3 Mayıs 2017 Çarşamba

BAYKAL’IN TESLİMİYETİ

                                              
CHP’nin kasetle giden eski genel başkanı Deniz Baykal, 1Mayıs 2017 akşamı bir özel televizyonda soruları yanıtladı. Önce günün anlamına uygun bir açılış yaptı. İşçi bayramının öneminden söz etti. Ardından halkoylamasındaki usulsüzlükleri ve başkanlık rejiminin sakıncalarını anlattı uzun uzun. Daha sonra asıl anlatmak istediği konuya geldi. Yaşamı boyunca kurultaylar toplamakla ün salmış Baykal, yeni bir kurultay isterken sözü çok dolaştırdı. Hatta söyleşinin sonuna doğru ne demek istediği ancak anlaşıldı. Bu çelişkili durum, hem programı yöneten Ahmet Hakan’ı hem de izleyicileri şaşırttı.
Türkiye’de muhalefetin en büyük açmazı, iç politika konularını tartışırken “Bu konuya Avrupa ne der? Bunu dünyaya nasıl anlatırız?” sorularını ortaya atmalarıdır. Bu anlayış, emperyalizme boyun eğen ve büyük güçlerin isteği doğrultusunda siyaset yapmayı alışkanlık durumuna getirenlerin halkına güvenmemelerinden kaynaklanmakta. Ayakları Türkiye topraklarına basan siyasetçi bir konuyu eleştirirken “Türk Milleti ne der? Yaptıklarımız, halkımızın çıkarına mıdır?” sorularını sormalı. Ne yazık ki Deniz Baykal da Avrupalıların gözüyle Türkiye’deki siyasal gelişmeleri değerlendirmekte.
Baykal PKK ile HDP’yi birbirinden ayrı tutmakta. HDP, PKK’dan ayrıymış gibi bir hava yaratmakta kamuoyunda. Bunu yaparken de Ahmet Türk’ü öne çıkarmakta. Onu “Kürtlerin temsilcisi” olarak ilan etmekte. Türkiye’yi kuran bir partinin genel başkanlığını yapmış, Atatürk’ün koltuğuna oturmuş bir siyasetçinin ulus devlet anlayışına ters düşecek, bölücülerin siyasete soktuğu etnik kimlik siyasetini meşrulaştıracak bir söylemde bulunması kabul edilemez. Türk siyasetinde “Kürtler” diye bir siyasal grup yok! Bunu var etmeye çalışan Batılı emperyalistlerle onların işbirlikçileri... Üstelik Ahmet Türk de Kürtlerin temsilcisi değil. Son dönemdeki gelişmeler göstermektedir ki Kürt yurttaşlarımız, hızla PKK/HDP çizgisinden uzaklaşmakta, Türkiye’nin birliği yönünde tavır almaktalar.
TBMM’deki başkanlık rejimiyle ilgili anayasa değişikliği sırasında, HDP eş genel başkanlarının ve bazı vekillerin hapiste olmasının demokrasiye uygun olmadığını vurguladı Deniz Baykal. Bir nevi Demirtaş ve arkadaşlarının avukatlığına soyundu. Nedense bugünlerde bazı CHP’lilerde Demirtaş aşkı yükselmekte.
Emperyalizme karşı mücadelenin içinde kurulmuş CHP’nin genel başkanlığını yapmış birinin ulus devleti bölmeye yönelik söylemlerde bulunması gaflettir. Halk etnik kökenlerine uygun olarak mı siyasette yer alacak Deniz Bey?
Deniz Baykal, söyleşinin ortalarına doğru hayır oylarının çözümlemesine girişti. Yüzde kırk dokuzu kimlerin oluşturduğunu anlattı. Bu yüzde kırk dokuzun cumhurbaşkanı adayının kim olacağının belirlenmesi gerektiğini söyledi. Kılıçdaroğlu’na, şimdiden cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklamasını istedi. Bu arada “ben istemem yan cebime koy” havası içinde Deniz Bey. Kılıçdaroğlu’nun adaylığının olanaksız olduğunu herkes gibi Baykal da bilmekte. Böyle bir adaylık söz konusu olduğunda RTE’nin en rahat seçimi kazanacağını en iyi Baykal bilir.
Neyse… Deniz Bey, futbol deyimiyle topu ortada çevirdi çevirdi en sonunda ağzındaki baklayı çıkardı. Abdullah Gül’ün adaylığına yeşil ışığı yaktı. Bu ikinci Ekmeleddin olayı tabi ki…
Gül’ün adaylığı kimin isteği? ABD’nin… Peki, Gül’ü parlatmak, onu olası bir adaylığa hazırlamak CHP’nin eski ve yeni genel başkanlarının işi mi? Daha önce birçok kez Kılıçdaroğlu da Gül’ün tarafsız cumhurbaşkanlığını örnek gösterip onu, elinden geldiğince parlattı. Şimdi sıra Baykal’da…
Şimdi asıl soru şudur: CHP’nin eski ve yeni genel başkanlarının aklına neden Atatürkçü bir cumhurbaşkanı adayı gelmez? Atatürkçü bir cumhurbaşkanı adayının yüzde kırk dokuzu da yüzde elli biri de birleştireceğini, Türk Milletini bir arada tutacağını Kılıçdaroğlu ve Baykal bilmez mi? Böyle bir durumun Türkiye’nin iç ve dış sorunlarını çözeceğinin farkında değiller mi?
Deniz Bey’i dinlerken ister istemez kendime sordum: Yeni bir kaset mi var piyasaya sürülecek? Bu teslimiyet nedendir? CHP kasetle giden, kasetle gelen iki siyasetçiden tez zamanda kurtulmalı. Kaset komplosunu yapanların CHP’yi biçimlendirme isteğini ters çevirmeli. Yoksa, bu gidiş, gidiş değil! CHP’nin Atatürk ve Cumhuriyet’e bağlı tabanı ne zamana dek susacak? Ne zaman taban, partisi üzerindeki emperyalist oyunlara “Dur!” diyecek?
                                                           Adil Hacıömeroğlu
                                                           3 Mayıs 2017




1 yorum: