çalışmakta. RTE’nin görevinden el çektirmesi karşısında da yüreğe dokunacağını sandığı sözler etti. Doğaldır ki yüreğe dokunacak sözleri, yüreği olanlar anlar. Davutoğlu, ilkokul müsamerelerine çıkan çocuklar gibi. Yaptığı işi de bu ciddiyetle (!) yapmakta. Sürekli ağzı kulaklarında... Her sözünde din sömürüsü var.
“Refik ve hedef önemliyse hepimizin muhasebe yapması gerekiyordu. Refiklerimin de benim de. Cumhurbaşkanımız dâhil, siyasi tecrübesine güvendiğim dostlarımla istişareler neticesinde, AKP’nin birliği, devamı için refikin değişmesindense genel başkanın değişmesi fikri bende hâsıl oldu.” demekte Davutoğlu. Bu sözleriyle “refik”in hedeften, yoldan daha önemli olduğunu belirtmekte erken ergen psikolojisinin egemen olduğu müsamere çocuğu.
“Refik” sözcüğünün TDK Büyük Sözlükteki anlamı “arkadaş, dost”. Davutoğlu, demek istiyor ki “Benim için ideallerim, gittiğim yol önemli değil, önemli olan arkadaşlarımdır.”
Ünlü şairimiz Tevfik Fikret: “Hak bellediğin yolda yalnız gideceksin.” demekte. Yani önemli olanın yanındakiler değil, hak bellediğin yolundur. Eğer davanın doğruluğuna inanıyorsan amacına ulaşmak için tek başına da olsan yolundan, davandan dönmeyeceksin. Buradan anlaşılacağı üzere Davutoğlu’nun gittiği yol hak yol değil. Değil ki yoldan vazgeçerek “refik”leriyle yürümek istemekte. Aslında Fikret’in bu özdeyişi, devlet adamı olmanın, vatanseverliğin de ilkesini ortaya koymakta.
Hz. Ali: “Hakikatin hatırı, dostun hatırından üstündür.” demekte. Bu sözle hakikatin yanında yer almanın erdemi anlatılmakta. Diyelim ki dostumuz hep yanlış işler yapıyor, onun bu yanlışlarını onaylamak zorunda mıyız? Yanlış olduğunu bile bile dostumuz diye birine boyun eğmemiz mi gerekmekte. Dostumuzun hatır var diye tüm toplumun geleceğini ilgilendiren haklı bir yoldan dönecek miyiz?
Davutoğlu gibi görevlerine arkadaş sandığı kişilerce atananlar ne Fikret’i ne de Hz. Ali’yi anlayabilir. Bu iki büyük bilgeyi anlamak için erdemli ve cesaret dolu bir yürek, derin bir ulus sevgisi, aydınlık bir beyin, özgür bir akıl gerekmekte. Kula kul olmayı düşünce ve ideal sanan kişilerin bilgeleri anlaması olanaksız. Davutoğlu’nun hakikatin peşinde koşması için kırk fırın ekmek yemesi gerek. Bu da olanaksız.
Doğru yolunuz varsa zaten o doğru yolda doğru insanlarla yolunuz kesişir. Yanlış yoldaysanız, doğru kişilerle karşılaşıp dost olmanız çok zor. Davutoğlu’nun “refik”lerinin doğru mu eğri mi olduğuna gelince... Bu kararı da siz verin!
                                                                       Adil Hacıömeroğlu
                                                                        7 Mayıs 2016